2014/09: Betonart 42 / ölçülemeyen / konuk editör

Eylül 28, 2014 § Yorum bırakın

 

BETONART 42 KAPAK_blog

Betonart 42*:

” ÖLÇÜLEMEYEN /ÖLÇÜYE GELMEYEN ”

İnsanın yapma-etme-anlama doğasının temelinde ve süreçlerinde elindekileri ölçülebilir kılma hayati bir önem taşır. Hatta insan medeniyetinin ölçülebilirlik üzerine inşa edildiğini söylesek kolay yanlışlanabilir bir iddiada bulunduğumuz söylenemez. Ölçülebilirlik; işe yararlılığın, kavranabilirliğin ve ortaklıkların üretimi için önemli bir araca dönüşmüştür.  Hatta o kadar kaçınılmaz bir yere evrilmiş ki; şeylerin boyutunu, değerini, miktarını ölçmek için birimler, bilimler, uzmanlıklar, mekanizmalar, sistemler üretmiş haldeyiz…

Oysa insanın insanlığın başından beri bilinmeyene, ölçülebilir olmayana karşı büyük bir heyecanı var.  Belki de bu durumu herşeyi ölçülebilir olduğunda kullanabilen, ortaklaştırabilen rasyonel ya da bilimsel görebilen insan medeniyeti ile açıklamak işi kolaylaştırabilir.  Ancak insanın doğası, kavrayışları ile elindeki araçlar arasındaki mesafe;  (algıladığı ile kavrayabildiği arasındaki mesafe de buna katılabilir) insan doğasının ölçülebilir olmayana neden büyük bir merak, ilgi, araştırma duyduğunu daha iyi açıklar.

Ölçülebilir dünya gündelik pratiklerimiz ve deneyimlerimiz içinde düşünce ve algı sınırlarımızın ötesinde oluşan durumlarda pek de yeterli yanıt vermez. Fakat bu çaba içindeki ürünlerimiz, işe yararlık ya da gereksinim temelli doğan pek çok uzmanlık, bilim dalı ve üretimler; ölçülebilir olanın araçlarını kullanarak;  çağın “işe yararlılık ve para” denklemi ötesinde işe yaramaz ancak paha biçilemez değerler, biçimler, nesneler üretirler. Sanat, felsefe, matematik, mimarlık…gibi.

Ölçülebilirlikler üzerinden vücut bulmuş; mimarlık üretimi olan yapılar; tasarımlarının ötesinde bizde heyecan, merak ve yeni deneyimler uyandıran; içinde rasyonelleştiremediğimiz duygulanımlar doğuran, “ölçülemeyen” boyutlar barındırır. Ve hatta iddialı bir tabirle biz mimarlar, mimarlık için onu mimarlık yapanın tam da  o olduğunu iddia ederiz. Bu mimarlığın yapısallıklar, mekânlar bir mimar tarafından tasarlanmış olmaları da gerekmiyor, anonim ve zaman içinde dönüşmüş, varolmuş, vücut bulmuş, materyalize olmuş; insan ile farklı duygulanımlar, kavrayışlar ya da deneyimler yoluyla “ölçülemeyen”i barındırmanın ötesine taşıyarak “ölçülemeyen”i görünür ya da kavranır kılan bir mimarlık da olabilir.

Bu anlamda dosyaya katkıda bulunan 3 yazarın Louis Khan’nın “Hayranlık uyandırıcı çok iyi bir bina ölçülemeyenle başlamalı, tasarım sırasında ölçülebilir araçlarla sınanmalı ve en sonunda yine ölçülemez olmalı” alıntısı ile başlaması ve onu sorunsallaştıran farklı içeriklerle durumu tartışması; bu ön kavrayışımızı sorgulamamız açısından da ayrı bir önem taşımaktadır.

Bu dosyada, eksenini materyalize olmuş mimarlık ve kaynakları üzerine oturtmuş “ölçülemeyen” kavramını tartışmak ve sorunsallaştırmak heyecan verici olur diye düşündüm. Editör olarak da düşüncelerini, yaklaşımlarını, üretimlerini merak ettiğim kişileri bu sayı için davet ettim.  Hepsine bu davete aynı heyecanla yanıt verdikleri için teşekkür ederim.

Umarım okuduklarınız sizleri de heyecanlandırır.

Boğaçhan Dündaralp

*not: DouglasAdams’ın yazdığı ‘Otostopçu’nun Galaksi Rehberi’ kitabına göre hayat, evren ve her şeye dair nihai sorunun cevabı olan 42 ile kurulan ilişki bu bağlamda “ölçülebilir” değildir. Tema ile olası kurulacak rasyonelleştirme girişimleri hoş bir tesadüfi güzellemeden öte bir anlam taşır mı, bilinemez?…

katılımcılarKapak için Tolga Tüzün’e

Neslihan Şık ve Banu Binat başta olmak üzere tüm Betonart ekibine bu keyifli sayı için çok  teşekkürler.

Kapak görselini dinlemek için: http://createpermanence.com/

http://www.betonart.com.tr/index.php/arsiv/2014/42/

haber linkleri;

http://www.mimarizm.com/Haberler/HaberDetay.aspx?id=54101

dergiyi okumak için: 00 BETONART 42 web

 

2009/07: lusid / atölye – kitap

Temmuz 29, 2011 § 1 Yorum

“Katılımcı ve yürütücü zenginligini ‘tasarım süreçleri’ üzerinden de verimli bir biçimde nasıl çogaltabiliriz?” sorusu temel motivasyonu olusturmaktadır. Bu niyetle; bir yer için en uygun yaklasımı arayan tek bir tasarım süreci yerine; kodlanmıs birikimimiz nedeniyle bazen düşünmeden eledigimiz durumlarla tasarım sürecinde yeni karşılaşmalar üretebileceğimiz, ‘yer’e tekrar tekrar dönüp farklı gözlerle bakacağımız bir tasarım süreci deneyimi.”



_ etkinlik kitabını .pdf formatında görmek için tıklayınız.
_ etkinlik haberi için tıklayınız/yenimimar.com

2009/02: kayıtdışı 02 / ne o ne bu, hem o hem bu / atölye

Temmuz 29, 2011 § Yorum bırakın

kayıtdışı 01 / liminal
ne o ne bu hem o hem bu


Liminal: arada olmak, olasılıklar eşiğinde bulunmak, ne oraya ne buraya ait olmak, geçicilik, değişecek bir duruma
bir adım uzakta durmak…
Atölye, liminal temasıyla açığa çıkan belirsizlik halinin mekansal karşılıklarını aramayı amaçladı. Ortak tartışmalar,
eskiz fırtınaları ve büyük boy maketlerle somutlaşacak kişisel liminal mekanlar, ne olduğu çok açık olmayan,
bazen o bazen bu olan, durumlara göre değişen, farklı kullanımlara açık olan, önceden ön görülen/görülemeyen
bir takım eylemleri barındırmaya açık olan mekanlar olarak tanımlandı. Tasarım sürecinde ortaya çıkan neo-
Mimarlık Fakültesi’nde basit konstrüksiyonlar ile 1:1 ölçekte kurulması planlanmıştı. Kayıtdışı02’den talep edilen
(kalın oluklu mukavva ve fotoblok plakalar, çeşitli boy ve kesitte ahşap çubuklar, ip, çivi) ve yerde mevcut bulunan
malzemeler (meyva kasaları, pet şişeler, masalar, sandalyeler vb.) dışında ses, koku ve katılımcıların kendi bedenleri
kullanılarak açığa çıkan eylemler de bu mekanların parçası olabileceği düşünüldü.


Tüm atölye katılımcılarının heyecan ve enerjileriyle kesintisiz katkıda bulundukları tartışma, malzeme bulma ve
üretme süreçlerinin sonucunda toplam 8 adet neonebuhemohembu üretildi:

1. baloon Merdiven boşluğundan aşağı sarkıtılan beyaz balonlardan oluşan bu bulutsu mekan ve üzerine yansıtılan görüntüler, bir geçişmekanı olan merdivende yarı saklı yarı görünür olarak duraklayabileceğimiz bir nokta oluşturuldu.
2. de grade Aydınlıktan karanlığa geçişle ilgilenen bu proje delikli bir tavan strüktürü olarak tasarlandı. Sonuç ürün sticker olarak basılıpatölyenin diğer ürünleri üzerine yapıştırıldı.
3. fermuar Oluklu mukavvadan farklı yükseklik ve uzunluklarda oturma/dayanma/durma birimleri üretildi. Birimleri strüktürel olarak ayakta
tutan üçgen form aynı zamanda bu birimlerin birbirlerine bir fermuar gibi eklemlenmesini sağladı.
4. kara tahta Gelen geçenin üzerine bir şeyler yazarak sürekli değiştirebileceği yüzeyler olarak tasarlanan proje son aşamasında Uuuu projesiile birleşti. Oluklu mukavvadan oluşan yüzeylere tavandan iplerle sarkıtılan kalemlerle yazılan bir mekan oluşturuldu.
5. laminal Oluklu mukavvadan oluşturulan grid sistemi ile farklı eylemlerin gerçekleştirilebileceği bir takım kesitler birleştirilip kullanıcınınistediği şekilde ilişkilenebileceği nesneler üretildi ve parti mekanının ortasına bırakıldı.
6. pet bulut Pet şişelerin koli baldı ile birbirine ve duvara yapıştırılması ile oluşturulan bu proje diğer projelere benzer bir şekilde oturma/dayanma/durma gibi eylemleri karşılayabilecek yumuşak, bulutsu bir mekan önerdi.
7. Uuuu Oluklu mukavvadan oluşturulan şeritler katlanarak farklı kullanımlar için yüzeyler oluşturdu.
8. Tüf tüf Elektrik kablo borularının plastik kelepçeler ile birbirlerine tutturulup merdiven boşluğundan sarkıtılması ile oluşturulan yarı geçirgenmekan, kalabalık bir ortamda kendi başımıza ya da bir arkadaşımızla baş başa kalabileceğimiz bir koza oluşturdu.
Atölye aracılığıyla üretilmiş olan neonebuhemohembular yaratmak istedikleri liminal durum / mekan / nesne’lerin
ancak bir parçasını gerçekleştirebildiler. Bunun bile gelecekteki projeler için ilham kaynağı olacağı değerlendirme
toplantısında konuşulanlar arasında idi.Bu toplantıda açığa çıkan diğer başlıklar, farklı üniversite ve şehirlerden
mimarlık öğrencileri ile böyle bir ortam aracılığı ile tanışmanın, tartışmanın, üretmenin zevki ve kısa bir sürede 1:1
ölçekte bir mekan yaratmanın zorluğu olarak özetlenebilir.
Kayıtdışı02 etkinliği bizim için liminal teması üzerine biraz araştırma, biraz da tartışma ile başladı, daha sonra bu
tartışma tüm katılımcılarla birlikte, tüm atölye çalışması boyunca devam etti… Atölyeden akılda kalanlar da şunlar
oldu:
“İyi de bunun nesi liminal?”
“Liminal olsa nolcak?”
“Bu keser mi?”
“Kesmez! Az liminal olmuş.”
“Başlıycam liminaline…!”
Bu gibi ağır kavramsal tartışmalar eşliğinde bir yandan da bulup-aldığımız, olduk-olmadık malzeme-alet edevatla
atölye mekanında doğrudan neonebuhemohembular üretmeye başladık. Tesisat borusu, pet şişe, oluklu
mukavva, balon, ip, iğne, davul tozu ve minare gölgesindenden mamul neonebuhemohembular kısa sürede YTÜ
Mimarlık Fakültesi’nin orası-burasında tedavüle girdi, rağbet gördü-görmedi.” neonebuhemohembularımızın hiç
bir çeşidinde limanal yağ kullanılmamaktadır” dedik, dinletemedik. Gecelere kadar kestik, biçtik, astık, kestik,
yorgunluktan her yanımız; konuşmaktan çenemiz tutuldu.
Tam işte bu liminal oldu dedik, tam olmadı; kayıtdışı desek, hafif kayıt içinde kaldık. Ne yapsak olmadı, öyle liminal olduk kaldık.

_ etkinliğin final paftasını görmek için tıklayınız.

2009/01: temas projesi / forum/sergi: haliç parkı

Temmuz 29, 2011 § Yorum bırakın

Esra Fidanoğlu, Emre Koyuncuoğlu, Ahmet  Önder, Ceren Balkır Övünç yürütücülüğünde İstanbul Kültür Üniversitesi Mimarlık Bölümü Mimari Tasarım Atölyesi öğrencileri ile Boğaziçi Üniversitesi Batı Dilleri  ve Edebiyatı Bölümü Kültür Dersleri başlığı altında verilen “Farklı alanlar için Oyun Yazarlığı” dersi öğrencileri bir araya gelerek İstanbul’da yaşayan birçok farklı kültürün insanlarının birbirleriyle TEMAS etmeleri üzerinden toplumsal yaşama katkıda bulunma çalışmalarına Ekim 2007 de başlamışlardır.

Haliç çevresinde tasarımlanan TEMASmekanların tartışmaya açıldığı TEMASforum/sergi:Mekan (17Ocak2008/İKÜ) ile performansların canlandırıldığı TEMAS:Performans (3Mart2008/BÜ) ile TEMASforum/sergi:İstanbul (9Haziran2008/İKÜ) ile TEMAS noktalarının İstanbul’a yayılması durumu sorgulansının ardından, 24 Ocak 2009’da İKÜde TEMASforum/sergi: Haliç Parkı gerçekleştirilecektir.

Haliç’in metropolitan bir park olarak dönüşmesi bağlamında TEMAS AĞI ile örülmesi hedefine yönelik olarak gerçekleştirilen atölye tartışmalarına dayanan mimari tasarımlar, 2008-2009 Güz yarıyılı Mimari Tasarım Atölyesi ikinci ve dördüncü sınıf öğrencileri tarafından tartışimaya açılmakta.

_ etkinlik haberi için tıklayınız.

2008/08: İBB şehir tiyaroları beyoğlu sahnesi / kolokyum

Temmuz 28, 2011 § Yorum bırakın

“İBB Şehir Tiyatroları Beyoğlu Sahnesi Yarışması Kolokyumu’na Hararetli Tartışmalar Damgasını Vurdu…”

“…Bunun üzerine soru sormak için Boğaçhan Dündaralp söz aldı ve Sümer Gürel’in fikre önem verdiklerini açıklamasıyla ilgili birinci elemede hangi kriterleri ele aldıklarını sordu ve İstanbul’un göbeğinde bu kadar önemli bir proje açılmamış olduğunu, emeğin karşılığı olarak gerekli cevapları alamadıklarını düşündüğünü sözlerine ekledi…”

_ arkitera.com’ un ilgili haberi için tıklayınız.

2008/06: temas projesi / forum/sergi 2

Temmuz 28, 2011 § Yorum bırakın


“İstanbul’ da yaşayan bir çok farklı kültürün insanı kendilerini ve birbirlerini anlıyor ve kabul ediyorlar mı? Tarihimizde olumlu sonuçlarını gördüğümüz toplumsal birliktelik ve paylaşma kentin doğru noktalarında tasarımlanacak buluşma mekanları ile gelişebilir, yeni bir boyut kazanabilir mi?” (-temas projesi tanıtım dosyasından)

2008/01: temas projesi / forum 1

Temmuz 28, 2011 § Yorum bırakın


“İstanbul’ da yaşayan bir çok farklı kültürün insanı kendilerini ve birbirlerini anlıyor ve kabul ediyorlar mı? Tarihimizde olumlu sonuçlarını gördüğümüz toplumsal birliktelik ve paylaşma kentin doğru noktalarında tasarımlanacak buluşma mekanları ile gelişebilir, yeni bir boyut kazanabilir mi?”
(-temas projesi tanıtım dosyasından)

2007/11: temas projesi / ara jüri

Temmuz 27, 2011 § Yorum bırakın

“İstanbul’ da yaşayan bir çok farklı kültürün insanı kendilerini ve birbirlerini anlıyor ve kabul ediyorlar mı? Tarihimizde olumlu sonuçlarını gördüğümüz toplumsal birliktelik ve paylaşma kentin doğru noktalarında tasarımlanacak buluşma mekanları ile gelişebilir, yeni bir boyut kazanabilir mi?”
(-temas projesi tanıtım dosyasından)

2007/09: bozcaada mimarlık buluşması ’07

Temmuz 27, 2011 § Yorum bırakın

“Biraraya gelip mimarlığı paylaşmak, birbirlerini anlamak isteyen ve yaşadıklarını dillendirebilmeye heves etmiş bir avuç mimar, 01 – 02 Eylül 2007 tarihlerinde Bozcaada’da buluşuyor.
Mimarlık uğraşının farklı köşelerinden ve çeşitli kuşaklardan 15 kişilik katılımcı grup ve davetlileri iki gün boyunca mimarlığı, hayatı, kendilerini, etkilendiklerini, duruşlarını, ne yaptıklarını ve ne yapmak gerektiğini katılmak isteyenlerle birlikte tartışacak.
BMB ’07, tartışmaların yoğun ve verimli yaşanabilmesi adına küçük bir kalabalığın hazırladığı sunuşlar etrafında şekillenecek “küçük bir buluşma”. Tartışmalar ilgilenen herkesin katkısına açık” -arkitera.com

Katılımcılar
Saitali Köknar
Deniz Güner
Boğaçhan Dündaralp
Burak Altınışık
Ahmet Önder
Hayriye Sözen
Sinan Omacan
Evren Uzer
Hakan T. Şengün
Ömer Kanıpak
Ertuğ Uçar
Ceren B. Övünç
Can Kaya
Ali Paşaoğlu
Hüseyin Kahvecioğlu

_ etkinlik hakkında açılan arkitera/forum başlığı için tıklayınız.
_ etkinlik duyurusu için tıklayınız.

2006/08: TMÖB niye ödül aldı? / görüş-tartışma

Temmuz 21, 2011 § Yorum bırakın

TMÖB niye ödül aldı?
Az sonra okuyacaklarınız geçmişten gelen bir soruya yanıt arayışı. Geçmişten gelen diyoruz çünkü TMÖB’e Ulusal Mimarlık Sergisi-Mimarlığa Katkı Ödülü 1998’ de verildi. Neden? Böylesine çözük bir organizasyon nasıl böyle bir ödül alabildi? Kapanmamış bir dosyanın izini sürüyoruz ve buradan ilan ediyoruz; okuyacaklarınız yazılacak olası bir TMÖB kitabının başlangıcıdır.

Çok kısa tarihçe
Avrupa Mimarlık Öğrencileri Buluşması (EASA) Ürgüp ayağından sonra bu buluşmayı düzenleyenler arasında benzer bir buluşmanın niçin Türkiye Mimarlık Öğrencileri arasında da yapılamayacağı sorusu, Gökçeada Tepeköy’de 1993 yazında yapılan ilk buluşmayla sonuçlandı. Ertesi yıl Kütahya Çavdarhisar’da, daha sonra Kıbrıs Kantara’da ve 96 yılında Kalkan’a yakın bir köy olan Çayköy’ de buluşuldu. Aynı yıl Kilyos’da yapılan ilk kış buluşmasının ardından Sinop Sarıkum ’97, Edirne Karaağaç kış ve Kayaköy ’98 buluşmaları geldi. Adana Ceyhan’daki eski radar üssünde gerçekleşen kış buluşmasından sonra 99’da Kastamonu Küre yakınlarında bir köyde buluşuldu. TMÖB adıyla yapılan son buluşma Ulusal Mimarlık Öğrencileri şeması içinde 2002 yılında Eskişehir Osmangazi Üniversitesi’nde gerçekleşen Buluşma 7.5 oldu.

Hani bazı sorular vardır, en hazır-cevap olanlar için bile yanıtlanması, açıklanması çok da kolay olmayan; en azından yalnız başına verilecek her cevabın bir yanıyla eksik kaldığı. TMÖB’ün neden ödül aldığı sorusu da bunlardan biri.

Aslında sorunun, soruyu soranın rahatlığından kaynaklanan bir yapısı da yok değil. Çünkü böyle bir sorunun sorulabilmesi belli arkaplan notlarının halihazırda bilindiği ön kabulüne dayanıyor. Yani bu soruya cevap verebilmek, bir bakıma daha net tanımlar içeren bazı alt soruların cevaplarını bilmeyi gerektiriyor. Bu noktada sözlüğe başvurmakta bir sakınca yok:

TMÖB [Türkiye Mimarlık Öğrencileri Buluşması]
Genellikle yaz aylarında düzenlenen ve başka türlü birbiriyle karşılaşma ihtimali olmayan mimar adaylarının, her yıl yurdun yeterince acayip bir başka köşesinde ve yaklaşık onbeş gün süresince birlikte çalışıp paylaşmalarına olanak tanıyan, nezih olmayan ortam. (bkz. ilk buluşma; bkz. Gökçeada’93; bkz. EASA)

Ödül [Ulusal Mimarlık Sergisi ve Ödülleri]
Meslek örgütü tarafından düzenlenen çok amaçlı seçki. (bkz. 6. Ulusal Mimarlık Sergisi ve Ödülleri; bkz. Mesleğe Katkı Ödülleri; bkz. 1998)

Bu iki madde bile, henüz cevaplanmamış olmasına rağmen soruyu daha anlaşılır kılması bakımından önemli. Şimdi baştaki soruyu yeniden formüle etmek lazım:

-Türkiye Mimarlık Öğrencileri Buluşması’ na neden Ulusal Mimarlık Sergisi ve Ödülleri Mesleğe Katkı Ödülü verildi?
Bu sorunun açılımlarına ulaşmak için aşağıdaki sorular ve verilebilecek çeşitli cevaplar önemli.

[Buluşan] Kim?
Katılımcıları her yıl değişen buluşmada Türkiye’nin dört bir yanındaki üniversitelerin mimarlık bölümlerinde okuyan öğrenciler, eğitim alınan kurum, gelecekte mimar titrini verecek meslek örgütü ya da herhangi bir diğer kurumsallaşmış yapının isteği, yönlendirmesi, baskısı olmaksızın akla zarar bir şekilde biraraya geliyor. Bu biraraya gelişin / kalkışmanın belki de en garip tarafı, eylemin kendiliğindenliği.

[Buluşma] Ne Zaman? / Nerede [Buluşuyoruz]?
Önceleri sadece yaz, sonraları hem yaz hem kış aylarında, Türkiye’nin dört bir yanında -hatta Kıbrıs’ta- ama hep zor ulaşılan, gizli-saklı, olmadık yerlerde

Buluşma ne idi?
Bir yaz kampı mıydı? Gençlik enerjilerini boşalttığımız, zamanı yavaşlatıp bedenlerimizi yaydığımız? Mimarlığın formel zeminlerine aykırı olmak için bir araya gelen toplumdışı özentileri miydik? Mimarlık eğitimini dönüştürmeye bayrak açmış kofti devrimciler mi? Rutin içinde bir aralık yaratıp “yol”dan çıkmaya imkan tanıyan bir ayna-mekan mıydı buluşma?

Buluşma neyi sağlıyordu?
Buluşma, bir karşılaşma ortamının koşuluydu her şeyden önce. Sığlıklarımızı ve derinliklerimizi keşfettiğimiz, bunlarla yüzleştiğimiz bir ortamdı. Birbirinden farklı okullarda, kendi kendimize yarattığımız ya da yarattığımızı sandığımız küçük, kişisel mimari dünyalarımızı başka başka dünyalarla karşılaştırma imkanı edindik, mimarlığın ne olduğunu değil belki ama en azından mimarlık eğitiminin ne tür uzanımları olabileceğine, bu eğitimin hangi farklı zeminlerden ne şekilde dolaylı ya da dolaysız beslenebileceğine dair izlere, izleklere açtık bedenlerimizi ve zihinlerimizi. Sadece mimarlık bilgilerini değil insana dair her türlü durumun deneyimlenme zeminiydi buluşma: gerilim de oldu, çatışma da, üretim de, paylaşım da, eğlenme de, dostluk ta, aşk ta, hastalık ta: steril olmayı hedeflemedi buluşma.

Buluşmaya dahil olmanın ayrıcalığı fiziksel olana değil iradi olana dairdi ve tamamen kişiye özeldi, elitist değildi, bir tür kapalı sosyal klüp “ayrıcalığından”uzaktı. Zihinlerimizi ve bedenlerimizi alışkanlıklardan sıyırabileceğimiz bir ortam kurmaya yönelikti; o alışkanlıkları sürdürmeye hatta geçici olarak yoğunluğunu arttırmaya yönelik bir konfor kurmaktan çok yapay çevrelerimizden çıkarak, doğal hatta neredeyse arkaik bir yaşantının zamansallığına kendimizi gönüllü olarak teslim ettiğimiz bir yoksunluk talebiydi. Ancak bu yoksunluk, yoksulluğun tadına bakmaya yönelik popülist bir pseudo-deneyden uzak bireyselliklerimizi zenginleştirmeye dair bir talepti. Koşullar anlamında herkesi eşitleyen bir yoksunluktu ki bu yoksunluk sayesinde estetize etmeden üretmenin ne olduğunu gösterebildi buluşma.

Bedensel kalabalık değil iradi bir topluluktu buluşma. Bireysel iradelerin tanımsız bir ortak duyguyla ve çıkarsız, çıplak bir istekle, kararlaştırılmış bir yerde bir araya geldiği ve sonra da kendi tekil rutinlerine geri döndüğü bir durumdu. Bir zaman dilimi içinde geçerli olan ve sonrasında kişisel tarihlere karışan bir enerji, bir eriğikti. Bu şekilde, kurumsallaşmaya daha doğrusu kurum bağlamaya karşı mesafeli durmaya çalıştı. Kurum dostu olmadı belki ama kurum düşmanı da değildi. Kurumları mümkün olduğu oranda ikna etti ve kullandı sadece ama hiçbirinin güdümüne girmeye çalışmadı. Ne bir ütopya olmaya öykündü ne de bir “mülksüzler” distopyası olmaya.

Ne içindi buluşma?
Yaşam içinde birbiriyle karşılaşma ihtimali olmayan anonim-kişileri de isim-kişi ya da idol-kişileri de yan yana getirdi, zihinlerini birbirine gösterdi, değiştirdi, dönüştürdü, savurdu. Kendini göstermeye can atan, pornografik ego ile sakinlik ve irade içeren örtük, erotik egonun ayrımlarını fark ettirdi. Kendinden menkul, züppelik veya taşralılık diye ağızlara sakız olmuş mitik ayrımların yapaylığını sergiledi: herkes her yerde kendi imkanları kadar varken o imkanları genişletmeye yönelik katalizörler sağladı. Cevaplarla değil yeni sorularla döndük buluşmadan.

Buluşma’ nın anlamı ne?
Gündelik hayatımızda SSS (sıkça sorulan sorular) kapsamında yer alan bir sorudur “ hangi okuldan mezun oldun “ sorusu. Gökçeada (1993) buluşması ile başlayan (1998) Kayaköyü buluşmasına kadar hayatımızda önemli bir yer eden TMÖB (Türkiye Mimarlık Öğrencileri Buluşması)’den sonra bu sorunun yanıtı bizim için kolay yanıtlanan bir soru olmaktan çıktı. Diğer taraftan da Mimarlık eğitiminizin diploma alınan mimarlık okulundaki eğitimle ölçüldüğü bir ortamda bu ‘yanıt’ın ifade edilmesi daha da önem kazandı.

Mimarlık eğitimimizde en önemli kırılma noktasıydı kuşkusuz Gökçeada. Bizi tutan zincirleri hissettiğimiz, sonraları da o zincirlerden kurtulamasak bile onları kendimiz için kullanabileceğimiz bir bakma biçimi edindirdiği bir ortam olmuştu.

Şöyle insanların buluştuğu bir ortam düşünün:
“ Farklı yerlerde yaşayan, farklı eğitimler alan, farklı yeteneklere sahip, farklı bilgilerle donanmış, farklı geleceklere sahip aynı insanlar…”, “bir araya gelebilmenin imkanlarını ve ortamlarını kendileri yaratan insanlar…”tüm yakıtlarını ‘istemek’ arzusundan alan insanlar…”, “şikayetlerini konuşarak değil, buluşarak, üreterek dönüştüren insanlar…”, “çok olduklarını sanan, kendini daha çoğaltmak için iletişen, diğer taraftan da  ‘ne kadar az’ oldukları başkaları tarafından işaret edilen insanlar”, “ birileri tarafından biraraya getirilen değil, ortam sayesinde kendi gibi olanı bulan insanlar”, “üretirken birbirini tanıyan, ortaklığını keşfeden, insanlar…”,” gönüllü olunmadıkça buluşmanın bir değerinin olmadığını anlayan insanlar…”, “ bu yüzden sürekliliğin organizasyonla değil, o ortak duyguyla yapılacağına inanarak kurumsallaşmaya direnen insanlar…”, “pahalı, konforlu organizasyonların bir çuval para harcayarak biraraya getiremeyeceği, o ortamın heyecanı ile cebinden paralar harcayıp gelen farklı disiplnlerden insanlar…”

Buluşmalar paralelinde mimarlık eğitiminiz olduğunu düşünün :
“Sırt çantanızla nerede kalacağınızı düşünmeden cebenizde üç kuruşla o şehir , bu şehir dolaştığınız, o okul bu okul toplandığınız, etkinliklerine katıldığınız, stüdyolarına girdiğiniz, hatta o stüdyolarda birlikte yarışma çizdiğiniz, sonra kendi okulunuzda dergi, gazete çıkartığınız, workshoplar yaptığınız,..  diğer taraftan da yaptığınız projelerin farklı mekanlarda sergilendiği, tartışıldığı…, yazın nerede, nasıl buluşuyoruz çalışmalarına katıldığınız yetmiyormuş gibi kışın da buluşalım dediğiniz…mimarlık ortamlarında güncel mimarlık tartışmalarının içine katılıp, muhalif davrandığınız… dersler ve projeler dışında bunları yaparken de hala hiçbirinin size yetmediğini fark ettiğiniz …”

Bugünlerde, okul dışında bir şey yapmaya vaktimiz yok diyen mimarlık öğrencilerine hayretle bakarak kendimize şunları soruyoruz:  “Okulu uzatmadan, bir kenara atmadan nasıl vakit bulabiliyorduk tüm bunlara…Vakti bir kenara bırakın o enerjiyi  ve inadı…” neydi bize bunları yaptıran, neydi bize bu çabayı harcatan…”

Yanıtı, TMÖB dökümanlarını karıştırırken fark ettik. Yanıt,  o dökümanlardan tekrar geri akan bir duygudaydı. Anlatamadığımız ama her defasında açlığımızı ve sığlığımızı  farkettiren o duyguda…Biraz törpülendiğini anladığımız ama kaynağını hala içimde hissettiğimiz o duyguda…

TMÖB mesleğe nasıl bir katkı sağlamış olabilir?
TMÖB bir meslek olarak mimarlıkla doğrudan hiç ilgilenmedi, ilgisi ve katkısı ancak dolaylıdır. Hatta TMÖB mimarlığın üzerine bir şey de katmadı, sarıp sarmalamadı, tersine belki tek gayesi mimarlığın soyunma odası olmaktı ve hiç değilse kendi soyunukluğundan korkmadan sosyalleşebilen bir kuşak yetiştirdi.

Dosya hala neden kapanmadı ?
Bugün, o buluşmaları vareden koşulların pekçoğu geçersiz olmasına rağmen (okulların sayısı iki katına çıkmış, mimarlık yayınları sayısı artmış, ilerişim ortamları ve etkinliklerin yaygın bir konum kazanmış  olsa da), eksikliğini hissetiğimiz şeylerin hala orada gizli kaldığını düşündüğümüzden…

Ve bugün hala peşinden koştuğumuz,  aradığımız  ve inşa etmek istediğimiz mimarlığın  buluşmaların atmosferinin kendisi olduğunu hissettiğimizden…

Sözlük

tmöb
Türkiye mimarlık öğrencileri buluşması.
Her yıl yaz aylarında o yıl seçilen ve yurdun yeterince acayip bir köşesinde yaklaşık onbeş gün boyunca süren etkinlikler boyunca başka türlü birbirleriyle karşılaşma ihtimali olmayan mimar adaylarının birlikte çalışıp paylaşabildikleri nezih olamayan ortam. Sonraları yazın buluşmak kesmemiş olacak ki kışın da iki-üç günlük buçuklu buluşmalar yapılmıştır.

buluşma
Kafa dengi yeni insanlar tanımak için istismar edilebilecek ve edilmiş bir araya gelme şekli. Buluşmanın ilginç ve sürprizli tarafı hadi buluşalım deyip buluşma için hazırlaklara başlanmasıyla aslında buluşmaya başlanmış olmasıdır.
Bkz. Hazırlık.

ortam
Ortam bir mekanı tarif etmenin güzel türkçe bir yoludur. Ortam ortadadır. Kim isterse onun olur. Katılımla tarif olur.

özerklik
baba parasıyla yaşamak yerine kendi başının çaresine bakabildiğini cümle aleme gösterip büyüdüğünü ispat etmek için kalkışılan ekonomik, politik macera.
Kimsenin eline avucuna, iki dudağının arasına sıkışmış bakarızlara muhtaç olmadan kişinin kendi iradesiyle varolma biçimi.
tmöbün buluşmayı kendi anladığı şekliyle kendi imkanlarıyla yetkili ve otoriteleri şaşırtan bir hassasiyetle gerçekleştirme şekli.

yatay katılımcılık
buluşmaya katılan davetli konuşmacılar hariç herkes eşit koşullarda yaşar ve üretir. İşlik yürütmeye gelip katılımcı bulamayanın ya da çok ilgilendiği bir işlik görünce katılanların gözünün yaşına bakmadan söz verdiği işliği iptal edip gidip başka etkinliğe katılması hali.

Aktif katılımcılık
Buluşma sırasında gelin tarafı gibi oturup önüne konulan herşeyi tüketip ileri geli eleştirmek gibi iğrenç pasif bir davranış şekli sergilemek yerine her allahın günü kafada ortamı tarif edecek yeni etkinliklerle uyanmak ve bizzat bunları uygulamak diye özetlenebilecek davranışlar bütünü.
Tmöb katılmakla kalmayıp buluşmanın hazırlanmasında önemli rol almış kişilerin yıllar sonra özgeçmişlerinde bu etkinliği belirtmek için “buluşmayı ben yaptım, hepsi benim eserim” demenin kibar şekli.

Hazırlık
Buluşmanın gerçekleşmesi için yurdun çeşitli üniversitelerinde okuyan mimarlık öğrencilerinin bir o üniversiteye bir bu üniversiye trenlere otobüslere binip savrulması.
Bir sonraki buluşmayı hangi grubun, nerede, ne zaman yapacağına karar verilmesi için önceden belirlenen üniversitelerde buluşulup karar verilmesi. Ardından buluşmanın nasıl olacağı ile ilgill soruların tartışılıp konuşulması ve varsa görev dağılımının yapılıp evlere dönülmesi.
Perşembe pazarından kağıt, mukavva, gaz yağı alınması işi.

Enformel eğitim
Formel olmayan eğitim.
Eğitim öyle olmaz böyle olur diye yola çıkılıp eh, bu pek eğitim gibi olmadı ama iyi oldu ile biten, kişinin bir halden diğer hale geçebildiği değişme haline sebep olan değiştirici etkinlikler bütünü.

Kurumsallaşma(ma)
Bkz. Kemikleşme.
Eyvah ben büyüdüm de babam gibi oldum korkusundan kaynaklanan hafif anarşik örgütlenme biçimi.
Yurtta sık sık rastlanan hizmet vermek için teşkilatlanmış ama sonunda sadece teşkilatlanmak için teşkilatlanmakla kalmış siyasi parti, mimarlar odası, öğrenci konseyleri gibi örneklerden tırsıp sorumlulukları belirli kişilerde toplamayan örgütlenme(me) biçimi.
Tmöb’ ün en sonunda ve ömrü boyunca durmadan dağılmasına neden olan densizlik.

Temas
Uzaylılardan önce biz insanoğlu arasında oluşan uçurumları kapatan dokunuş.

İletişim
E-posta filan olmayan zamanlarda telefon ve mektupla ya da bizzat buluşarak yapılan haberleşme şekli.

Sponsor
Buluşmanın giderlerine ortak olacak kişi ya da kurumlar.
Buluşmaya Tişört, bira, çadır verebilecek ama henüz bunun farkında olmayan özel ve kamudan tüzel kişiler.

Kemikleşme
Bir iş yapmak için örgütlenip sonra o örgüt yüzünden o işi yapamama.

OT
Okul temsilcisi.
Kısaltmanın ot olması ot olana şeref değil eziyetli bir sorumluluk getirmesi açısından hep beğenilmiştir.

29 ekim toplantısı
Hazırlık aşamasında bir sonraki buluşmanın kim tarafından nerede yapılacağının belirlendiği geleneksel toplantı. Tatilden yararlanarak İzmirliler Ankaraya, Ankaralılar İstanbula akın ederler saatlerce tartışırlar, bir sonuca varamayacakken son dakikada anlaşarak evlerine ve meyhanelerine çekilirler.

Sonuç raporu
Bir türlü hazırlamayan her buluşma sonrası yazılması planlanmış ama yazılamamış rapor ve raporlar.

Tema
Buluşmalar için bulunan sebeb-i içtima. Bazen çok anlamlı (Gökçeada-başlangıç), (Kantara-köprü), bazen tamamen tesadüf –sözlükten parmak basılmıştı- (Çayköy-dönüştüren) olabilir.

Buluşma önerileri
Gerçekleşmeyen öneri olarak kalan buluşma yerleri ve projelri. ör. Şirince ’95, Depo ’94.

Etki alanı
Buluşmalarda yaşanan deneyimler ve tanışıklıklar sonucu mimarlık kültürüne katılmış ürünler. Ör. Kenan Güvenç’in hoca olması, Taşkışla Beyazduvar dergisi, 9 Eylül Kent Atölyeleri dolayısıyla İstanbul Kent Atölyeleri etc.

İlk buluşma
Gökçeada ‘93
Türkiye mimarlık öğrencileri buluşmasının ilk yapıldığı yer. Kamp, Tepeköy ilkokulu ve yemekhanesi, öğretmen lojmanları, lojman bahçelerinde yapılan tuvaletler ve askerden alınan sahra çadırlarında yapılmıştı. Derler ki, sonradan gidenler tuvaletlerin grobetonu ve sıralardan yapılan bar dekorasyonun bıraktıkları gibi bulmuşlar.

EASA
Avrupa Mimarlık Öğrencileri Buluşması. European Architecture Students Assembly

Ulusal Mimarlık Sergisi ve Ödülleri

Meslek Örgütü

Mesleğe Katkı Ödülleri

1998
TMÖB’ e ulusal mimarlık ödülleri ve sergisinde mesleğe katkı ödülü verilen yıl. Massive Attack grubunun Mezzanine albumünü yayınladığı yıl.

Katılımcı
Buluşmanın zor yaşama koşullarını bilerek ya da bilmeden kendini kurnab etmiş kişi. Öğrenci, atölye yürütücüsü, davetli konuşmacı şeklinde olabilir.

kurum

mimar
Mimarlık öğrencilerinin olmaya çalıştığı şey.

kurumsallaşmış yapı
bkz. Kemikleşme

kalkışma

Soruşturanlar:
Ahmet Önder, Gökçeada ‘93
Sinan Omacan, Gökçeada ’93, Çavdarhisar ’94, Çayköy ’96
Saitali Köknar, Gökçeada ’93, Çavdarhisar ’94, Kantara ’95, Çayköy ’96
Boğaçhan Dündaralp ,Gökçeada ’93, Çavdarhisar ’94,  Kantara ’95, Sinop 97, Kayaköy ’98
İlker Özdel, Gökçeada ’93, Çavdarhisar ’94, Kantara ’95, Çayköy ’96
Burak Altınışık, Gökçeada ’93, Çavdarhisar ’94, Kantara ’95, Çayköy ’96
Başak Tarcan, Kantara ’95, Çayköy ’96 Kilyos 96 kış, Sinop 97, Kayaköy ’98, Ceyhan kış, Küre 99, Buluşma 7.5
Kıvanç Kılınç, Kantara ’95, Çayköy ’96, Kilyos 96 kış, Sinop 97, Karaağaç kış, Kayaköy ’98, Ceyhan kış

_ metni .pdf formatında görmek için tıklayınız.
_ “1998 6. ulusal mimarlık sergisi ve ödülleri / TMÖB” tıklayınız.

Where Am I?

You are currently browsing entries tagged with ahmet önder at boğaçhan dündaralp.

%d blogcu bunu beğendi: