2017/5: öğrenmenin mimarisi / betonart 53

Mayıs 31, 2017 § Yorum bırakın

Betonart 53 Kapak_10cm54-59-Bogachan_nihg-00154-59-Bogachan_nihg-00254-59-Bogachan_nihg-00354-59-Bogachan_nihg-00454-59-Bogachan_nihg-00554-59-Bogachan_nihg-006

betonart53_bogachandundaralp_pages-pdf 

 

Reklamlar

2016/08: Betonart 50/ 50.sayı için:

Ağustos 14, 2016 § Yorum bırakın

Betonart 50

NTO*

Pirsig, niteliği öznenin nesneye bakışı olarak tarif etmişti.  Periyodik olarak hazırlanan bu nesneyi elimize her alışımızda içerik ne olursa olsun titizlikle hazırlandığını hissetmek; okurkerken keyif almak, dergiyi geri dönüşüme atmak yerine saklamak,  bir sonrakine merak duymak, okurun, yazanın, konuk editörünün,yayın ekibinin ve destekçisinin ortak duygusu ise epey önemli bir iş yapılıyor demektir.  Hele pek çok sektörel yayının ‘okunacak’ değil ‘bakılacak’ dergi yaptığı; pek çok mimarın da okumak, düşünmek yerine ‘bakmayı’ tercih ettiği bir coğrafyada bu çaba sayı dönümlerine bırakılmayacak kadar önemli…  Oysa ismi betonart, mimarından, mühendisine, yatırımcısından, yapımcısına kargadan başka kuş tanımayan, beton’dan başka bir malzeme kullanmasını düşünemeyen bir toplumda yayınlanıyor. Düşünemiyor ama bilmiyor da yapamıyor da… Betonun 100 yıllık tarihinde betonu düşünerek kullanmış örneği bir elin parmağı kadar olduğu düşünülürse bu argümanı çürütmek için çok yol katetmeye ihtiyacı var…

Betonart izleğinden taviz vermeden, inatla, yeni açılımlar sunmaya iyi ki devam ediyor. Kendi adıma okumaya ve saklamaya değer bulduğum ender  bir yayın… Umarım yolculuğu nice 50’leri bulur.  #direnbetonart

Boğaçhan Dündaralp, mimar

* Nesli Tükenmekte Olan

72-83 Konuk Editörler-4

Betonart 50. sayı konuk editör metinleri pdf: Konuk Editörler

2016/07: Housing Conflict in Turkey and Manual for Survival /Architectures CREE 376: Resistances

Temmuz 9, 2016 § Yorum bırakın

 

 

 

Housing Conflict in Turkey and Manual for Survival

The drawings of Survival Manual for TOKİ dwellers inspired by French architect/urbanist Yona Friedman’s approach of the manual of drawings for dwellings and settlements. As Yona introduced defending self-built housing and concepts of self-organized settlement in his most of his drawings; he always inspired me about how to think and contemplate on dwelling and housing issues as an architect. The text and drawings is about the government run centralized housing administrative department of Turkey that how this department managed and directed policies of housing in the last 10 years. The affect of its housing management resulted with new urban and housing policies, eviction and forced migration, as well a state run housing market speculation in Turkey. These had impacts both in architectural practice and lower middle class families dwelling. The manual is the outcome of our conducted interviews and site-research of a gated housing structure Bezirganbahçe in Ayazma/Istanbul.

20160629_112721 (1)

for english text:BDundaralp

for manual: Toki Dwellers The Survival Manuals

for pages: CREE-376-INT-Bogachan-Dundaralp

 

2016/1: All issues and problems can become objects of design process / Public Design Support 2011-2016 / Jesko Fezer & Studio Experimentelles Design / Kuzguncuk Bostan

Şubat 20, 2016 § Yorum bırakın

Public Design Support Workshop / Boğaçhan Dündaralp, Architekt

The best scenario for Kuzguncuks future is to increase the possibilities for sharing and to keep it alive – a scenario, which would highlight the importance and value of the orchard for Kuzguncuk. One of the most important contributions during this process, was the “Public Design Support Workshop” realized by Jesko Fezer and his students at the 1st Istanbul Design Biennial 2012. During this weeklong period, we experienced a cohesive and motivating project around a series of ad-hoc interventions that turned into a weekend event in the orchard. Simple arrangements like playgrounds (a football field, a grandstand, a swing, backgammon), tea garden and a picnic ground produced catalysing sensations that evocated curiosity. While Meric Kara from Bilgi University and the students at Kuzguncuk Primary School were directly involved in this event, local architects, Kuzguncuk residents and neighbourhood administrator (muhtar) provided support.

Collective production contains a unique temporality, knowledge production and dissemination processes. This work is invaluable since it shows us the fact that physical encounters and rapprochements that aim at direct production, trust that emerges from common experience and collaboration, common negotiations and sensations provide an opportunity for a unique kind of knowledge production, dissemination and sharing. We experienced a process that revealed the value of keeping the sensations that emerge from social and environmental needs and threats alive in our daily lives.  As much as experiencing and being educated by these contexts and sentiments, we have to create mutual experiences and remember that they are a very important source in terms of producing social and democratic contexts through common decision and negotiation processes.

As an architect that tries to resist contemporary trends that limit the role of the designer to mere “aestheticization” of her environment, and as a Kuzguncuk resident, I want to thank Jesko Frezer and his students, Adhocracy exhibition curator Joseph Grima, and the associate curator Pelin Tan, who helped us carry this project to Kuzguncuk, and all others who participated and contributed in this process and helped us produce and keep this experience alive. / 2012

* An addendum for the book, added after 3 years:

Kuzguncuk residents and the Association of Kuzguncuk Residents worked devotedly to overcome once again in their 20-year-old struggle against development threat on the Orchard of Kuzguncuk, and in 2013 they did manage to cancel out development plans for a school on the orchard area. In 2014 the orchard has been leased out to the Uskudar Municipality as a result of a tender which was put out by the General Directorate for Foundations. The alternative project that we prepared collectively with the residents of the neighborhood in 2010 suggests shared public use of the orchard, and it was brought back to the agenda as the orchard gets a new tenant. The project has put into practice through a collaboration between the association, the residents of neighborhood and the municipality while we, as architects from Kuzguncuk, moderate the process. The orchard life that we looked forward to through this project initiative for last 5 years of 20-year-old resistance struggle has become more than just a conservation of land, and nowadays the orchard keeps creating new uses and new characteristics to its collective memory. Until the next possible attack for future development plans on the Orchard Kuzguncuk residents look happy and the neighborhood is in high spirits.

 

for workshop:   link 1 / link 2

for book: link 1 / link 2

 

 

2016/01: Rejenaratif Tektonik / np12 güncesi 2003-2005 / betonart 48

Şubat 8, 2016 § Yorum bırakın

kapak 48 son62-65 Bogachan-162-65 Bogachan-262-65 Bogachan-362-65 Bogachan-4

pdf olarak okumak / indirmek için: 62-65 Bogachan_low

2015/10: Tasarım Öğretimi Diye Bir Şey / Arredamento Mimarlık / Dosya

Kasım 11, 2015 § 1 Yorum

ARMIM EKIM 2015 DOSYA TASARIM UZMANLIK 54-63-1 ARMIM EKIM 2015 DOSYA TASARIM UZMANLIK 54-63-4 ARMIM EKIM 2015 DOSYA TASARIM UZMANLIK 54-63-6

Sorular:

  1. mimari tasarım bir uzmanlık alanıdır, çünkü…..
  2. mimari tasarım eğitimi bir uzmanlık alanıdır, çünkü….

Yanıtlarım:

  1. Mimari tasarım bir uzmanlık alanıdır, çünkü mimari tasarım; bilgi, koşullar ve aktörler arasında ilişki ve süreç kurma işidir. Bilgi, beceri, deneyim ile kurulacak bu süreçler bununla yeterli kalmaz, mimarın da parçası olduğu daha büyük bir organizasyonun parçası olarak işler.Bu bağlamda farklı bilgi alanları ve koşulları sentezleyen mimari tasarım süreçleri, özgün olduğu kadar ilişkisel bağları güçlü kılabildiği oranda da başarılıdır.
  2. Mimari tasarım eğitimi bir uzmanlık alanıdır, çünkü öngörülenin aksine konusunda başarılı mimarlar ya da akademisyenler tarafından aktarılamayacak kadar da pedagojiktir. Konunun akademik ya da mesleki bilgi ve deneyimle de doğrudan bir ilgisi yoktur. Mimarlık eğitimi profesyonel ortamın gerektirdiğinin aksine bireysel üretimlere dayalıdır. Temel olan; mimar adayının birey olarak koşullar karşısındaki süreç kurma becerilerini geliştirmesidir. Bu da bireylerin kendi potansiyellerini ve meraklarını bu alanda nasıl geliştireceğine dair doğru ilişki biçimlerinin üretilmesini talep eder. Mimarlık eğitimi bu anlamda bireysel üretimleri geliştirip, zenginleştirecek ortam kurma becerisidir. Mimarlık bilgi alanı içinde doğrudan aktarıma / öğretilmeye açık konular yer alsa da mimarlık öğretilemez, keşfedilir. Mimari tasarım eğitimi bir uzmanlık alanıdır çünkü bu keşfi yaratacak ortam/ları ve bireysel üretim biçimlerini geliştirecek doğru iletişim biçimlerini talep eder. Bu ortamlarda her defasında yeniden kurulacak, çeşitlilik üretecek;  öğrenilmiş zekâların üretimlerini değil, kendi zekâsını kullanabilen bireylerin kendini inşa etmesi gereklidir.

Boğaçhan Dündaralp

 

Tüm dosyayı ve yanıtları okumak için: ARMIM EKIM 2015 DOSYA TASARIM UZMANLIK 54-63

 

2015/04: Kentsel Tarımın Bereketi / Kuzguncuk Bostanı / XXI:138

Nisan 8, 2015 § Yorum bırakın

11050185_809024915812830_6925339809494589695_o

Ekran Alıntısı

P1210533

 

XXI’de bu ay kentsel tarımın yaratabileceği değişimleri sosyolog Ayça İnce, mimarlar Burcu Serdar Köknar ve Hasibe Akın, permakültür üzerine çalışan Deniz Üçok ve Buğday Derneği’nden Hakan Gönül ile yapılan konuşma yer alıyor. Sohbetin yanı sıra Boğaçhan Dündaralp, Kuzguncuk Bostanı deneyimi üzerine bir yazı kaleme aldı ve tarımsal üretimle kamusal kullanım ilişkisinin nasıl kurgulanabileceğinin araştırıldığı süreci paylaştı.

Söyleşiyi ve Boğaçhan Dündaralp’in özetini okumak için tıklayın:http://xxi.com.tr/2154/kentsel-tarimin-bereketi/

Boğaçhan Dündaralp ile konuşma özet metni:

 

KUZGUNCUK BOSTANI’NIN ÖYKÜSÜ

Kuzguncuk Bostanı 700 yıllık bir tarihe sahip. Ancak bostanın son sahibi İlya 1980’lerde ölüyor ve bostan hiç akrabası bulunamadığı için Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne devrediliyor. O zaman burası bostan vasfında yeşil alan olarak görünürken 1986’da plan tadilatı yapılıyor ve okula çevriliyor. Ve 90’larda ilk eylem başlıyor. Ancak her defasında yeni bir projeyle geliyorlar, 2000’de de yine bir eylem oluyor; ardından alan bir peyzaj firmasına kiralanıyor ta ki 2010’da burası tekrar boşaltılana dek. Bizim bu alan üzerine çalışmamız  2010’da başlıyor. Bu projeleri birlikte yürüttüğümüz bir mimar arkadaşımız tesadüfen Boğaziçi İmar’da okul projesini görüyor ve fotoğrafını çekiyor. Bu okulun üç boyutlu modelini yapıp, yerine montajladık ve Kuzguncuk’ta her yere astık ki herkes okulun inşa edilmesiyle birlikte bostanın nasıl bir hal alacağını öngörebilsin. Ardından mahalleden itirazlar yükseldi. Biz de burası için alternatif bir projeyi geliştirdik. Bostanda zaten olagelen bir sürü aktiviteyi biraz daha geliştirip nasıl arttırabileceğimizi araştırdık. Hıdrellez şenliklerinden yazlık sinemaya, doğum günü kutlamalarından çocukların organize ettiği voleybol turnuvasına kadar dek çeşitlenen aktiviteler bunlar. Bunları nasıl çoğaltabileceğimizi soran birtakım broşürler yapıp mahallede dağıttık, daha neler olabileceğini herkesle paylaştık. Çıkan verilere dayanan alternatif projeyi Boğaziçi İmar, Anıtlar Kurulu gibi kurumlara gidip anlattık. Bir yandan da bostanın bostan olarak kalması için hukuki süreç sürüyordu. Öte yandan da bostan mahalleliler tarafından kullanılmaya devam ediyordu. Ardından 2013’te okul projesi Boğaziçi İmar tarafından onaylanıyor. Anıtlar Kurulu tarafından onaylanmayınca bu kez üst kurula gönderiliyor ve o da hükümetin alt organı gibi çalıştığından hemen projeyi onaylıyor ve Çevre Komisyonu’na gönderiyor. Sonradan proje komisyon tarafından iptal ediliyor. Bu da gezi sürecine paralel bir döneme denk geldi. Diğer birçok etkinlik gibi mahalle forumları da bostanda yapıldı. Burası İlya’nın zamanından beri bostan ve o kimliği sürdürmek ve desteklemek için ekip biçme ile ilgili insanlar da buraya geldiler, burada birtakım ekip biçme faaliyetleri dışında permakültür vs çalışmaları yapıldı. Bu projenin iptal edilmesi ile kiralama süreci arasındaki süreçte burada farklı bir deneyim yaşandı. Herkes bir nevi bostanı işgal etti ve gerilla tarım yapıldı, herkes bir şeyler ekip biçmeye başladı. Herkes kendine göre bir alanın etrafını çevirdi, kimisi baktı, kimisi bakmadı, kiminin ekinleri çalındı vs. İşte bunu deneyimlemek çok sey kattı bize. Fark ettik ki tarım meselesi herkes için birleştirici bir araç olabilir.

Sonra 2014 Mart ayında, Vakıflar burayı kiralama ihalesi açtı ve ihaleyi Üsküdar Belediyesi aldı. Biz de o tarihten bugüne dek bir proje üstünde çalışmaktayız. 2010’da hazırladıpımız alternatif proje zamanında katılımcı bir sürecin nasıl olabileceğini deneyimledik , insanlarla nasıl bir görsel diyalog kurmamız gerektiğini az çok çözdük. O nedenle 2014’te başladığımız bu yeni projede oranın hayatını gösterecek görseller oluşturduk. Herkesin tahayyülünde olup biten meseleleri biz mimarların anladığımız anlamda proje gibi değil de kolay anlaşılabilir bir görsellikle ürettik ve paylaştık. Bir yandan mahalle toplantılarında bir yandan yerel gazete Kuzguncuk Postası’nda projeyi yaydık. Belediyenin kiralamanın ardından ilk işi üst setlerdeki ağaçları budamak olmuştu, biz de bu üst setin artık orman vasfı kazanmış bir alan olduğunu onlara anlatmaya çalıştık. Bir yandan ağaç envanteri çıkartırken diğer yandan Tema Vakfı ile belediyeyi yan yana getirdik. Sonuçta üst setleri, yani orman vasfında olan yerleri meyve bahçeleri haline getirme konusunda herkes mutabık oldu.

Geri kalan alanlarsa kent bahçeciliği için üretilmiş yaklaşık 100 tane yükseltilmiş sebze yatağının olduğu kısımlar, İlya zamanındaki gibi köy meydanı gibi işleyecek ortak alan, çocuk oyun alanı, kütüphane / kum havuzu gibi işlevlerle organize ettik. Burada yapılan her şeyin doğal malzemelerden ve geçici nitelikte olması en büyük önceliğimizdi. İlya da zamanında burayı hiçbir zaman özel mülk alanı gibi kullanmamış, burayı herkese açmış. İsteyen gidip ihtiyacı olanı alır ve bütçesi kadar bırakırmış. Buradaki bu türden alışverişin kamusal bellekte de bir yeri var. O belleği sürdürecek bir yer olması bizim için de önemli. Burada yaşanan gerilla tanım sürecinden çok şey öğrendik. Mekanın herkese eşit br şekilde dağıtılamaması, Kuzguncuk dışından gelenlerin buradaki dinamikleri tam olarak çözemeden hareket etmeleri gibi durumlarda böylesi bir alanın herkesin birbiriyle ilişki kurabildiği br yer olarak yönetiminin önemini kavradık. Bu, yine de tabi ki güzel bir andı. Herkes gibi bizde bunun geçici bir durum olduğunun farkındaydık, sonuçta bunu görmek bir deneyim. Onun üzerinden şimdi daha fazla katılımın mümkün olabileceği, herkesin eşit haklarda taleplerini karşılayabileceği bir tarımsal faaliyetin nasıl olabileceğini araştırıyoruz. Bostan için planlanan 100 küsur tane alan için Kuzguncuk’ta 300’den fazla kişi başvurdu. Bunun için kura çekilerek o yükseltilmiş yatakları kullanacak olanlar belirlenecek.

Şimdi o yaklaşık 100 alan için tahayyül yapılması da gündemde, bunu kullananlar için belli süreler öngörmek lazım ki daha çok insan yıllar içinde faydalanabilsin. Ya da birileri iyi bakamıyorsa mesvsimsel döngü içindeki gereklilikleri yerine getiremiyorsa devretmek zorunda olmalı ki başkasının hakkı yenmesin. Bostanın kullanımında kendi içinde birtakım etik sorumluluklar oluşmalı ki yaşasın. İlya’nın ölümünden şimdiye dek geçen süreçte, eskiden tarım alanı olan şey bugün artık başka bir kimliğe bürünmüş halde. Sadece ekim biçim yapılan bir yerden çok sayıda kamusal etkinliğe ev sahipliği yapan ve kendine has bir kamusal bellek geliştiren bir yer dönüşüyor. Sonuçta orada yaşlılar belki ekip biçerek değil, yürüyerek oturup dinlenerek vakit geçirmek istiyor, çocuklar bambaşka türlü bu alandan faydalanmak istiyor olabilir. Herkes için burası bambaşka bir anlam ifade ediyor. Birtakım sosyal hareketlilikler için birlikte paylaşılan bir yer haline geliyor. Gidip kitabını okuduğun tek başına vakit geçirdiğin, yürüyüş yaparak kendini rahatlattığın, köpeğini gezdirdiğin, onu salabildiğin bir yer oluyor. Sonuçta Kuzguncuk’ta yaşayan herkesin farklı ihtiyaçlarına farklı yanıtlar veriyor, hem tekil ve özel hem ortak ve paralel. Böyle olunca orası sadece bireysel vakit geçirilen bir yer değil, sosyal olarak da yaşamın ekseninin çizildiği bir yer haline geliyor. Bunun için de tarımsal faaliyet de, gölgesinde oturulan ağaç sayesinde yaşanan doğal bir deneyim de var. Bizim bu projeler üzerine çalışırkenki motivayonumuz da alanın bostan ve yeşil kimliği sürerken Kuzguncukluların burasıyla ilgili beklentilerini, yaşamak istediklerinin karşılığı olacak şeyi burada nasıl sürdürülebilir kılacağımızı bulmaya ve bunun için buraya ne kadar müdahale edilmesi gerektiğini anlamaya çalışmak. Bir kamusal alanda en önemli şey, o yere yer kimliğini veren bütün insanların, orada yaşayanların oradaki sürekliliğin bir parçası olması ve kendi anılarını biriktirmeye başlaması ki orada bir sahiplenme oluşsun, o yerin değeri bilinsin ve bu deneyimler sürekli aktarılabilsin.

Burada Tülay Atabey Onat,, ben ve projeye emek koyan diğer mimarlar olarak en büyük avantajımız, tek başımıza hareket etmememizdi.Burada birikmiş olan bilgilerin, belli ilkelerin sorumluluğunu üstlenmeye çalıştık. Buranın bostan kimliğini sürdürmesi herkesin üzerinde hemfikir olduğu bir meseleydi ama bunun ne kadar ya da nasıl olacağı gibi konularda görüş ayrılıkları yaşanıyordu. Mesela buraya aktivist olduğunu iddia eden ve öyle hareket eden ama ne bu mahallenin ne de herhangi bir yerin parçası olmayı bilmeyen birileri  gelip buraya çivi bile çakılmaması, olduğu haliyle kalması gerektiğini söylediler. Ama bunu yaparken de bürün o katılım süreçlerine dahil olmak, onları anlamak ve onlara itiraz etmek değil de gerçekçi olmayan şeyler öne sürerek burada eylem yapmak gibi yollar seçtiler. Oysa Kuzguncuk’un ve bostanın dinamikleri başka.

Sonuçta şu an yapılmakta olan, ne tek başıma benim istediğimi yansıtıyor ne de aslında görmek istediğim şeyleri barındırıyor. Belki de kimsenin tüm detaylarıyla görmek istediği gibi değil ama herkesin ortak olarak kabul edebileceği bir düzeyde; temel ilkeleri olan ve onu sürdürürken müşterekleri koruyan bir düzeyde… Buradaki ana derdimiz, buranın bostan ve yeşil kimliğini korurken; buraya okul yapılmaması ve alanın Kuzguncuklular için kamusal niteliğini sürdürmesi. Burası bireysel olarak, mülkiyet olarak kimseye ait değil, herkese ait. O nedenle bostan kimliğine zarar vermeden her şeyin sökülüp takılabilir olduğu, gerektiğinde oranın bir parçası olabilecek şekilde doğal olduğu bir kkurgu oluşturmaya çalıştık. Bu perspektiften bakıldığında kapının öyle ya da böyle olması veya küçük detayların nasıl olduğu önemsiz kalıyor.

Where Am I?

You are currently browsing the yazıları category at boğaçhan dündaralp.

%d blogcu bunu beğendi: