11.2011/01.2012 LMYO Şantiye Haberleri / Lüleburgaz

Kasım 25th, 2011 § Yorum yapın

LMYO sosyal ve eğitim tesisi yapısı

Kırklareli Üniversitesi Lüleburgaz Meslek Yüksek Okulu, iki eğitim yapısından oluşan, belirli bir plana göre büyümeyen, çok büyük bir araziye sahip olduğu halde bir kampüs planına sahip olmayan bir yerleşke.  Hatta bu ek yapının projelendirildiği zaman diliminde tek bina bulunduğu ve yapının uygulamaya geçme sürecine kadar hiç bir yerleşim planına uymayan ikinci binanın da bir  “tip okul binası” olarak mevcut alana profesyonel bir planlama olmadan yerleştirildiği bir alan.

Kampüste tek bina varken binanın ihtiyaçlarına göre ve araziye yerleşimine göre  planlan bu sosyal yapı; kafeterya, yemekhane ve iki adet çok amaçlı amfiye sahip olacak yapının tüm mekanları çok amaçlı etkinliklere olanak sağlayacak biçimde tasarlandı.  Ancak, uygulanmaya başlanacağı zaman yeni bitirilmiş ikinci okul yapısının varlığı gözardı edilemeyeceği için konumu yeniden sorgulandı ve alan içinde en uygun konum, yeniden araştırılarak yapımına başlandı.

Konumlanmasında seçilen temel kriterler;  iki eğitim yapısına nasıl hizmet edeceği, oradaki sosyal yaşantıyı nasıl çoğaltabileceği oldu.  Ufku olabildiğince açık her mevsimde farklı bir manzaraya sahip doğal peyzajına bakan oturma alanları ve terasları olan bu yapı;  farklı mevsimlere göre açık ve kapalı olarak pek çok etkinliğe olanak sağlayarak; kampüse yapılacak bundan sonraki yapılar için de bir referans noktası olmayı hedeflemektedir.

Yapım aşamasında üst katının imalatlarına geçilen bu yapının; belki de en önemli özelliği aynı yapı olmasına karşın katların birbirinden bağımsız olması, üst katlardaki amfiler ve teraslarına dış mekandan ulaşılmaları, sanki iki bina üst üste konmuş gibi… Bu özellik kalabalık kullanımları ve kampüsteki açık alanda yer alan sosyal kullanımları arttıracak; yapının daha çok kişi tarafından kullanılmasına olanak sağlayacaktır. Gerektiğinde hem aktiviteleri ve kalabalıkları ayırmak, gerektiğinde de bir arada olmalarını sağlayacak basit, mekansal bir kullanım sağlanmış olmaktadır.

Kamusal ve yoğun kullanıma sahip bir yapı olması nedeniyle kaplamasız, sıva-boya ve bakım gerektirmeyen malzemeler kullanılmıştır. Modüler ve prefabrik sistemlerele üretilen, tüm tesisatların kaplama ardına gizlenmeden açıkta olacağı  bu yapı kampüsteki  diğer iki yapının aksine  sadece fonksiyonel işlevleri karşılamak hedefli olmayan bir eğitim yapısının peşine düşmektedir.

Burada da mimarlık devreye girmekte; sadece bina olmayı değil, mekanları, kullanımları, imkan verdiği sosyal ilişkileri, aurası, hissettirdikleri, düşündükleri ile bir bütün olmayı devreye sokmaktadır. Basit bir yapı olmasına rağmen her noktası düşünülmüş bir çaba olarak yüklenicisinin elinde ne kadar görünür olacak merakla beklemekteyiz.

Boğaçhan Dündaralp / Lüleburgaz Belediyesi  Kentim-Kendim dergisi, sayı:15 /temmuz-eylül 2011 

arkitera  haber linki için tıklayınız…

2011/10 BAKANAK/ IABA (International Architecture Biennial) Deneysel Mimarlık İşleri / Antalya

Ekim 31st, 2011 § 5 Yorum



Şu anda Bakanak içinde yer alıyorsunuz;
Bulunduğunuz nokta; farklı çağ ve medeniyetlerin biriktirdiği yapısal mirasın birbirleriyle bağlarının sizin gözleriniz aracılığı ile yeniden inşa edilebileği bir nokta:
M.S. 130 yılında Roma İmparatoru Hadrian’nın Antalya’ya ziyareti sebebi ile inşa edilmiş Hadrian Kapısı (Üç Kapılar); kapının iki tarafında, kapı ile aynı zamanda yapılmadığı bilinen, güneydeki Julia Sancta Kulesi olarak anılan, kuzeydekinin ise alt kısımları Antik Çağ’a ait, üst kısmının Selçuklular zamanından kaldığı bilinen, süslemesiz blok taşlardan yapılmış iki kule; kapının ardında da Helen Devri temelleri üzerine inşa edilmiş, Roma, Selçuklu, Osmanlı yaşantısının birbiri üzerine katlanarak XIX. yüzyılın sonlarına kadar gelişmiş eski Antalya… Bir diğer tarafta da yıkılmış Karakaş Camisi’nin çeşitli tarihi dönemleri simgeleyen değerlerle, yakın dönemin yapıları arasında mimari ve kentsel tasarım boyutlarında uygun bir bütünlüğünün sağlanması amacıyla 1991-2002’ ler arasında titizlikle yeniden inşa edilmiş hali…
Bakanak ise tüm bu katmanların aksında ve kesişiminde yer alan, 3 km çapında bir alanda izlerini sürebileceğiniz bu tarihsel katmanların birbirileri ile bağlarını keşfetmenizi ve ilişki kurmanızı sağlayacak bir araç:
… 1800 yılda ayağınızın altında birikmiş 2.5 m’lik toprak dolgunun olmadığını, İmparatorun arabası ile kente girişini hayal edebilir; farklı dönemlerde muntazam kesilmiş taşlarla yapılmış kapı ve kalenin taşları ile karşısındaki caminin ona tezat oluşturacak kadar farklı, onunla yarışma içine girmeden, mütevazi ve tasarruf içinde olma haline bakıp, farklı ‘zaman ve kültür’ anlayışlarını düşünebilir; ‘taş’ dediğimiz aynı malzemenin birinin şavaş ve güç ölçeğinde diğerinin insan ve dini anlayış ölçeğinde nasıl form bulduğunu anlamaya çalışabilirsiniz… Yeni bir cami olmasına karşın neden her yerde görmeye alıştığımız tarihselciliği bir kılıf gibi kullanan o Sinan kopyası betonarme camilere benzemediğini, neden caminin kubbesinin bakırla kaplanmak yerine, geleneksel kiremit ile kaplandığını, kubbenin tepesinde niye havalandırma-ışık çatı feneri olduğunu sorabilir, bunların bilgisine hemen oracıkta yanıt bulabilir, hangi iklim ve kültürde yapı yaptığını unutan bugünün imar anlayışına, kötü yapılı çevreye bilinçli bir eleştiride bulunabilirsiniz. Gözleriniz başka gözlerin göremediği kim bilir daha neler keşfedecek?

“Yeni manzaralar keşfetmek yerine yeni gözler geliştirmeliyiz.” Marcel Proust








Now, you are inside BAKANAK;

At the point where you are now; is where connections in-between accumulated structural heritage of different civilizations, ages may be reconstructed through your eyes:

The Hadrian Gate (The Three Gates); which was built for the visit of Roman Emperor Hadrian to Antalya in 130 A.C, Julia Sancta Tower at the south; which was known to be built at a different time than the gate; two towers at the north from Ancient Ages; upper part of which was built by The Seljuks from block stones; and old Antalya; which was spread until the end of the XIX. century by the aggregation of Roman, Seljuk and Ottoman empires; constructed on the foundation of Hellenistic Era; beneath the door…. Furthermore; newly reconstructed state of Karakaş Mosque; which symbolizes various cultures and ages, as renovated between 1991-2002 for the purpose of acquiring a sufficient integration between the structures of the new era and scale of urban design in terms of historical values…

The BAKANAK, located at the axel and intersection of all these layers, is a medium which will enable you to track down and discover the relationship between these historical phases, covering an area with a 3 km diametes:

You can imagine; witnessing the emperor entering the city with his carriage; without the presence of the 2.5 m soil filling under your feet; or you may think about different times and cultures by looking at the gate and the castle, being made of stones, standing against the mosque, which has been constructed in a modest and mystic manner far from any competition… Or you can try to understand the different formations of ‘stone’; in the concept of war and power; or, in the concept of faith and religion… Apart from the fact that this is a new mosque; you may ask, why does this mosque not look like those concrete, Sinan copy mosques which use historical features as a ready-made cover; or why is the dome of the mosque covered with traditional roof tiles rather than copper; or why there is a roof lighter at the top of the dome. You can get answers to all these questions at the spot; as well as you can have your own environmentally-friendly critics about today’s building concept; which has forgotten the culture and climate of these soils. Who know what your eyes will discover; more than another one can see?

The real voyage of discovery consists not in seeking new landscapes, but in having new eyes.” Marcel Proust

iaba bienal sitesinden bakmak icin tıklayınız.
proje içeriklerine ulaşmak için tıklayınız.
haber bilgisine ulaşmak için tıklayınız.
haber bilgisine ulaşmak için tıklayınız.
haber bilgisine ulaşmak için tıklayınız.

2011/01: [mts] proje 1 / reading the informal city

Ağustos 1st, 2011 § Yorum yapın

İTÜ, MİMARİ TASARIM YÜKSEK LİSANS PROGRAMI
MİMARİ TASARIM ARAŞTIRMA LABORATUARI / [mts] PROJE 1:
2010-2011_Güz yy
Prof. Dr. Ayşe Şentürer, Ar. Gör. Bihter Yılmaz
İ. Akpınar, M. Aksoy, O. Avcı, S. Aydınlı, Ö. Berber, B. Dündaralp, A. Erdem, E. Homsi, A. İnceoğlu, H. Kahvecioğlu, N. Kahvecioğlu, B. Kürtüncü, E. Sezgin, A. Şenel, F. Yürekli

GİRİŞ:

“Mimari Tasarım Yüksek Lisans Programı, Proje 1/Mimari Tasarım Araştırma Laboratuarı’nın amacı eleştirel, kuramsal, ve deneysel mimari tasarım uygulamaları için bir ortam sunmaktır. Mimarlıkta eleştirel tasarım yoluyla araştırma ve kuram üretmek olarak da tanımlanabilecek ve bu özelliği ile bir laboratuar olarak da görülebilecek olan Proje 1, aynı zamanda kişisel düşünceler, deneyimler ve uygulamalar yoluyla bir mimarlık ve tasarım yaklaşımı inşa etmeyi hedeflemektedir.

Proje 1/Laboratuar’da, kentsel yapılara odaklanılacak, kent bağlamında mimari araştırmalar yürütülecek ve çağdaş kent yaşamını oluşturan “karmaşık” kentsel yapılar aracılığıyla mimarlık ve tasarıma yeni bakış açıları getirilecektir. Geniş bir spektrum içinde ele alınabilecek olan bu araştırmaların bu yıl için ana teması ise, ‘KENTSEL KONUT_YENİDEN, BUGÜN’ olarak belirlenmiştir.

Günümüz kent yaşamının değişen özelliklerine bağlı olarak ortaya çıkan, kavrayış (algılama ve analiz), temsil ve tasarımın yeni yollarını düşünmek ve araştırmak Laboratuar/Proje 1′ in diğer bir hedefidir. Kendine özgü Metropol özellikleriyle, bütün alan çalışmaları ve tasarım uygulamalarının konusu olacak “İstanbul” üzerine yeni bilgi, spekülasyon, gelecek projeksiyonları ve tasarılar üretmek ise Mimari Tasarım Araştırma Laboratuarı / Proje 1 için hedeflenen tasarım alanıdır.” – proje dosyasından

BİR ARAŞTIRMA MİMARLIĞI DENEMESİ: MTS 1 

Mimarlık ve tasarım çalışmalarıma bağımsız başladığım 2005 yılından bu yana ‘urban’ temalı araştırma projeleri yürütüyor; bu çalışmaları hem akademik platformlarda hem de bağımsız gündelik pratikler içinde sunma, sergileme ve tartışma imkanı buluyorum. Önceki yıllarda “kent-mimarlık-tasarım”  ilişkilerini odağına yerleştirmiş bu ders kapsamında çeşitli seminer ve panellere davetli olarak katılarak bu çalışmaların arkasında yatan fikir ve süreçlerin deneyimlerini aktarma fırsatım olmuştu. “KENTSEL KONUT_YENİDEN, BUGÜN, İSTANBUL” temalı bu dönemki çalışmanın; hem konu olarak hem de işleyiş olarak bu çalışmalarımla parallelliği nedeniyle stüdyonun işleyişine katılma daveti benim için ayrı bir önem taşıyordu.

Bu sürecin yayın adına tarafımdan değerlendirilmesinin farklı katmanlar taşıdığını belirtmemde fayda var. Dolayısı ile bu katmanlılık halini iç içe ifade etmek yerine biraz ayrıştırarak değerlendirmenin daha faydalı olacağını düşünüyorum. Bu nedenle kendi konumlanmamdan kaynaklarak kavradığım bu katmanları şu başlıklar altında ifade etmeye çalışacağım: Ortam-bağlam, mesafe-konumlanma ve katkılar-üretimler.

Ortam-bağlam:

Yapılacak çalışmanın mimari tasarım kürsüsü çatısı altında yapılması, yüksek lisans programının bir parçası olması, kent-mimarlık-tasarım ekseninde bir  eleştirel, kuramsal ve deneysel mimari tasarım odaklı araştırma ve paylaşım ortamını amaçlıyor olması, aynı zamanda ‘tez’ olarak hazırlanacak şey için bir laboratuar olarak görülmesi ve katılımcıların bu ekseni tartışmaya açacak kendi temsil yollarını da bu eksene göre üretmesinin beklenmesi benim ilk başta ’ortamı’ tanımlamama yardımcı olacak  koşullar olarak görülebilir.

Mesafe-Konumlanma:

“Bu ortam-bağlam çerçevesinde katılımcıların  ve yürütücülerin konumları nasıl tarif edilmeli?”, “Üretimleri ve bu üretimlere dair değerlendirmeler nasıl kavranmalı ve tartışılmalı?” soruları benim bu ortamda kendimi konumlandırmam için başka önemli referans noktalarını oluşturmaktaydı.

Kafamda oluşan ve benim kendimi konumlandırdığım çerçeveyi şöyle tarif etmiştim:Bu çalışmanın bir eğitim ortamında yapılması, katılımcı-öğrencilerin yüksek lisans dersi kapsamında yapıyor olması ve bir tez/araştırma dünyasına yönelik bir hazırlık hedefi taşıması, bu araştırmayı yapacak olan katılımcıları bir mimar/tasarımcı ve ürünlerinin de bir mimari tasarım projesi olmasından öte bir çalışma haline getirmektedir. Lisans eğitimi, proje dersi bağlamında bir mimar adayını bir problemle karşı karşıya kaldığıında onu nasıl kavradığını, kavradığı dünyayı kendi araçları ile nasıl bir tasarım sürecine dönüştürdüğünü ve bu süreci nasıl geliştirdiğini değerlendirirken ürünü bir ‘yapı’ projesine indirger. Lisansüstü ortamı ve MTS1 kapsamında yapılacak çalışma ise ‘Kentsel Konut’ olgusuna yönelik kavrayışların irdelenerek, bu irdelemenin yüzyıl içindeki gelişmeler çerçevesinde arka planını hem kuramsal hem de ürün bazında incelenmesini; bu anlama araştırmasını belirleyecek olan, belli bir sahaya odaklayarak o sahanın gelişim dinamiklerini ‘kentsel konut’ olgusu üzerinden yeni kavrayışlar üretebileceğimiz zengin bir tasarım dünyasına açaçak bakışların ve bilgilerin üretilmesini beklemektedir. Burada katılımcılar için temel fark, bir tasarım gerçekleştirerek bunu değerlendirmekten çok mimari tasarım pratikleri üzerinden birikmiş bilgi birikimini yeniden yorumlayarak ve eleştirel tasarım metodlarını kullanarak ölçülebilir, kavranabilir, tasarımın biricikliği içinde ve bireysel dünyalarda kaybolmayacak belli bir saha çalışması üzerinden üretilmiş yeni bilgi paketine ulaşmak olarak görülmektedir. Dolayısı ile çözüm odaklı tasarımcı-mimar ürünü değil; kavrayışları arttıracak, görünmeyeni görünür kılacak, araştırma ve kuramsal ‘mimarlık bilgisi’ alanına dahil olabilecek ürünlerdi beklenen ya da beklediğim…

Bu beklentilerle kendi konumlanmam adına ders kapsamında sunumunu yaptığımız ‘urban.annex’ projemiz gibi ofiste yürüttüğümüz diğer ‘urban’ temalı benzer projelerde de gündeme getirmeye çalıştığımız;  mimari tasarımı bir ‘problem çözme’ eylemine indirgeyen genel kabulü ve refleksi bu ortamda da sorgulamak için iyi bir fırsat doğmuştu.

Kent, ilişki-ilişkilenme formları üreten bir yapıOnunla ilişkiye geçerken kavrayışlarımızı sürekli geliştirmek, yenilemek, tazelemek zorunda kalacağımız  bir devinimde, kendi katmanlılığı içinde gelişirken, mimarlık disiplinini ve mimar pozisyonlarını bir tür çaresizliğe itiyor; ‘problem çözme’ iddiası beyhude bir çaba halini alıyor. Çoğunlukla da koşullara ‘teslim’olma halini getiriyor. Mimarlık üretiminin bugün karşılaştığı durumlar düşünülünce; ‘yeni’ durumlara, ‘eski-bildik’ yanıtların üretilmesi ile sonuçlanan hızlı bina üretimine bakarak hem bu ‘rol’ü hem de ‘yapı üretim süreçlerini’ neden yeniden sorgulamamız gerektiği daha açık görünüyor.

Kentin bugün farklı ölçeklerde ürettiği makro-mikro ilişkiler zinciri ile mimarlık terminolojmizde yer alan ‘işlev’/‘program’ kavramlarının içeriklerini tersyüz ediyor. Son dönemde kentin bu yapısının biz mimarlar için yeni bir öğrenme modeli sunduğuna inanıyorum. Benim öğrencilik yıllarında aldığım modernist eğitimin deterministik ‘program’ anlayışının kent mekanında işlemediğini görmek, kentlinin kendiliğindenlik içinde farklı kullanım biçimlerini gözlemlemek, bizim ‘program’ dediğimiz şeyi sorgulamamıza imkan veriyor. Bu anlamda kent mekanı, makro ölçekte anlama çabalarından öte, ‘deneme’ye çağıran, yeni ilişki biçimlerini açığa çıkaracak  pek çok imkanı deney alanı, mikro ölçekteki hareketlerin kenti nasıl dönüştürebildiğini gösteren bir ortam sunuyor.

Kent bir taraftan keşfe açık bir cazibeyle yeni imkanlar üretirken; mimarlığın ve mimarın araçlarını kentin imkanlarını ve potansiyellerini kavramak, görünür kılmak; farklı ölçeklerde yeni ilişkiler üretmek için nasıl kullanabiliriz? Bizi gafil avlayan ‘hızlı’ üretim ilişkileri içinde durumları anlayabilecek, sorgulayabilecek mesafeyi nasıl  üretebilir, kendimizi zihinsel olarak nasıl hazırlayabiliriz?

Bu sorular, mimar olarak kendi sorgulamalarım/sayıklamalarım olarak  bir süredir gündemimde olan; pratik üretim alanımda ve araştırma  projelerimde denediğim, sınadığım içeriklere eşlik ediyor.

MTS1 “Mimari Tasarım Araştırma Laboratuarı: Kentsel Konut_Yeniden, Bugün, İstanbul” ortamı,  konusu ve çerçevesi ile bu düşüncelerimi yeniden sınayacağım, sorgulayacağım uygun bir tartışma ve üretim alanı sunarak; ilgiyle içinde yer aldığım bir çalışma oldu.

Katkılar-Üretimler 

Katılımcılar, gruplar halinde;  yürütücüler ve diğer katılımcılar için haftalık olarak hazırladıkları sunumlar ve bu sunumların tartışmaları üzerine ilerleyen üretimler ile ‘kentsel konut’a ilişkin projeksiyonlar, kavramlar ve tasarım yaklaşımları önermeye çalıştılar.

Kalabalık ve değişken bir stüdyo modelinin denendiği ortamda; konu bağlamında yapılan literatür okumaları, analizler, kentsel okumalar, araştırmalar, gözlemlere dayalı çalışmalar; katılımcıların kendi analizleri doğrultusunda belirledikleri belirli alanlara ve saha çalışmalarına yönelerek, bu  okuma ve analizlerin bir bağlam üzerinden karşılaştırmalı aktarımları yapılarak, oluşan örüntülerin arkasındaki dinamikleri keşfetmeye çalıştılar. Bu dinamikler üzerinden de olası tasarım stratejilerinin nasıl oluşabileceğini araştırarak, bunları farklı temsil araçlarıyla (yazılı ve görsel) ifade etmeye çalıştılar.

Bu niyetlerin nasıl sonuçlar ürettiği, yukarıda çizilen çerçeve içinde hangi saptamalarda bulunulacağı önemli. Bu çalışma, kendi süreci içinde üretimlerin kendi içindeki barındırdığı niteliklere yönelik derinleşmeyi önleyen  temel noktalar, direnç odakları oluşturduğunu gözlememizde yardımcı oldu. Bu konudaki saptamalar ve süreçte tartışılanlar kısaca şöyle özetlenebilir:

  • Kavramsallaştırma arızaları ya da jenerik durumların/yargıların bataklığından kurtulamama,
  • Tartışmaların kendi ‘anlam-bağlam’ eksenini üretememesi,
  • Görüntü-yazı-alıntı-öngörü-öneri birlikteliklerinin ortak bir ifadenin parçası olamaması, kolajlaşması.
  • ‘durum’ yerine ‘sorun’ olarak görme algısı,
  • ‘yargı’lar ile ‘tespitler’in birbirine karışması.
  • Öneriyi geliştiren anlamında konumlanma eksikliği dışında önerilerde mimarın aktör olarak rolünün belirsizliği,
  • Hızlı sonuç elde etme refleksine bağlı yeterince sorgulama yapılmadan genel kabullere, yerleşik yargılara kolay teslim olunması,
  • Anlamaya çalışan ‘araştırmacı’ yerine yargılayan ‘tasarımcı’ duruşu,
  • ‘Oluşan’ şeylerle ‘tasarlanan’ şeylerin birbirine karışması,
  • Belirleyici aktörlerin süreç dışı kalması, edilgenleşmesi, konumlarının belirsizleşmesi,
  • Sosyal-ekonomik-politik belirleyicilerin kabullere terk edilmesi, öngörülerdeki sorunlu ilişkisizlik,
  • Yer-model-organizasyon ilişkilerinin çalışmasına yönelik kurgu ve veri eksiklikleri,
  • Daha demokratik olma adına kurulan sistemin herşeyi çözme iddası ile totaliter bir yapı kazanması, diğer oluşumların önünü tıkaması,
  • Teknik olabilirliklerin peşinden giderken bağlam ve nedensel ilişkilerden kopulması,
  • Bilginin üretilmesi ve ifadesinde temsil araçlarının etkin kullanılamayışı; sahip oldukları içerikleri taşıyamaması.

Konuya eğitim yanından bakarsak; kuramsal bir ders olmasına rağmen araştırma-tasarım platformu amaçlanarak oluşturulmuş bu ortam, denediği stüdyo modelinin ötesinde yukarıda bahsettiğim tartışma konuları ile de proje dersi kapsamında açığa çık(a)mayanları açığa çıkarması bakımından  oldukça önemli bir ‘rol’ kazanmış görünmektedir.

Kentlerin, özellikle de İstanbul’un hızlı yapılanma süreci içinde; bırakın  karşı karşıya kalacağımız durumların öngörüsünü, mevcut durumların değerlendirmesini yapacak bile çok az kaynağa, araştırmaya sahibiz. Bu değerlendirmeler için bilgi, yöntem, eleştirel bakış açıları ve farklı tasarım pratiklerinin aktüelleşmesi için çalışmalara ve birikimlere ihtiyacımız var. Henüz çok yolun başında olduğumuz düşünülürse; kent ile ilişki kurma biçimlerimizi araştıran  daha bir çok MTS1 içerikli stüdyonun, insiyatifin, girişimin çarpışmasına, etkileşmesine ihtiyacımız olduğu kuşkusuz.

Bugün, konuştuğumuz konularda ortak bir dil oluşturma ve geliştirme sıkıntısı çekiyorsak; suçu,  yeterince sorgulama, deneme ve sınama ortamlarını üretmeyişimizde arayabiliriz.

Boğaçhan Dündaralp, mimar/ddrlp

boğaçhan dündaralp değerlendirme yazısının pdf formatında görmek/indirmek için tıklayınız.

 proje dosyasını .pdf formatında görmek için tıklayınız.

[mts] proje 1 “taarla1o11g” blog’ una gitmek için tıklayınız.

2006/08: TMÖB niye ödül aldı? / görüş-tartışma

Temmuz 21st, 2011 § Yorum yapın

TMÖB niye ödül aldı?
Az sonra okuyacaklarınız geçmişten gelen bir soruya yanıt arayışı. Geçmişten gelen diyoruz çünkü TMÖB’e Ulusal Mimarlık Sergisi-Mimarlığa Katkı Ödülü 1998’ de verildi. Neden? Böylesine çözük bir organizasyon nasıl böyle bir ödül alabildi? Kapanmamış bir dosyanın izini sürüyoruz ve buradan ilan ediyoruz; okuyacaklarınız yazılacak olası bir TMÖB kitabının başlangıcıdır.

Çok kısa tarihçe
Avrupa Mimarlık Öğrencileri Buluşması (EASA) Ürgüp ayağından sonra bu buluşmayı düzenleyenler arasında benzer bir buluşmanın niçin Türkiye Mimarlık Öğrencileri arasında da yapılamayacağı sorusu, Gökçeada Tepeköy’de 1993 yazında yapılan ilk buluşmayla sonuçlandı. Ertesi yıl Kütahya Çavdarhisar’da, daha sonra Kıbrıs Kantara’da ve 96 yılında Kalkan’a yakın bir köy olan Çayköy’ de buluşuldu. Aynı yıl Kilyos’da yapılan ilk kış buluşmasının ardından Sinop Sarıkum ’97, Edirne Karaağaç kış ve Kayaköy ’98 buluşmaları geldi. Adana Ceyhan’daki eski radar üssünde gerçekleşen kış buluşmasından sonra 99’da Kastamonu Küre yakınlarında bir köyde buluşuldu. TMÖB adıyla yapılan son buluşma Ulusal Mimarlık Öğrencileri şeması içinde 2002 yılında Eskişehir Osmangazi Üniversitesi’nde gerçekleşen Buluşma 7.5 oldu.

Hani bazı sorular vardır, en hazır-cevap olanlar için bile yanıtlanması, açıklanması çok da kolay olmayan; en azından yalnız başına verilecek her cevabın bir yanıyla eksik kaldığı. TMÖB’ün neden ödül aldığı sorusu da bunlardan biri.

Aslında sorunun, soruyu soranın rahatlığından kaynaklanan bir yapısı da yok değil. Çünkü böyle bir sorunun sorulabilmesi belli arkaplan notlarının halihazırda bilindiği ön kabulüne dayanıyor. Yani bu soruya cevap verebilmek, bir bakıma daha net tanımlar içeren bazı alt soruların cevaplarını bilmeyi gerektiriyor. Bu noktada sözlüğe başvurmakta bir sakınca yok:

TMÖB [Türkiye Mimarlık Öğrencileri Buluşması]
Genellikle yaz aylarında düzenlenen ve başka türlü birbiriyle karşılaşma ihtimali olmayan mimar adaylarının, her yıl yurdun yeterince acayip bir başka köşesinde ve yaklaşık onbeş gün süresince birlikte çalışıp paylaşmalarına olanak tanıyan, nezih olmayan ortam. (bkz. ilk buluşma; bkz. Gökçeada’93; bkz. EASA)

Ödül [Ulusal Mimarlık Sergisi ve Ödülleri]
Meslek örgütü tarafından düzenlenen çok amaçlı seçki. (bkz. 6. Ulusal Mimarlık Sergisi ve Ödülleri; bkz. Mesleğe Katkı Ödülleri; bkz. 1998)

Bu iki madde bile, henüz cevaplanmamış olmasına rağmen soruyu daha anlaşılır kılması bakımından önemli. Şimdi baştaki soruyu yeniden formüle etmek lazım:

-Türkiye Mimarlık Öğrencileri Buluşması’ na neden Ulusal Mimarlık Sergisi ve Ödülleri Mesleğe Katkı Ödülü verildi?
Bu sorunun açılımlarına ulaşmak için aşağıdaki sorular ve verilebilecek çeşitli cevaplar önemli.

[Buluşan] Kim?
Katılımcıları her yıl değişen buluşmada Türkiye’nin dört bir yanındaki üniversitelerin mimarlık bölümlerinde okuyan öğrenciler, eğitim alınan kurum, gelecekte mimar titrini verecek meslek örgütü ya da herhangi bir diğer kurumsallaşmış yapının isteği, yönlendirmesi, baskısı olmaksızın akla zarar bir şekilde biraraya geliyor. Bu biraraya gelişin / kalkışmanın belki de en garip tarafı, eylemin kendiliğindenliği.

[Buluşma] Ne Zaman? / Nerede [Buluşuyoruz]?
Önceleri sadece yaz, sonraları hem yaz hem kış aylarında, Türkiye’nin dört bir yanında -hatta Kıbrıs’ta- ama hep zor ulaşılan, gizli-saklı, olmadık yerlerde

Buluşma ne idi?
Bir yaz kampı mıydı? Gençlik enerjilerini boşalttığımız, zamanı yavaşlatıp bedenlerimizi yaydığımız? Mimarlığın formel zeminlerine aykırı olmak için bir araya gelen toplumdışı özentileri miydik? Mimarlık eğitimini dönüştürmeye bayrak açmış kofti devrimciler mi? Rutin içinde bir aralık yaratıp “yol”dan çıkmaya imkan tanıyan bir ayna-mekan mıydı buluşma?

Buluşma neyi sağlıyordu?
Buluşma, bir karşılaşma ortamının koşuluydu her şeyden önce. Sığlıklarımızı ve derinliklerimizi keşfettiğimiz, bunlarla yüzleştiğimiz bir ortamdı. Birbirinden farklı okullarda, kendi kendimize yarattığımız ya da yarattığımızı sandığımız küçük, kişisel mimari dünyalarımızı başka başka dünyalarla karşılaştırma imkanı edindik, mimarlığın ne olduğunu değil belki ama en azından mimarlık eğitiminin ne tür uzanımları olabileceğine, bu eğitimin hangi farklı zeminlerden ne şekilde dolaylı ya da dolaysız beslenebileceğine dair izlere, izleklere açtık bedenlerimizi ve zihinlerimizi. Sadece mimarlık bilgilerini değil insana dair her türlü durumun deneyimlenme zeminiydi buluşma: gerilim de oldu, çatışma da, üretim de, paylaşım da, eğlenme de, dostluk ta, aşk ta, hastalık ta: steril olmayı hedeflemedi buluşma.

Buluşmaya dahil olmanın ayrıcalığı fiziksel olana değil iradi olana dairdi ve tamamen kişiye özeldi, elitist değildi, bir tür kapalı sosyal klüp “ayrıcalığından”uzaktı. Zihinlerimizi ve bedenlerimizi alışkanlıklardan sıyırabileceğimiz bir ortam kurmaya yönelikti; o alışkanlıkları sürdürmeye hatta geçici olarak yoğunluğunu arttırmaya yönelik bir konfor kurmaktan çok yapay çevrelerimizden çıkarak, doğal hatta neredeyse arkaik bir yaşantının zamansallığına kendimizi gönüllü olarak teslim ettiğimiz bir yoksunluk talebiydi. Ancak bu yoksunluk, yoksulluğun tadına bakmaya yönelik popülist bir pseudo-deneyden uzak bireyselliklerimizi zenginleştirmeye dair bir talepti. Koşullar anlamında herkesi eşitleyen bir yoksunluktu ki bu yoksunluk sayesinde estetize etmeden üretmenin ne olduğunu gösterebildi buluşma.

Bedensel kalabalık değil iradi bir topluluktu buluşma. Bireysel iradelerin tanımsız bir ortak duyguyla ve çıkarsız, çıplak bir istekle, kararlaştırılmış bir yerde bir araya geldiği ve sonra da kendi tekil rutinlerine geri döndüğü bir durumdu. Bir zaman dilimi içinde geçerli olan ve sonrasında kişisel tarihlere karışan bir enerji, bir eriğikti. Bu şekilde, kurumsallaşmaya daha doğrusu kurum bağlamaya karşı mesafeli durmaya çalıştı. Kurum dostu olmadı belki ama kurum düşmanı da değildi. Kurumları mümkün olduğu oranda ikna etti ve kullandı sadece ama hiçbirinin güdümüne girmeye çalışmadı. Ne bir ütopya olmaya öykündü ne de bir “mülksüzler” distopyası olmaya.

Ne içindi buluşma?
Yaşam içinde birbiriyle karşılaşma ihtimali olmayan anonim-kişileri de isim-kişi ya da idol-kişileri de yan yana getirdi, zihinlerini birbirine gösterdi, değiştirdi, dönüştürdü, savurdu. Kendini göstermeye can atan, pornografik ego ile sakinlik ve irade içeren örtük, erotik egonun ayrımlarını fark ettirdi. Kendinden menkul, züppelik veya taşralılık diye ağızlara sakız olmuş mitik ayrımların yapaylığını sergiledi: herkes her yerde kendi imkanları kadar varken o imkanları genişletmeye yönelik katalizörler sağladı. Cevaplarla değil yeni sorularla döndük buluşmadan.

Buluşma’ nın anlamı ne?
Gündelik hayatımızda SSS (sıkça sorulan sorular) kapsamında yer alan bir sorudur “ hangi okuldan mezun oldun “ sorusu. Gökçeada (1993) buluşması ile başlayan (1998) Kayaköyü buluşmasına kadar hayatımızda önemli bir yer eden TMÖB (Türkiye Mimarlık Öğrencileri Buluşması)’den sonra bu sorunun yanıtı bizim için kolay yanıtlanan bir soru olmaktan çıktı. Diğer taraftan da Mimarlık eğitiminizin diploma alınan mimarlık okulundaki eğitimle ölçüldüğü bir ortamda bu ‘yanıt’ın ifade edilmesi daha da önem kazandı.

Mimarlık eğitimimizde en önemli kırılma noktasıydı kuşkusuz Gökçeada. Bizi tutan zincirleri hissettiğimiz, sonraları da o zincirlerden kurtulamasak bile onları kendimiz için kullanabileceğimiz bir bakma biçimi edindirdiği bir ortam olmuştu.

Şöyle insanların buluştuğu bir ortam düşünün:
“ Farklı yerlerde yaşayan, farklı eğitimler alan, farklı yeteneklere sahip, farklı bilgilerle donanmış, farklı geleceklere sahip aynı insanlar…”, “bir araya gelebilmenin imkanlarını ve ortamlarını kendileri yaratan insanlar…”tüm yakıtlarını ‘istemek’ arzusundan alan insanlar…”, “şikayetlerini konuşarak değil, buluşarak, üreterek dönüştüren insanlar…”, “çok olduklarını sanan, kendini daha çoğaltmak için iletişen, diğer taraftan da  ‘ne kadar az’ oldukları başkaları tarafından işaret edilen insanlar”, “ birileri tarafından biraraya getirilen değil, ortam sayesinde kendi gibi olanı bulan insanlar”, “üretirken birbirini tanıyan, ortaklığını keşfeden, insanlar…”,” gönüllü olunmadıkça buluşmanın bir değerinin olmadığını anlayan insanlar…”, “ bu yüzden sürekliliğin organizasyonla değil, o ortak duyguyla yapılacağına inanarak kurumsallaşmaya direnen insanlar…”, “pahalı, konforlu organizasyonların bir çuval para harcayarak biraraya getiremeyeceği, o ortamın heyecanı ile cebinden paralar harcayıp gelen farklı disiplnlerden insanlar…”

Buluşmalar paralelinde mimarlık eğitiminiz olduğunu düşünün :
“Sırt çantanızla nerede kalacağınızı düşünmeden cebenizde üç kuruşla o şehir , bu şehir dolaştığınız, o okul bu okul toplandığınız, etkinliklerine katıldığınız, stüdyolarına girdiğiniz, hatta o stüdyolarda birlikte yarışma çizdiğiniz, sonra kendi okulunuzda dergi, gazete çıkartığınız, workshoplar yaptığınız,..  diğer taraftan da yaptığınız projelerin farklı mekanlarda sergilendiği, tartışıldığı…, yazın nerede, nasıl buluşuyoruz çalışmalarına katıldığınız yetmiyormuş gibi kışın da buluşalım dediğiniz…mimarlık ortamlarında güncel mimarlık tartışmalarının içine katılıp, muhalif davrandığınız… dersler ve projeler dışında bunları yaparken de hala hiçbirinin size yetmediğini fark ettiğiniz …”

Bugünlerde, okul dışında bir şey yapmaya vaktimiz yok diyen mimarlık öğrencilerine hayretle bakarak kendimize şunları soruyoruz:  “Okulu uzatmadan, bir kenara atmadan nasıl vakit bulabiliyorduk tüm bunlara…Vakti bir kenara bırakın o enerjiyi  ve inadı…” neydi bize bunları yaptıran, neydi bize bu çabayı harcatan…”

Yanıtı, TMÖB dökümanlarını karıştırırken fark ettik. Yanıt,  o dökümanlardan tekrar geri akan bir duygudaydı. Anlatamadığımız ama her defasında açlığımızı ve sığlığımızı  farkettiren o duyguda…Biraz törpülendiğini anladığımız ama kaynağını hala içimde hissettiğimiz o duyguda…

TMÖB mesleğe nasıl bir katkı sağlamış olabilir?
TMÖB bir meslek olarak mimarlıkla doğrudan hiç ilgilenmedi, ilgisi ve katkısı ancak dolaylıdır. Hatta TMÖB mimarlığın üzerine bir şey de katmadı, sarıp sarmalamadı, tersine belki tek gayesi mimarlığın soyunma odası olmaktı ve hiç değilse kendi soyunukluğundan korkmadan sosyalleşebilen bir kuşak yetiştirdi.

Dosya hala neden kapanmadı ?
Bugün, o buluşmaları vareden koşulların pekçoğu geçersiz olmasına rağmen (okulların sayısı iki katına çıkmış, mimarlık yayınları sayısı artmış, ilerişim ortamları ve etkinliklerin yaygın bir konum kazanmış  olsa da), eksikliğini hissetiğimiz şeylerin hala orada gizli kaldığını düşündüğümüzden…

Ve bugün hala peşinden koştuğumuz,  aradığımız  ve inşa etmek istediğimiz mimarlığın  buluşmaların atmosferinin kendisi olduğunu hissettiğimizden…

Sözlük

tmöb
Türkiye mimarlık öğrencileri buluşması.
Her yıl yaz aylarında o yıl seçilen ve yurdun yeterince acayip bir köşesinde yaklaşık onbeş gün boyunca süren etkinlikler boyunca başka türlü birbirleriyle karşılaşma ihtimali olmayan mimar adaylarının birlikte çalışıp paylaşabildikleri nezih olamayan ortam. Sonraları yazın buluşmak kesmemiş olacak ki kışın da iki-üç günlük buçuklu buluşmalar yapılmıştır.

buluşma
Kafa dengi yeni insanlar tanımak için istismar edilebilecek ve edilmiş bir araya gelme şekli. Buluşmanın ilginç ve sürprizli tarafı hadi buluşalım deyip buluşma için hazırlaklara başlanmasıyla aslında buluşmaya başlanmış olmasıdır.
Bkz. Hazırlık.

ortam
Ortam bir mekanı tarif etmenin güzel türkçe bir yoludur. Ortam ortadadır. Kim isterse onun olur. Katılımla tarif olur.

özerklik
baba parasıyla yaşamak yerine kendi başının çaresine bakabildiğini cümle aleme gösterip büyüdüğünü ispat etmek için kalkışılan ekonomik, politik macera.
Kimsenin eline avucuna, iki dudağının arasına sıkışmış bakarızlara muhtaç olmadan kişinin kendi iradesiyle varolma biçimi.
tmöbün buluşmayı kendi anladığı şekliyle kendi imkanlarıyla yetkili ve otoriteleri şaşırtan bir hassasiyetle gerçekleştirme şekli.

yatay katılımcılık
buluşmaya katılan davetli konuşmacılar hariç herkes eşit koşullarda yaşar ve üretir. İşlik yürütmeye gelip katılımcı bulamayanın ya da çok ilgilendiği bir işlik görünce katılanların gözünün yaşına bakmadan söz verdiği işliği iptal edip gidip başka etkinliğe katılması hali.

Aktif katılımcılık
Buluşma sırasında gelin tarafı gibi oturup önüne konulan herşeyi tüketip ileri geli eleştirmek gibi iğrenç pasif bir davranış şekli sergilemek yerine her allahın günü kafada ortamı tarif edecek yeni etkinliklerle uyanmak ve bizzat bunları uygulamak diye özetlenebilecek davranışlar bütünü.
Tmöb katılmakla kalmayıp buluşmanın hazırlanmasında önemli rol almış kişilerin yıllar sonra özgeçmişlerinde bu etkinliği belirtmek için “buluşmayı ben yaptım, hepsi benim eserim” demenin kibar şekli.

Hazırlık
Buluşmanın gerçekleşmesi için yurdun çeşitli üniversitelerinde okuyan mimarlık öğrencilerinin bir o üniversiteye bir bu üniversiye trenlere otobüslere binip savrulması.
Bir sonraki buluşmayı hangi grubun, nerede, ne zaman yapacağına karar verilmesi için önceden belirlenen üniversitelerde buluşulup karar verilmesi. Ardından buluşmanın nasıl olacağı ile ilgill soruların tartışılıp konuşulması ve varsa görev dağılımının yapılıp evlere dönülmesi.
Perşembe pazarından kağıt, mukavva, gaz yağı alınması işi.

Enformel eğitim
Formel olmayan eğitim.
Eğitim öyle olmaz böyle olur diye yola çıkılıp eh, bu pek eğitim gibi olmadı ama iyi oldu ile biten, kişinin bir halden diğer hale geçebildiği değişme haline sebep olan değiştirici etkinlikler bütünü.

Kurumsallaşma(ma)
Bkz. Kemikleşme.
Eyvah ben büyüdüm de babam gibi oldum korkusundan kaynaklanan hafif anarşik örgütlenme biçimi.
Yurtta sık sık rastlanan hizmet vermek için teşkilatlanmış ama sonunda sadece teşkilatlanmak için teşkilatlanmakla kalmış siyasi parti, mimarlar odası, öğrenci konseyleri gibi örneklerden tırsıp sorumlulukları belirli kişilerde toplamayan örgütlenme(me) biçimi.
Tmöb’ ün en sonunda ve ömrü boyunca durmadan dağılmasına neden olan densizlik.

Temas
Uzaylılardan önce biz insanoğlu arasında oluşan uçurumları kapatan dokunuş.

İletişim
E-posta filan olmayan zamanlarda telefon ve mektupla ya da bizzat buluşarak yapılan haberleşme şekli.

Sponsor
Buluşmanın giderlerine ortak olacak kişi ya da kurumlar.
Buluşmaya Tişört, bira, çadır verebilecek ama henüz bunun farkında olmayan özel ve kamudan tüzel kişiler.

Kemikleşme
Bir iş yapmak için örgütlenip sonra o örgüt yüzünden o işi yapamama.

OT
Okul temsilcisi.
Kısaltmanın ot olması ot olana şeref değil eziyetli bir sorumluluk getirmesi açısından hep beğenilmiştir.

29 ekim toplantısı
Hazırlık aşamasında bir sonraki buluşmanın kim tarafından nerede yapılacağının belirlendiği geleneksel toplantı. Tatilden yararlanarak İzmirliler Ankaraya, Ankaralılar İstanbula akın ederler saatlerce tartışırlar, bir sonuca varamayacakken son dakikada anlaşarak evlerine ve meyhanelerine çekilirler.

Sonuç raporu
Bir türlü hazırlamayan her buluşma sonrası yazılması planlanmış ama yazılamamış rapor ve raporlar.

Tema
Buluşmalar için bulunan sebeb-i içtima. Bazen çok anlamlı (Gökçeada-başlangıç), (Kantara-köprü), bazen tamamen tesadüf –sözlükten parmak basılmıştı- (Çayköy-dönüştüren) olabilir.

Buluşma önerileri
Gerçekleşmeyen öneri olarak kalan buluşma yerleri ve projelri. ör. Şirince ’95, Depo ’94.

Etki alanı
Buluşmalarda yaşanan deneyimler ve tanışıklıklar sonucu mimarlık kültürüne katılmış ürünler. Ör. Kenan Güvenç’in hoca olması, Taşkışla Beyazduvar dergisi, 9 Eylül Kent Atölyeleri dolayısıyla İstanbul Kent Atölyeleri etc.

İlk buluşma
Gökçeada ‘93
Türkiye mimarlık öğrencileri buluşmasının ilk yapıldığı yer. Kamp, Tepeköy ilkokulu ve yemekhanesi, öğretmen lojmanları, lojman bahçelerinde yapılan tuvaletler ve askerden alınan sahra çadırlarında yapılmıştı. Derler ki, sonradan gidenler tuvaletlerin grobetonu ve sıralardan yapılan bar dekorasyonun bıraktıkları gibi bulmuşlar.

EASA
Avrupa Mimarlık Öğrencileri Buluşması. European Architecture Students Assembly

Ulusal Mimarlık Sergisi ve Ödülleri

Meslek Örgütü

Mesleğe Katkı Ödülleri

1998
TMÖB’ e ulusal mimarlık ödülleri ve sergisinde mesleğe katkı ödülü verilen yıl. Massive Attack grubunun Mezzanine albumünü yayınladığı yıl.

Katılımcı
Buluşmanın zor yaşama koşullarını bilerek ya da bilmeden kendini kurnab etmiş kişi. Öğrenci, atölye yürütücüsü, davetli konuşmacı şeklinde olabilir.

kurum

mimar
Mimarlık öğrencilerinin olmaya çalıştığı şey.

kurumsallaşmış yapı
bkz. Kemikleşme

kalkışma

Soruşturanlar:
Ahmet Önder, Gökçeada ‘93
Sinan Omacan, Gökçeada ’93, Çavdarhisar ’94, Çayköy ’96
Saitali Köknar, Gökçeada ’93, Çavdarhisar ’94, Kantara ’95, Çayköy ’96
Boğaçhan Dündaralp ,Gökçeada ’93, Çavdarhisar ’94,  Kantara ’95, Sinop 97, Kayaköy ’98
İlker Özdel, Gökçeada ’93, Çavdarhisar ’94, Kantara ’95, Çayköy ’96
Burak Altınışık, Gökçeada ’93, Çavdarhisar ’94, Kantara ’95, Çayköy ’96
Başak Tarcan, Kantara ’95, Çayköy ’96 Kilyos 96 kış, Sinop 97, Kayaköy ’98, Ceyhan kış, Küre 99, Buluşma 7.5
Kıvanç Kılınç, Kantara ’95, Çayköy ’96, Kilyos 96 kış, Sinop 97, Karaağaç kış, Kayaköy ’98, Ceyhan kış

_ metni .pdf formatında görmek için tıklayınız.
_ “1998 6. ulusal mimarlık sergisi ve ödülleri / TMÖB” tıklayınız.

2005: bir yarışma için fikir eskizi / düşünce

Temmuz 21st, 2011 § Yorum yapın

extreme / sıradışı
(sıra dışı ortamlarda mimari çözümler üzerine yazınsal eskizler*)

soru:
mimari tasarım faliyeti çok değişkenli problemleri çözme üzerine kurulduğuna göre koşulları ve çözümü sıradışı yapan şey nedir?

yanıt  eskizi:
Bu sorunun yanıtı belki 2 grupta toplanabilir:

  1. Koşulları belirleyen değişkenlerin sıradışı bir durum olması.
  2. (tasarım verilerinin niteliğinin sıradışılaşması Örn: zeminin ortadan kalkması gibi…)

  3. Koşulları belirleyen değişkenlerin aşırı tanımlı oluşu.
  4. (Seçime bağlı olanların ve değişkenlerarası ilişkileri kurabilmemize olanak veren esnekliklerin ortadan kalkması ve uyumsuz ilişki kurulamayacak verileri bir tasarımda birleştirmek zorunda kalınması. Örn:taşıyıcılığı ve dayanımı olmayan bir malzeme ile geçiçi olmayan ve her türlü doğa olayı ile yüzyüze kalacak bir kayalıkta yaşam mekanının kurulma zorunluluğu gibi.)

Değişkenlerin sınıflandırılması:

  1. Konum ve konuma bağlı durumlar: ( yer,iklim,topografya  ve doğa koşulları ..)
  2. Ekonomi ve ekonomiye bağlı durumlar: (Malzeme, bütçe,miktar- metraj,organizasyon…)
  3. Fonksiyona bağlı durumlar ve fonksiyonların niteliğinin değişkenliği:

(geçicilik-kalıcılık, zaman içinde mekanın değişkenliği, önerilen fonksiyon(ların) standart dışı boyutlarda çözülme ihtiyacı…)

not: bu açılımlar görsel örneklerle desteklenebilir.

Boğaçhan Dündaralp

* uia 2005 kapsamında düzenlenen ‘extreme/sıradışı’ adlı öğrenci yarışması üzerine etkinlik organizasyonu tarafından talep edilmiş fikir/düşünce eskizidir.

_ metni .pdf formatında görmek için tıklayınz.

2004: UIA2005 / MimarlıkLARın Pazaryeri’ çalışmaları üzerinden bir değerlendirme

Temmuz 20th, 2011 § Yorum yapın


Uia 2005 – istanbul
MimarlıkLARın Pazaryeri çalışmaları üzerinden bir değerlendirme;

Tema metni ve program okuması:
“ Mimarlığın küresel gündemini gözden geçirme “ gibi bir fırsat ortamı olarak tanımlanan kongre gerçekten önem taşıyan bir nokta üzerinden başlangıç noktasını kurmasına rağmen,  modernist bir tavırla ele alınmış metnin  üstlenmeye çalıştığı misyonun güncelliği üzerine tartışmakta fayda olduğu inancındayım.

Kongre, temasıyla İçinde bulunduğumuz zaman diliminin tartışma konularını içinde bulundursa da ona bakış biçimiyle, inancıyla hep süregelmiş olan, mimarları ve mimarlığın meselelerin odağına yerleştirme ve çözümleri onun içinden bulma  eğiliminin bir uzantısı  olma duygusunu barındırmaktadır.

Bugüne değin çözüm olanaklarını genişletemeyen bu eğilim, meslek alanının taradığı kültürel-entellektüel olanaklar nedeniyle kendi gerçekliği ile bir türlü yüzleşememektedir. Bu durum  mimarın meseleleri tartışırken, “ elinde çekiç olan bir adamın herşeyi çivi gibi görmesi “nden farklı boyutlara gitmemektedir. Bu noktadan sonrası da mimarlık gündeminde gereksizce yer işgal eden pek çok konu,mimarlık safsataları olarak öncelikle kendi  meslek grubu tarafından dışlanmaktadır.

Duruma böyle bir açıdan bakıldığında; mimarlığın küresel gündeminin gözden geçirme biçimi nasıl olmalı ? sorusu önem kazanıyor. Belki de bu soruyu  kongrenin temaları üzerinden tartışmak daha iyi olacaktır. Kongre veya bir etkinlik tasarımı yapılırken gerek temanın üst başlık olarak kapsadığı geniş düzlem,  gerekse alt başlıklarının onu tanımlayan bir durum olma boyutunun ötesinde, kavramları daha da genişleten yapısı, kongre katılımcılarınına sunulan araçla ve zaman dilimi ile düşünülmediğinde izleyiciler için bir zulüme dönüşebilmektedir. Etkinlik tasarımı sırasında oluşan tercihler burada önem kazanmaktadır.   Hazırlanan programın kendisi bazen etkinliğin önüne geçmektedir. Sunulan program ve dökümanların iç tutarlığı ve kendi bütünlüğü adına  ortaya konan temalar ve alt açılımlar, farklılıkları ortaklıklara döüştüren bir aracı olmaktan çıkabilmekte, katılımları kendisini varedecek bir araca dönüştürmektedir. Çoğu kez gerçekleşen ile kurgulanan arasındaki ölçek farklılığı bu noktadan doğmaktadır. Amaç, programı gerçekleştirmek mi ? yoksa gerçekleşecek olanı doğuracak organizasyonu mu yapmak.

Uia 2005 istanbul için seçilen temanın ( MimarlıkLARın Pazaryeri ) metafor olarak çağrıştırdıkları ve açılmları düşünüldüğünde  istanbul’daki kongreye  çok uygun bir tema olduğu kuşkusuz. Ancak temanın programa aktarılma biçimindeki yaklaşımın da temayı bir metafor olmaktan çıkardığı da kuşkusuz… Temanın programa aktarılma biçimindeki yaklaşım hem yukarıda aktarılan tehlikenin sinyallerini vermekte hem de 2002 Berlin kongresindeki tema metninin duygusunu ne kadar taşıdığı sorusunu gündeme getirmektedir.

‘ Pazaryeri ‘ temasının  işin ruhunu kapsadığı unutulmadan:
2 tür Programı (  mekan-zaman-etkinlik koordinasyonu programı ve etkinliklerin biçim ve içeriklerini organize eden program ) birarada etkileştiren günlük çok katmanlı bilgi haritalarının oluşturulması tema ve programları birbirinden bağımsız gibi duran, kolay bütünleştirilmeyen parçalar gibi durmaktan ve yukarıdaki sorulardan kurtarabilir inancındayım. Etkinlikleri hazırlayacaklara ve katılacaklara sunuş araçları seçenekleri ile bu haritaların gönderilmesinin ortamın fikirsel altyapısını ortak bir ruhta birleştirebileceği düşüncesindeyim.

Bu etkileşim tema ve konu yığınları olmaktan kurtarılır, kendine yüklediği misyonun bir manifestoya dönüştürmeden, aynı tema çerçevesinde küresel gündemden farklı coğrafyalardan alınmış kesitlerin sunulmasına olanak tanıyacak pazaryeri’ne dönüştürülebilirse, samimi katılım ve üretimlerin gerçekleşebileceği bir ortam olabilir inancındayım.

Boğaçhan Dündaralp
Nisan 2004

_ metni .pdf formatında görmek için tıklayınız.

2004/03: yeni mimar için fikir eskizi

Temmuz 18th, 2011 § Yorum yapın

 Yeni mimar

Yeni bir oluşum,
Yeni bir zemin,
Yeni bir dil,

Yeni kavrama biçimleri,
Yeni düşünce biçimleri,
Yeni ifade biçimleri,
Yeni bağlamlar,

Bunun için,
Yeniden tanımlamak (ama tanımdan kaçmak),
Yeniden inşa etmek,

Mevcut kabullerden,
İçi boşaltılmış soyut ve entelektüel  kategoriler , kabuklardan,
Sıyrılmak,

YENİyi ne özne ne de nesne üzerinden anlamak,
Sadece özne-nesne etkileşiminden doğanın gücüne inanmak,

Entellektüel soyutlamaların girdabında kaybolmadan,
dolaysız deneyimleri paylaşmak,

Yeni bir mimariloji yaratmanın peşinden gitmeden,
Sadece,
Yeni şartların yeni düşünce biçimleri istediğinin,
Yeni ifade biçimlerinin yeni şartlar doğurduğunun
farkında olmak.

Boğaçhan Dündaralp- yeni mimar için fikri eskizi-
Mart’04

_ metni .pdf formatında görmek için tıklayınız.

2000/05: mimar neye yarar? / görüş-değerlendirme

Temmuz 14th, 2011 § Yorum yapın

Mimar neye yarar?

“ …kendimi, sosyal bir varlık olarak kavrayabilmek için mimar neye yarar ? sorusunu sormam gerekiyordu… ” bu sözler geçtiğimiz günlerde Taşkışla ’da yapılan *sempozyuma davet edilen Fransız mimar Eduard François tarafından “ okulu bitirdikten sonra ,bana tüm öğretilenlerin iflas etmiş düşünceler olduğunu anladıktan sonra…” sözleri ardından söylendi.

*Sempozyumun sonunda kendi kendime “ neden akademik ortamlarda yapılan tartışmalarda tartışma odağı ve nesneleri sürekli kaybediliyor ? Genişleyerek kendine bir meşruiyet zemini arıyor? Burada tartışılanlar ne kadar benim(mimar) problemim ? Hakikaten benim yüzleşmek zorunda olduğum problemler neler ? Ben aynı disiplini paylaştığım insanlarla neleri paylaşmalıyım? neleri tartışmalıyım ?…” sorularını sordum. Sempozyumun bu sorularıma ne kadar yanıt verdiğini düşündüm…Birkaç gün sonra başka bir **tartışma platformunda sempozyumda akademisyenlerin başaramadığını düşündüğüm ***şeyi bu sefer nitelikli yapılar yaptıkları için davet edilen mimarlar ve o ortamı paylaşanlar olarak başarabilecek miydik?… Etkinlik sonrası aldığım yanıt ne yazık ki yine ‘HAYIR’ idi.

Bu etkinlikte kavramlar,olgular,oluşlar,ürünler ; birer tartışma gündemi oluşturmuş olmalarına karşın tartışmalar sırasında nedense bağlamından koparak daha geniş bir tartışma ortamına taşınmış (çoğu zaman mimarlığımızın sorunları başlığı adı altında çok dinlediğimiz ve tartışılarak bir yere varılmayan ve hatta kaynağı mimarlık olmayan o kaygan zemine…) ‘tartışma nesnesi olma’ özelliğini kaybederek kendinden daha büyük bir tartışma konusuna geçişte yalnızca aracı olan ifadelere dönüşmüşlerdir.

Hep düşünmüşümdür ; tartıştığımız konular ne kadar yapı üretim faaliyetinin ürünü,ne kadar mimarlık dediğimiz alanın ?( Biliyoruz ki bunlar ne birbirinden tamamen bağımsız ne de tamamen bağımlı …) Tartışmaya bu çerçeveden bakmanın,beni eleştirdiğim aynı zemine taşıyacağını fark ettim.
Peki beklediğim ***şey ne idi ? Galiba tartışarak bitiremeyeceğimiz büyük kavramlar ya da sorunlar kümesine nasıl baktığımız değil. Onlarla (gerçekliklerle) yüzleşme biçimleriydi. Ne kadar tartışırsak da,sorun olarak görsek de enin de sonun da yüzleşmek zorunda olduğumuz bu konular değil onlara olan tavırlarımızdı. Duymak istediklerim “… şu sorunlarımız var,bu sorunlarımız var,…şöyle yapmalıyız…böyle yapmalıyız…mesleğimiz elden gidiyor…şöyle oluyor,…böyle oluyor” değil, “ Ben şu problemlerle bu… şekilde mücadele ediyorum,…bunları yapıyorum…,meseleleri bu… biçimde kavrıyorum, yaptığım işte de bu… meseleler vardı,Bunları Şu düşüncelerle… böyle hayata geçirdik…” gibi samimi ifadelerdi.

Biz birbirimizi bu şekilde motive edemeyeceksek,ürünlerimizi bu samimiyetle tartışmayacaksak düşüncelerimizi neyin üzerine kuracağız ? İnsanlar birbirlerine başöğretmenlik yaparak değil, örnek göstererek ve örnekleri tartışırarak bir noktaya geleceklerini düşünüyorum.

Boğaçhan Dündaralp
Konut Politikaları ve Uygulamaları Sempozyumu sonrası izlenimler…

_ metni .pdf formatında görmek için tıklayınız.

Neredeyim?

You are currently browsing the yayınlanmamış category at boğaçhan dündaralp.

Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.