2013/09: Mimarlık ve İdeoloji IV /panel/ Mimarlar Odası Ankara Şubesi

Eylül 26, 2013 § 1 Yorum

4666b-

 

paneli izlemek için tıklayınız.

2013/09: Transition / Transection / Transportation //: Public Space and Other Stories: Design Competition; EmotionStop / İTÜ

Eylül 21, 2013 § Yorum bırakın

EMOTIONSTOP_1 EMOTIONSTOP_2 EMOTIONSTOP_3

Prof. Dr. Ayşe Şentürer’in yürütücülüğünü üstlendiği Mimari Tasarım Stüdyosu 6/7, 2013-2014 güz yarıyılı döneminde, “Transition / Transection / Transportation //: Public Space and Other Stories” temalı bir tasarım yarışması düzenliyor.

İTÜ Mimarlık Fakültesi öğrencilerinin katılımına açık olan ödülsüz yarışmanın son başvuru tarihi 30 Eylül 2013.

Proje alanı olarak Mecidiyeköy‘ün seçildiği yarışmada, günlük koşturmaca esnasında, kamusal alan içerisinde bir yayanın kısa süreliğine durup, kendi kendine kalacağı bir mekan/pasaj/yer tasarlanması amaçlanıyor.

Yarışma Takvimi
Yarışmanın duyurulması: 19 Eylül 2013
Son Başvuru ve teslim tarihi: 30 Eylül 2013, 14:00
Sergi: 30 Eylül – 7 Ekim 2013

Jüri
Alper Derinboğaz – Salon Architects
Ayşe Şentürer – İTÜ
Banu Uçak – YEM
Boğaçhan Dündaralp – DDRLP
Hakan Tüzün Şengün – İTÜ
Meriç Öner – SALT
Zeynep Aydemir – İTÜ

TRANS

YARIŞMA BLOG:

EMOTIONSTOP YARIŞMA İLANI PDF

EMOTIONSTOP bibliography okuma listesi

arkitera haber linki

mimarizm haber linki

2013/09: “İstanbul: Müstesna Şehrin İstisna Hali” için / kitap tanıtım yazısı / Arredamento Mimarlık Tasarım Kültürü Dergisi 271

Eylül 12, 2013 § Yorum bırakın

MustesnaSehrinIstisnaHaliDoc - 11 Eyl 2013 15-15-1

“İstanbul: Müstesna Şehrin İstisna Hali”  için:                     

Bugün; ‘barınma’, ‘ev’, ‘sokak’, ‘inşaat’, ‘deprem’, ‘afet’, ‘komşu’, ‘birey’, ‘hane’, ‘vatandaş’ gibi kavramların anlamlarının, içeriklerinin ve işlevlerinin değiştirildiği;  İstanbul’u dönüştürmek için yapılan hamleleri yasallaştırmak amacıyla hayata geçirilen kanunlar eliyle yeniden tanımlandığı bir ‘İstanbul’da yaşıyoruz.

Böyle bir ortamda tarihi boyunca ‘müstesna’ konumunu koruyan  ‘İstanbul’ un bugün yaşadığı dönüşümün hızı ve İstanbullular üzerindeki etkisi sadece küresel finans piyasaları, neoliberal politikalar, kentsel dönüşüm denilen ‘mülkiyet’ kavramını formatlayan hamleler ve politikalarla açıklanabilir mi?

Bu sorunun tartışma odağının (özellikle de gündelik hayata değdiği noktalarda)  artık küresel piyasa düzeni etkisinden çok;  kişisel haklar, vatandaşlık hakları, kentli hakları, gelecek nesillerin rezerv kaynak haklarına tecavüz eden, hor kullanan, hatta yok sayan ve bunu da yetki sayan tek yönlü anlayışların içinde olduğunun altını çizmek gerek. Beceriksizlik ve aceleyle fizik mekânsal doku, kaynaklar kadar sosyal dokunun da parçalandığı bu aralıkta artık o kentte yaşayanların ortak hafızayı kuran mekânları kadar ‘dili’ de yok oluyor.  A.Çavdar ve P.Tan’ın sunuş metninde de altını çizdikleri gibi: Evler, mahallelerin yıkılması hem insanlar, hem de mahalleler arası hukukun, hem de o ilişkileri var eden sivil dilin yok edilmesi anlamına geliyor.  Daha da önemlisi bu boşluk devlet mekanizması tarafından doldurularak tüm ilişkilerin aracısı ve yöneticisi olma pozisyonuna soyunmuş otoriter yapının kendine işler bir zemin bulmasına yarıyor. Gezi hareketine kadar kent parçalarında kentsel dönüşüm adıyla uygulanan operasyonlardaki bu durum ortak bütünsel bir içerik olarak algılanmıyordu. Bölünmüş mekân pratikleri ve deneyimleri ortak okumayı, farkındalığı ve de dayanışmaya izin verecek bir zemin bulamamıştı.

Gezi hareketi, bu dil kırımının yeniden açığa çıkartmak ya da vurgulamaktan öte bizzat kendisini bu dile yönelik tehdidin üzerine inşa ederek; bu dili; ortaklıkları olmayanların ortaklığını kent üzerinden yeniden kurmanın olanaklarını bize işaret etti.  Sulukule, Tarlabaşı, Ayazma gibi pek çok örnekteki (destek bekleyen, sesinin duyurmaya çalışan) yerel çabanın artık Gezi Direnişi ile ortak, ülkeye yayılan kollektif bir hal aldığını gördük. Gezi hareketi bu anlamda; temel haklara yönelik uygulanan şiddetin ve hayatlarımızdaki tehdittin büyüklüğüne dair sınırların çoktan aşıldığına dair ortak farkındalığın önemli bir göstergesine dönüştü.

“İstanbul: Müstesna Şehrin İstisna Hali”  Gezi hareketi öncesinde hazırlanmış bir kitap olma hali ile belki de konunun temellerine inmek, başka ölçeklerde konunun izini sürmek için bize fırsat veriyor.  Müstesna bir şehir olarak tarif edilen İstanbul’un istisna hallerinin hangi süreçlerle şekillendiğini tartışmaya çabalıyor. Bu izi sürerken de “İstanbul: Müstesna Şehrin İstisna Hali”  bir üst dil belirleme ve olup biteni onun üzerinden tartışma yerine konuyu devlet-vatandaş arasında geçen mecraya/mekâna/ortama taşıyarak tartışmaya çalışıyor. Devlet ve vatandaş arasındaki kurumsal ilişkilerin en görünür olduğu mekânların kentler olması; kentsel değişim süreçleri üzerinden vatandaşlık, mülkiyet ve sosyal haklar gibi ucu egemenlik süreçlerinin işletilmesine değen her tartışmada bunun durumlara özgü nasıl vuku bulduğunu tartışmaya açan bir zihinsel ortam hazırlıyor.

Konunun ancak ‘istisna’lar üzerinden okunduğunda, tartışıldığında ve açığa çıkartıldığında okunması mümkün okumaların varlıklarına işaret ettiklerini görüyoruz.  Bu okuma kentsel hamlelerin geleceğine ilişkin işleyiş ve meşrulaştırma çabalarının arkasındaki kodları ve kurguları anlamak için oldukça önemli görünmektedir.

“(Her) istisna (exception) bir tür dışlamadır (exclusion) …istisna olarak dışlanan şey, kuralla olan ilişkisini, kuralın askıya alınması biçiminde devam ettirir. Kuralın istisna üzerindeki geçerliliği, artık onun üzerinde uygulanmama ve ondan çekilme suretiyle devam eder.” Sunuş metnindeki bu Giorgio Agamben referansından hareketle; tekil gibi görünen uygulamaların yeniden biçimlendirdiği siyasetin, örtük bir o kadar da tutarlı bir arka plan tarafından biçimlendirildiği görülür. Gezi sonrası yeni siyaset dilinin ne olması gerektiğinin tartışıldığı, vatandaş olmanın, kentli olmanın sorumluluğunun yeniden keşfedilmeye çalışıldığı bu aralıkta deneyimler ile stratejik örüntüleri çakıştırmamıza izin veren her tür sorunsallaştırma ve izdüşüm arayışı önemli ihtiyaçlardan biri hale gelmiş durumda.

Farklı yazarların elinden çıkmış makalelerden oluşan bu kitap “ egemenin kendini yeniden üretme sürecinin şekillendiği bir kamp alanı olarak şehrin tecrübe etmekte olduğu dönüşüm sürecinin hangi mekanizmalar çerçevesinde gerçekleştiğini” bu çerçevede istisnalar üzerinden sorunsallaştırmaya çalışması bakımından oldukça önemli bir olanak yaratmaktadır.

Bu kitabın Gezi hareketi öncesinde hazırlanmış olduğu düşünüldüğünde; hem zamanlaması ile hem de sorunsallaştırdığı odakla; tüm dinamikleri ile bugüne bakışımızı daha iyi temellendirmemize ve olup bitenler üzerinden olası olacaklara yeni bir perspektifle bakmamıza imkan vereceği kuşkusuz.

Boğaçhan Dündaralp

İstanbul: Müstesna Şehrin İstisna Hali:

 Yazar ve makaleler:

  • “Kent hukukunun yeni yüzü: Düzenleyici devletten seçkinleştirici devlete”, Tayfun Kahraman
  • “Neoliberal yeniden yapılanmanın Türkiye kentleşmesine bir diğer armağanı: Kentsel dönüşümde güncelin gerisinde kalmak”, Osman Balaban
  • “Kentsel dönüşüm uygulamalarında belirleyici bir rol üstlenen Toplu Konut İdaresi’nin (TOKİ) belirsiz kimliği üzerinde”birkaç saptama” Jean-François Pérouse
  • “Orta sınıflar üzerine düşünmek: İstanbul’da orta sınıfların”ajandasına risk yazmak” Cevdet Yılmaz
  • “Düzgün aileler” “yeni gelenler”e karşı: Korku siyaseti, tahliyeler ve kentsel ayrışma” Alev Erkilet
  • “Orta sınıfın evi” “”Ayşe Çavdar
  • “Bir Roman mahallesinin yeniden tanzim edilmesi “Aslı Kıyak İngin ve Tolga İslam
  • “Yerellik, direniş ve mekânsal hakkaniyet: Felaketin yanından koşmak” Pelin Tan
  • İstisnalar şehrinde muhalefet” Erbay Yücak

2013/09: Ahmet Eyüce’nin Ardından…/ yapı dergisi 382

Eylül 12, 2013 § Yorum bırakın

382 kapak bogachan_-1 bogachan_-2

Değerli hocam Ahmet Eyüce için;

“Ana fikriniz nedir?” sorusu öğrencilik yıllarımızda jürilerimizde en korkulan sorulardan biri idi. Korkulan, soru değil de onu soran kişinin ağzından çıkış biçimi idi. Ahmet Eyüce soruyu öyle sorar, aldığı yanıtlara göre konuyu öyle açardı ki; bu sorunun sorulduğu kişi her defasında konuya ne kadar eksik yaklaştığını, yeterince sorgulamadığını düşünürdü. Ya da konuyu benzer tutarlılıkta aktaramayacağını… A. Eyüce bunu öyle bir biçimde yapardı ki; öğrencinin eksikliğini yüzüne vurmaktan çok; verdiği örneklerle, mekân kavrayışı ve yapıların dilleri üzerine ‘merak’ uyandıracak okumalarla zenginleştirirdi. Bu doğaçlama aktarımı sanki kurgulanmışçasına etkili ve ilgi çekici hale gelirdi. Onun bu yaklaşımı karşısında her zaman diri, ne yaptığını bilen ve bunları savunabilecek tutarlılıkta bir izlek kurabilmiş bir öğrenci beklemesindeydi. Küçük bir okulda okumanın verdiği imkânla onun olduğu jürileri kaçırmaz, onun verdiği örnekler sayesinde mütevazı okul kütüphanemizin altını üstüne getirir, didik didik incelemediğim kitap, dergi bırakmaz; araştırmaya, okumaya ve sorgulamaya çalışırdım.

Şu sözleri hala kulağımdadır, “ çizgiden çıkıp söze, sözden çıkıp çizgiye dönmediği sürece mimarlıktan bahsedemeyiz…” Jürilerimiz mimarlık tarihinden çok mekân tarihi okumalarına dönüşür; stüdyonun içinden mimarlığa dair her şeye bakmanın imkânını sunardı. Çok iyi konuşur, her kavramın kendi terminolojisi içinden açıklar, tane tane telaffuz eder ve adeta zihinlerimize işlerdi. Bu kavramın yapılar üzerinden mimarları ve tasarım dilleri üzerinden açıklar, anekdot ve hikayelerle beslerdi. Proje jürilerimiz ayrı bir sahneye dönüşür; her projeden içinden ne çıkacak diye beklediğimiz bir performansa dönüşürdü. İlgi ve merakımızı taze tutacak her daim bir anlatısı vardı. Onun sayesinde sorgulamalarımızı temellendirme, bunları mimari bağlamda ifade etme konusunda epey çalışırdık. Bu performans bizleri karşısında zımba gibi durmaya teşvik ederdi. Kendisi ile mimarlık 1. sınıfta tanışmış olmak; mimarlığa merakımı biçimlendirecek yolları göstermesi, ufkumuzu açması ve kendimizi keşfedecek sorgulamalar üretmeye imkân vermesi açısından büyük bir şans olmuştur. Çok az projeyi birlikte yapmamıza rağmen yıllarca süren ve merakla beslenen ara ara paylaşımlarımızla birlikte; son bir yılda da Bahçeşehir Üniversitesi’ndeki sohbetlerimizi hatırlayarak keşke ertelemeden keşke daha fazla şey paylaşma imkânımız olsaydı diye hayıflanıyorum.

Ahmet Eyüce, en iyi yaptığı uğraşı yapan, o dünyayı sürekli besleyen, hobileri, merakları, bitmeyen projeleri olan bir insandı.  Bulunduğu ortamla ışığını saçan, enerjisini kaybetmeyen ve hayatı işi olan insanlardan biri olarak; kendisine mimarlık hayatıma önemli katkıları ve bu hayattaki paylaşımlarımız için çok teşekkür ediyorum.  Eyüce ailesine de sabır ve güç diliyorum.

Boğaçhan Dündaralp

18.08.2013

yayını pdf olarak okumak için: Ahmet Eyüce’nin Ardından…_

2013/08: Dikili Köyleri için Rehber Denemesi / Yahşibey Tasarım Çalışmaları 31 / ESTV

Eylül 12, 2013 § 1 Yorum

1 22-02-1 2-2 3 4 5 6 6-1 7 8 9

Yahşibey Tasarım Çalışmaları / 31

1-15 ağustos:yahşibey / 16-31 ağustos:istanbul

Bugüne kadar Yahşibey çalışmalarımızın tamamını Yahşibey için yaptık. Kimse bizden birşey istemeden kendi kendimize sorular üretip,yanıtlar bulmaya çalıştık. Anlamak,anlamlandırmak ve anlatmak üzerine kurulu olan bu süreç en azından vardığımız sonuçlar kadar önemli oldu. Bütünüyle gerçek olmasa bile bir ucundan gerçekliğe değen ve birileri daha ucundan tutsa, gerçek olabilecek olan şeylerle uğraştık. Gerçekliğin sınırlarını anlamaya,anladıkça esnetmeye çalıştık. Esnemeyecek kadar donuk ve zihin açıcı olmayanları yok saydık…

Zanaatkarlık,yerellik,taş/toprak gibi hemen elimizin altındaki malzemeler,görünmek ve kaybolmak,yapmadan yapmak,iklim,rüzgar,güneş,antikite,geçmiş

zaman,göç,komşuluk,etnisite,paylaşım,alışkanlıklar ve yenilik,karmaşıklık ve basitlik,kutlama ve şenlik,tören,gelenekler,mimarlar ve mimarsız mimarlıklar gibi konular üzerinde gözlemler yaptık,düşündük,tartıştık,anlamaya ve anlatmaya çalıştık.

Uzunca bir süredir mimarlığın gündeminde olan ‘kentsel meseleler’den uzaklaşıp,’kırsal meseleler’e geçmeyi denedik. %75’inin kentlerde yaşadığı söylenen Türkiye’de kentleşme üzerine duymadığımız kalmadı. Kentleşmiş olsak bile kentlileştiğimiz söylenebilir mi? Yoksa bir zamanlar üzerinde konuşulan “köy kent”ler mi oluşuyor?

İşte biz bunlar üzerinde düşünürken ‘büyük kent yasası’ çıktı ve köyler mahalle oldu…

Dikili belediyesinden arayıp,yeni yasayla oluşan durumda ne yapmaları gerektiği konusunda birlikte çalışmak istediklerini söyleyip,yaz okulunda bu konuda bir ön çalışma yapıp, yapamıyacağımızı sordular. Hemen evet dedik ve ne yapacağımızı tam olarak bilemediğimiz bu konuda çalışmaya karar verdik.

Yapacağımız çalışma temel olarak bir ‘tasarım rehberi’ olarak düşünülebilirdi; kırsal kesimde model olabilecek bir tasarım rehberi. Yaz okulunun 15 günlük süresi içinde bu tasarım rehberini yapamazdık ama 25 köyde araştırma ve tesbitler yapıp,ortak paydalar bulmaya çalışır,bu ortak paydalar içinden ‘sürdürülebilir’ olanları belirleyebilirdik. İstanbul’da sürdürmeyi düşündüğümüz ikinci aşamada ise Yahşibey çalışmalarından bazı ara sonuçlara varabilir ve daha sonra bu çalışmaya katılacak olan ekiplerle vardığımız sonuçları paylaşır, etkin bir biçimde bu çalışmaya eklemlenmelerini sağlayabilmeyi umuyoruz. Henüz ne ile karşılacağımızı bilmiyoruz. Nasıl bir sonuç üretebileceğimizi de. Ama iyi bir iz üzerinde olduğumuzdan kuşkumuz yok. Bu yüzden de denemeye değer diye düşünüyoruz.

Nevzat Sayın (www.nsmh.com) ve Boğaçhan Dündaralp (www.ddrlp.com) önderliğinde gerçekleşmiştir. Yahşibey Tasarım çalışmaları ESTV (Emre Senan Tasarım Vakfı)  çerçevesinde gerçekleşmektedir: http://www.yahsiworkshops.com/

çalışma dokümanı pdf’ini buradan inceleyebilirsiniz_

Katılımcılar:

  1. ONUR KARADENİZ                       (İTÜ)
  2. ÖZGE ÖZKUVANCI                       (GYTÜ)
  3. YILDIRIM YAZGAN ARIKAN         (YÜ)
  4. YEŞİM YIKILMAZ                          (BÜ)
  5. ELİF GİZEM AKILLI                       (DEÜ)
  6. MERT KALKAN                             (YTÜ)
  7. NESLİ NAZ AKSU                          (İTÜ)
  8. HARUN KOLAY                             (YTÜ)
  9. SEVGİM AYHAN                           (BAU)

2013/08: AGORAPARK: İçinden Park Geçen Yapı / “Kültür ve Sosyal Etkinlikler Evi” Ytong Ulusal Mimari Fikir Yarışması

Eylül 11, 2013 § Yorum bırakın

11

40713 - P01-c1

40713 - P01-vz40713 - P01-c2p17

AGORAPARK  :  İçinden Park Geçen Yapı

 

Kilin içi oyularak testi şekli verilir.

Testinin var oluşu boşluğundadır.

Lao Tzu

BİR YAPI OLARAK B•ŞLUK

Semt Kültür ve Sosyal Etkinlik Evi temel nitelikleri itibarı ile lokal bir yapıdır. Mahalleden olanın, semt sakininin ve şehirlinin buluştuğu bir yerdir öncelikle.

Bu buluşma SEMT ile KENT’in buluşmasıdır. Kent yaşamında birbiri ile entegre olamayan, farklı sosyal ve kültürel katmanlar kentsel ölçekte biraraya gelmeleri için üretilen bu yapıda buluşur. Bu buluşma için zemin hazırlayan, donatısını sunan yapı öncelikle nitelikli DIŞ MEKÂN üretmelidir.

İLK SORU [ ? ]

İstanbul’da Anadolu yakası sahilinde, sahil yolu ve deniz arasında yer alan bir arsada bir Semt Merkezi nasıl bir – DIŞ – üretmelidir [ ? ]

Sahil yolu yaklaşımında şehirlinin açık alan kullanımı ve deniz ufku ile olan bağını koparmayan, günün her saatinde yaşayan bir AÇIK MEYDAN programın temel unsuru olarak ele alınmıştır.

Tasarlanan yapı donanımı azaltılmış, UCUZ ve BRÜT bir yapıdır. Ürettiği imkânlar ile var olan, kendini değil içindeki boşluğu ve onun farklı hal ve oluşlarını besleyen, koruyan ve iskân eden , kentin kültürel ve sosyal yaşamının ikamet edebileceği bir AGORA’dır.

“BAŞKA” İLE BULUŞMA

Semt ölçeğinde öncelikle nitelikli bir DIŞ MEKÂN  kurmayı düşünen bu yapıda üretilen etkin BOŞLUK’un  kullanımıyla şehirli “BAŞKA” olan ile buluşur. Farklı sosyal ve kültürel katmanlar bir arada olabilmeyi bu şekilde öğrenirler. AGORA günün her saati için farklı HAYAT’lar üreten bir jeneratör gibi çalışır. Açık hava sineması , başka bir gün yerini bir sergiye başka bir gün yerini deneysel bir tiyatro  mekânına bırakır.

SEMT MERKEZİ böylelikle , farklılıkların ve başkalıkların buluştuğu çok katmanlı bir zemin hazırlar. Bu  açık mekân beraber üretmeyi ve paylaşmayı deneyimlediğiniz yerdir.

40713 - P03-pl140713 - P03-pl2

A Ç  — K   Y A P I 

AGORAPARK ,  temelde basit ve çok amaçlı kentsel donatı üretmek fikri üzerine kuruludur. Geleneksel betonarme sistem ile YTONG yapı malzemesini bir araya getirir. AÇIK YAPI , mekân üretme kapasitesini kaybetmeden binayı neredeyse yük taşıyan iskelete kadar soyarak geri çeker. Işıltılı ama bir o kadar da içeriksizleşen yapı dillerinden uzak durarak algılarımızın YAPI’ya değil ama AGORA’ya odaklanmasına yardımcı olur.

Böylelikle semt merkezi, kentsel donatıyı azaltılmış bir basit yapı ile kurup programı ikiye böler ve içeride ürettiği boşluğu bir AÇIK PARK olarak şehirliye açar. Yapı bu şekilde zamana bağlı programlanmış aktiviteleri olanaklı kılacak GECE VE GÜNDÜZ yaşayan bir kamusal mekân üretir.

1 02d5 06f

A G O R A

AGORA’dan yapıya yaklaştıkça ölçek duygusunu yakaladığımız TAŞLIKLARA ulaşırız. Orada asgari bir kentsel donatıyı PARK’ın hizmetine sunan kapalı mekânlara ve bunları birbirine bağlayan esintili koridorlara ulaşmak mümkündür.

Koridorlar gün boyu yapının iç sirkülasyonunu ve iç yaşantısını ikame ederler ve diğer yandan PARK’ı beslerler. Yapı, çeperlerdeki iki blok boşluğu zenginleştiren eklere imkân veren, rampa, merdivenler ve hacimli duvarlardan oluşur. AGORA, her türlü katılıma açık, gece gündüz yaşayan bir meydandır.

 : // PROGRAM

ÇOK AMAÇLI SALON, FUAYE ve KAHVE gün boyu zemin kotu yaşantısını canlı tutar ve Park alanı buradan beslenir. RAMPA salonun açıldığı TAŞLIK ile üst kota bağlanır. İŞLİKLER , bağımsız ünitelerdir. Asma katlı bu atölye hacimleri dışarıdan tırmanan bir merdivenle üstte etüd odaları ve medyatek kotuna bağlanırlar. İşlikleri ayıran TAŞLIKLAR ise bu çalışma hacimlerine ait dinlenme ve buluşma noktalarıdır.

9a 20b P0054 9

K // P R Ü

Yapıyı oluşturan iki temel blok bir KÖPRÜ ile bağlanır. Köprü hem üst kot yaşantısını bağlar, hem de deniz ufkunu ve AGORA’yı seyir imkânı verir. Diğer yandan işlikler ve medyatek  gibi günün her saati kullanılan mekânlar iile çok amaçlı salon, fuaye ve kahveyi  PARK aktivitesini bölmeden bağlar.

 ∆ G [  ] R ∆ – P ∆ R K

İstanbul Anadolu yakasında, sahil yolu ve deniz kıyısı arasında yer alan bu yapıyı öncelikle SEMT için nitelikli  DIŞ MEKÂN üreten bir yapı olarak düşündüğümüzde YAPI programını ve temel varoluş gereklerini tarif ettiği PARK üzerine kurar.

AGORAPARK sahil yolundan kıyıya uzanan boşluk içinde uzanır. Yol üzerinden yapıya yaklaştığınızda aslında denize ve kıyıya doğru yürüyüşünüzü değiştirmeden, hem doğrudan teklifsiz biçimde PARK aktivitelerine katılırsınız, hem de kıyı boyunca düzenlenmiş diğer yaşam alanlarına rahatlıkla bağlanabilirsiniz.

YAPI bu biçimiyle kıyı-yol aksında doğal bir bütünlük ve yaya hareketi sürekliliği üretir ve PARK , bu AKIŞ üzerinde yaşar.

3 10e 12 13 19a P007

“Kültür ve Sosyal Etkinlikler Evi”  Ytong Ulusal Mimari Fikir Yarışması Projesi;

PROJE Müellifleri  :                                                                                                      

Hakan Tüzün Şengün

Boğaçhan Dündaralp

Yardımcılar: 

Çağrı Helvacıoğlu

Sarhang Dellal

Where Am I?

You are currently viewing the archives for Eylül, 2013 at boğaçhan dündaralp.

%d blogcu bunu beğendi: