2011/06: 17. taşkışla bahar şenliği / değerlendirme-haber

Ağustos 1, 2011 § Yorum bırakın

 

_ medya içeriğini .pdf formatında görmek için tıklayınız.
_ etkinlik haberi için tıklayınız/arkitera.com

_ şenlik anasayfası ve programlar hakkında detaylı bilgi için tıklayınız.

2011/05: 17. taşkışla bahar şenliği / kuzguncuk bostanı fanzin atölyesi

Ağustos 1, 2011 § Yorum bırakın

atölye organizasyon: seda tuğutlu, oğuzhan saygı, elif gökçen tepekaya, begüm moralıoğlu, selin uğur, sunay paşaoğlu, figen inam, yılmaz taha sezgin, fatih kesekçi

pafta no* // katılımcılar: 
P1 //  arda bakıryol_birinci sınıf
türker naci şaylan_birinci sınıf
P2 //  ahmet arif aksoy_ikinci sınıf
P3 //  ayşe dede_üçüncü sınıf
P4 //  ayşegül çakan_ikinci sınıf
P5 //  seda tuğutlu_birinci sınıf
burak öztürk_ikinci sınıf
P6 //  ceren okumuş_ikinci sınıf
P7 //  dilara dağlı_ikinci sınıf
ayşe kahraman_ikinci sınıf
fulya doğru_ikinci sınıf
P8 //  sunay paşaoğlu_birinci sınıf
elif gökçe tepekaya_birinci sınıf
P9 //  yılmaz taha sezgin_birinci sınıf
selin uğur_birinci sınıf

* paftalar/fikirler için bkz. fanzin

davetli tartışmacılar: boğaçhan dündaralp, lale ceylan

“Boğaçhan Dündaralp ile fanzin atölyesi fikri, dokuz birinci sınıf öğrencisinin Kuzguncuk Bostanı hakkında düşünmesi, heyecan duymasıyla başladı. Atölyenin ilk ayağı bu dokuz öğrenciyle bostanda gerçekleşti. 1 Mayıs Pazar günü bostanın alternatif kullanımlarını çoğaltmak, geliştirmek fikriyle bostanda bir yerleştirme yapıldı. Yapılan yerleştirmenin çıktıları değerlendirilip, bu sefer 17. Taşkışla Şenliği’ nde on beş katılımcıyla bostanın var olan potansiyellerini ortaya çıkartmak, çoğaltmak, tartışmak için fanzin atölyesi düzenlendi. Bu atölyenin çıktısı olarak üretilen fanzin Taşkışla Şenliklerinde okula dağıtıldı.” – arkitera.com

_ atölyede üretilen tüm fikirleri fanzinden okumak için tıklayınız.
_ http://kuzguncukworkshop.tumblr.com/
+
_ etkinlik haberi için tıklayınız/arkitera.com
_ şenlik anasayfası ve programlar hakkında detaylı bilgi için tıklayınız.

Creative Commons License
“kuzguncuk bostanına alternatif fikirler” fanzini is licensed under a Creative Commons Attribution-NoDerivs 3.0 Unported License.

2010/02: lusid / sergi

Temmuz 30, 2011 § Yorum bırakın



_ lusid atölyesi ve sergi ile beraber hazırlanan kitap içeriği için tıklayınız.

 

2009/11: spirit of architectonics / workshop

Temmuz 29, 2011 § Yorum bırakın


_ atölye posterini .pdf formatında görmek için tıklayınız.
_ atölyeden fotoğraflar için tıklayınız.

2009/09: lusid / değerlendirme

Temmuz 29, 2011 § Yorum bırakın


“ Yaşam,
yüksek anlamlılık yüklü ender tek anlardan, ve bu anların olsa olsa gölge görüntülerinin çevremizde gezindiği, sayısız anlardan oluşur. Sevgi, bahar,her güzel ezgi, dağlar, ay, deniz- her şey ancak tek birkez tam yürekten dilegelir: bir biçimde , söze tam olarak hiç gelebilirlerse. Çünkü birçok insan bu anları hiç yaşayamaz; onlar, gerçek yaşam senfonisinin araları ve duruşlarıdır.”

Nietzsche(1878)

Lusid* için;

KESİT  1  /  10  temmuz saat 14.11 İTÜ- Taşkışla 203 / 2.hafta

“Bunaltıcı, sıcak bir gün; nemin stüdyoda hamam etkisi yarattığı, nefes almakta zorluk çekilen bir zaman dilimi… Yaklaşık 30 kişi stüdyo’da harıl harıl calışıyor. İlk haftanın/temanın ürünleri, paftalar ve maketler panoya asılmış; bir grup ortak makette çalışırken, diğer gruplar ya atolye yürütücüleri ile ya da kendi aralarında ‘boşluk’ temasını tartışıyor… Cumartesi yapılan ve yaklaşık 7 saat süren ilk tema ürün  tartışmalarının ve önceki gün yapılan tema sunuşunun yorumları aralarda geziniyor. Sıcak ve boğucu havaya rağmen stüdyoyu ve hepimizi saran bir başka enerji var ortamda…”

KESİT 2  /  24  temmuz saat 14.34  İTÜ- Taşkışla 203 / 4.hafta

“ Atölye, gizli gizli tüm okulu ele geçiriyor;  yalnızca 4 haftanın ürünleri ve çalışmaları degil, bütün stüdyo kooridorlara taşıyor. 4. tema: program.  Atölyedeki herkes masa başında hummalı bir kafa patlatma aralığında… Koridordan her geçen çalışmalara takılıyor, ardından da işlerin niteliği ile ilgili övgü dolu sözler… Akademisyen arkadaşlarımız “ bir dönemde bu kadar çalıştıramıyoruz bu çocukları, üstelik bunları bir haftada yapıyorlar, nasıl basariyorsunuz ? ” diye takiliyorlar bize… Biz de diyoruz ki; “ biz çalıştırmıyoruz, kendileri çalışıyorlar… Bu yaz sıcağında ve tatilde geceli-gündüzlü, okulda-evde çalışsınlar diye kimi zorlayabilirsin ki?”

Şimdi düşünüyorum: “ böyle bir ortam tasarlanabilir mi?“  diye…

Atölyenin bu bizi sarmalayan ve beş hafta boyunca bizi teslim alan o atmosferinin ne kadarı tasarlanmıştı?  Annemle yaptığımız kimya sohbetlerini  hatırladim;  “tepkimeye girecek uygun ölçüdeki bileşenler ve onlar için hazırlanmış uygun bir ortam ” üzerine olanları… Evet bunun için çok ciddi bir hazırlık yaptık… Öğrencileri  tek tek inceleyip, seçtik… Temalar, çalışma programı, ortamı,  davetli konuklar ve sunuları ile kalabalık bir atolye yürütücüsü kadrosundan, takviminden, bu ortamın yönetimine kadar… Kağıt üzerinde ne kadar eksiksiz, kusursuz bir plan yapmaya çalışsak, bir değil beş hafta aynı tempoda devam eden bu süreçte ne kadar çaba harcansa da kolay kolay oluşturulamayacak unsurlar var. Her türlü yorgunluğu bertaraf edecek olan  ilgi, merak, heyecan,  motivasyon ve çabaların ortaklığı, sürekliliği gibi…

Bu ortamın kimyasının sürekliliğini sağlayan, o atmosferi yaratan şey de buralarda gizli. Bu da  süreçte kendi kendini organize edecek olanın iç koşullarını  atölye boyunca inşa etti. Hatta oluşan o ortam, planlamadığım halde neredeyse bir ay boyunca ofisimi kapatıp orada var olmama neden olacak kadar güçlendi… Ve giderek bu güc öyle bir ivme ve değer kazandı ki,  atölye yürütücüleri olarak bizden başlayarak katılan herkesin kendini adadığı, çesitli fedakarliklarda bulundugu ve ortaklasa inşa ettigi bir ortama dönüştü… Bu ortam süreç icerisinde kendi dinamiklerini kurarken, bizim kurduğumuz çerçevelerin içinde kendi metinlerini oluşturdu. Uğruna feda edilen  şeyler karşısında ‘değer’ini katılanlar açısından hiç kaybetmeyecek bir ifade kazandı…

Bu zaman dilimi sayesinde, ya umursamazlık, ya da şikayetlerle dolup tasan mimarlık ortamında kendimizi soyutlayabildiğimiz bir dünya kurma fırsatı bulduk. (atölye isminin ‘lusid’ olmasi ve kent düşleri atölyeleri  içinde yer alması da durumla güzel örtüştü) İstenir ve çaba harcanır ise  birşeylerin yapılabileceğinin görünür kılınması ve bunun ‘dışarıdan’ algılanabilir hale gelmesi açısından, geçirdiğimiz atölye sürecinin  çok motive edici olduğunu düşünüyorum.

Atolyemiz ve paylaştığımız deneyim bize çok şey anlattı, anlatmaya da devam edecek; bunlar, mimarlar odası ile ilişkilerden mimarlık eğitimine, kalabalık ofis yönetiminden mimarlık bilgisine, yöntem ve araçlardan öğrencilerle birlikte hepimizin ürün haline dönüştüğü ‘mimar’ ve ‘insan’ olma durumuna kadar pek çok meseleyi kapsiyor diyebiliriz.

Şimdi biraz bu paragrafı açmak için isterseniz en başa dönelim, yani işin mutfağından başlayalım;

Her yaz olduğundan daha fazla staj başvurusu almıştık. Her yıl, CV ve portfolyo dışında niyet mektubu talep ederek, bu metinleri tek tek inceleyerek, değerlendirme yazıları yazarak zaman, iş ve mekana en uygun öğrencileri dahil etmeye çalıştığım bir yaz programı izliyorum. Bu yil bu sayı 80’i bulmuştu… Ve bu kadar çok ve nitelikli insanla ofislerimizde iş üretecek potansiyele de sahip olamadiğımız için bir süredir nasıl bir yol izlesek diye düşünüyordum.  Başta Sinan’la olmak üzere, kafalarımızdaki niyetlerin ortak noktalarini fark ettik ve yola hep birlikte çıkarak  konuyu birlikte formüle etmeye çalıştık. ‘Ofislerimiz dışında bunu nasıl organize edebilir ve hayata geçirebiliriz?’ sorusunu arkadaşlarımızla tartışmaya ve paylaşmaya başladık. Bu işin yer, zaman, para, organizasyon gibi ayrı bir süreci olacağı ve ayni anda ofis işlerimizi sürdürmemiz gerekeceği için, ne yapacağımızdan önce nasıl yapacağımızın koşullarını araştırmamız sartti. Sinan’dan gelen ‘Mimarlar Odasın’nın Kent Düşleri Atölyesi kapsamında yapalım mı ?’ önerisi üzerinde biraz kafa yorduktan sonra taleplerimizi ve teklifimizi bir çerçeveye oturtarak sunduk. Ve kabul edildi. Oda ile ilişkilerimizi sorgulayarak kurmaya çalıştığımız bu iletişim biçimi  dışarıdan olmaz gözüyle bakılan şeylerin olabileceğini görmemiz açısındanüzerinde ayrıca düşünmeye değer bir mecraya kapı açtı.

Yaklaşık 16 yıldır tanışık olduğumuz, paylaşımlarımızın ve dostluklarımızın öğrencilik yıllarındaki öğrenci buluşmalarından başladığı, zamanla ortak iş üretimleri ve mekan ortaklıkları yaptığımız, atölyeler ve buluşmalarda biraraya geldigimiz, farklı mimarlık okullarında  proje yürütücülükleri ve jürilikler ile ‘eğitim’ alaninda da birlikte calistigimiz mimar arkadaşlarımıza ‘atölyede bizimle beraber yürütücülük yapar mısınız ?’ diye sorduk. Onlar da gecmis ve diger deneyimlerimizde olduğu gibi bizi yalnız bırakmadılar. Baştan sona tüm sürece dahil oldular. Bu birlikteliği bizim açımızdan önemli kılan bir başka bir boyuttan bahsetmemde fayda var: Yurutucu olarak atolye bunyesinde yer alanlar, TMÖB (Türkiye Mimarlık Öğrencileri Buluşması ) gibi bağımsız ve sadece gönüllülük üzerine  kurulu, ‘birşeyler’ yapmak isteyenlerin sadece ‘biraraya gelmek’ gibi bir çaba gösterdiği, uygun koşulları birikte yarattığı bir deneyimi veya deneyimler silsilesini paylaşmış bir grubun uyeleri. Ve bu grup, koşullar ne olursa olsun heyecanla çevrelerinde arayıp bulamadıkları şeylere ilişkin sorular sormaya ve ayni coskuyla kendileri ve çevreleri için farklı bir çalışma anları üretmeye çalışıyor. Bu atölyede de bu anlamda ele almaya çalıştığımız pek çok konu vardı:

Temelde  tasarlanmış bir süreç olan atölye; fikren ‘büro stajı’ formatı içinde yer alacak beklentileri yeniden formüle etmeye dayanıyordu;

  • Mimarlık öğrencileri için  mimarlık eğitimi içinde kullandığımız yöntemlerin, yaklaşımların, bakışların farklı dış dünyalardan yaklasimlarla genişletilmesi;
  • Mimarlık eğitiminden farklı olarak bireysel süreçlerin grup çalışmaları içinde dönüştürülmesi;
  • Bireylerin kendi gelişim ve tasarım süreçlerindeki iletişim düzeylerini arttırararak, sosyal etkileşim boyutunun da tasarım süreçlerine dahil edilmesi;
  • Bir tasarım araştırma pratiği geliştimek; “bütün’ değil, ‘bütüne ait parçalar’ üzerinden kısa sürede yoğun üretim gerceklestirerek  ‘bütünün’ görmediğimiz yüzlerininin keşfine odaklanmak…”. Yani, tasarım süreçlerine ait bir takım refleksleri kırmak;
  • Mimarlık bilgisine ait kavrayışları zihinsel ve teorik olarak geliştirmek, ve bu kavrayis becerilerinin tasarım araçlarına aktarımını araştırmak;
  • Yönetim olarak yaklaşık 30 kişilik bir ofisin, bir ay gibi bir süre icerisinde bir araştırma grubu olarak herhangi bir konuyu ne kadar inceltebileceğini araştırmak… Buradan hareketle de, ofis  modellerine dair yeni bakışlar üretmeye çalıştık;
  • Üretilenlerin toplu halde masaya yatırılıp, çarpıştırılıp tartışıldığı, bakışların çoğaltıldığı ara aşamalar, değerlendirmelerle,  bir yoğunlaşma sağlamak;
  • Ve tüm bunları sadece atölye sonrasında değil, atölye sırasında da izlenilebilir, takip edilebilir, geri dönüşümleri alınabilir sergi, değerlendirme yazısı, video kaydı, fotoğraf, bilgi, dökümantasyon gibi belgelere dönüştürmek… Bu belgeleme, atölye dışındakilere aktarılmaktan çok, atölyenin ve atölyedekilerin eş zamanlı olarak kullanabileceği şekilde, oranın enerjisi üretmek…
  • Bütün atölyenin üretimlerini sergisi dahil paket olarak yerinde yani atölyedet amamlamak…

Bunlar, ‘büro stajı formatı’ ile ‘atölye çalışması’ arasında bir  formatta koşullarını  oluşturup, araştırmaya çalıştığımız konular oldular…

Ancak koşullarını tasarlayabileceğimiz fakat sonuçlarını tasarlayamayacağımız bu araştırmanın sonucunda,  başta da yorumladığım gibi tüm bunlardan fazlasına ulaştığımız bir deneyim ürettiğimizi düşünüyorum. Sadece ürün açısından bile matematiksel açıdan bakıldığında öğrencilerimizin,  bir senede iki proje ürettikleri ‘proje saati’ne yakın bir  zaman diliminde  hazırlıkları, tartışmaları, üretimleri, sunumları, değerlendirmeleri ile birlikte bir ayda bes proje üreterek ve dokuz grup olusturarak toplamda 45 öneriye imza attigi ve bu sebeple birkaç sınıf atladığı bile iddia edilebilir.

Ancak matematiksel değerlendirmelerden öteye, atölyenin en önemli verimi kuşkusuz projeler değil, atölye yürütücüsünden katılımcısına kadar herkesin birbirini dönüştürmesine ve dolayisiyla ‘bizlerin’ yeniden üretimine olanak taniyan enerjisi, atmosferi ve kimyası oldu.

Boğaçhan Dündaralp,  Lusid*  Tepebaşı Kent Düşleri Atölyesi müdürü

*lusid:   rüya gördüğünün bilincinde olarak rüyayı biçimlendirme, ele geçirme…

_ metni .pdf formatında görmek için tıklayınız.
_ medya içeriğini .pdf formatında görmek için tıklayınız.
_ değerlendirme metni/yenimimar.com

2009/07: lusid / atölye – kitap

Temmuz 29, 2011 § 1 Yorum

“Katılımcı ve yürütücü zenginligini ‘tasarım süreçleri’ üzerinden de verimli bir biçimde nasıl çogaltabiliriz?” sorusu temel motivasyonu olusturmaktadır. Bu niyetle; bir yer için en uygun yaklasımı arayan tek bir tasarım süreci yerine; kodlanmıs birikimimiz nedeniyle bazen düşünmeden eledigimiz durumlarla tasarım sürecinde yeni karşılaşmalar üretebileceğimiz, ‘yer’e tekrar tekrar dönüp farklı gözlerle bakacağımız bir tasarım süreci deneyimi.”



_ etkinlik kitabını .pdf formatında görmek için tıklayınız.
_ etkinlik haberi için tıklayınız/yenimimar.com

2009/02: kayıtdışı 02 / ne o ne bu, hem o hem bu / atölye

Temmuz 29, 2011 § Yorum bırakın

kayıtdışı 01 / liminal
ne o ne bu hem o hem bu


Liminal: arada olmak, olasılıklar eşiğinde bulunmak, ne oraya ne buraya ait olmak, geçicilik, değişecek bir duruma
bir adım uzakta durmak…
Atölye, liminal temasıyla açığa çıkan belirsizlik halinin mekansal karşılıklarını aramayı amaçladı. Ortak tartışmalar,
eskiz fırtınaları ve büyük boy maketlerle somutlaşacak kişisel liminal mekanlar, ne olduğu çok açık olmayan,
bazen o bazen bu olan, durumlara göre değişen, farklı kullanımlara açık olan, önceden ön görülen/görülemeyen
bir takım eylemleri barındırmaya açık olan mekanlar olarak tanımlandı. Tasarım sürecinde ortaya çıkan neo-
Mimarlık Fakültesi’nde basit konstrüksiyonlar ile 1:1 ölçekte kurulması planlanmıştı. Kayıtdışı02’den talep edilen
(kalın oluklu mukavva ve fotoblok plakalar, çeşitli boy ve kesitte ahşap çubuklar, ip, çivi) ve yerde mevcut bulunan
malzemeler (meyva kasaları, pet şişeler, masalar, sandalyeler vb.) dışında ses, koku ve katılımcıların kendi bedenleri
kullanılarak açığa çıkan eylemler de bu mekanların parçası olabileceği düşünüldü.


Tüm atölye katılımcılarının heyecan ve enerjileriyle kesintisiz katkıda bulundukları tartışma, malzeme bulma ve
üretme süreçlerinin sonucunda toplam 8 adet neonebuhemohembu üretildi:

1. baloon Merdiven boşluğundan aşağı sarkıtılan beyaz balonlardan oluşan bu bulutsu mekan ve üzerine yansıtılan görüntüler, bir geçişmekanı olan merdivende yarı saklı yarı görünür olarak duraklayabileceğimiz bir nokta oluşturuldu.
2. de grade Aydınlıktan karanlığa geçişle ilgilenen bu proje delikli bir tavan strüktürü olarak tasarlandı. Sonuç ürün sticker olarak basılıpatölyenin diğer ürünleri üzerine yapıştırıldı.
3. fermuar Oluklu mukavvadan farklı yükseklik ve uzunluklarda oturma/dayanma/durma birimleri üretildi. Birimleri strüktürel olarak ayakta
tutan üçgen form aynı zamanda bu birimlerin birbirlerine bir fermuar gibi eklemlenmesini sağladı.
4. kara tahta Gelen geçenin üzerine bir şeyler yazarak sürekli değiştirebileceği yüzeyler olarak tasarlanan proje son aşamasında Uuuu projesiile birleşti. Oluklu mukavvadan oluşan yüzeylere tavandan iplerle sarkıtılan kalemlerle yazılan bir mekan oluşturuldu.
5. laminal Oluklu mukavvadan oluşturulan grid sistemi ile farklı eylemlerin gerçekleştirilebileceği bir takım kesitler birleştirilip kullanıcınınistediği şekilde ilişkilenebileceği nesneler üretildi ve parti mekanının ortasına bırakıldı.
6. pet bulut Pet şişelerin koli baldı ile birbirine ve duvara yapıştırılması ile oluşturulan bu proje diğer projelere benzer bir şekilde oturma/dayanma/durma gibi eylemleri karşılayabilecek yumuşak, bulutsu bir mekan önerdi.
7. Uuuu Oluklu mukavvadan oluşturulan şeritler katlanarak farklı kullanımlar için yüzeyler oluşturdu.
8. Tüf tüf Elektrik kablo borularının plastik kelepçeler ile birbirlerine tutturulup merdiven boşluğundan sarkıtılması ile oluşturulan yarı geçirgenmekan, kalabalık bir ortamda kendi başımıza ya da bir arkadaşımızla baş başa kalabileceğimiz bir koza oluşturdu.
Atölye aracılığıyla üretilmiş olan neonebuhemohembular yaratmak istedikleri liminal durum / mekan / nesne’lerin
ancak bir parçasını gerçekleştirebildiler. Bunun bile gelecekteki projeler için ilham kaynağı olacağı değerlendirme
toplantısında konuşulanlar arasında idi.Bu toplantıda açığa çıkan diğer başlıklar, farklı üniversite ve şehirlerden
mimarlık öğrencileri ile böyle bir ortam aracılığı ile tanışmanın, tartışmanın, üretmenin zevki ve kısa bir sürede 1:1
ölçekte bir mekan yaratmanın zorluğu olarak özetlenebilir.
Kayıtdışı02 etkinliği bizim için liminal teması üzerine biraz araştırma, biraz da tartışma ile başladı, daha sonra bu
tartışma tüm katılımcılarla birlikte, tüm atölye çalışması boyunca devam etti… Atölyeden akılda kalanlar da şunlar
oldu:
“İyi de bunun nesi liminal?”
“Liminal olsa nolcak?”
“Bu keser mi?”
“Kesmez! Az liminal olmuş.”
“Başlıycam liminaline…!”
Bu gibi ağır kavramsal tartışmalar eşliğinde bir yandan da bulup-aldığımız, olduk-olmadık malzeme-alet edevatla
atölye mekanında doğrudan neonebuhemohembular üretmeye başladık. Tesisat borusu, pet şişe, oluklu
mukavva, balon, ip, iğne, davul tozu ve minare gölgesindenden mamul neonebuhemohembular kısa sürede YTÜ
Mimarlık Fakültesi’nin orası-burasında tedavüle girdi, rağbet gördü-görmedi.” neonebuhemohembularımızın hiç
bir çeşidinde limanal yağ kullanılmamaktadır” dedik, dinletemedik. Gecelere kadar kestik, biçtik, astık, kestik,
yorgunluktan her yanımız; konuşmaktan çenemiz tutuldu.
Tam işte bu liminal oldu dedik, tam olmadı; kayıtdışı desek, hafif kayıt içinde kaldık. Ne yapsak olmadı, öyle liminal olduk kaldık.

_ etkinliğin final paftasını görmek için tıklayınız.

2008/02: kayıtdışı 01 / imkan mekan: havalimanı

Temmuz 28, 2011 § Yorum bırakın

kayıtdışı 01 / yer[siz]leşme
imkanmekan / havalimanı

Sour-n-lar
“Güvenlik noktalarında bireylerin farklı eylemleri aynı anda gerçekleştirilmelerinde yaşanan sıkışıklıklara ve burada duydukları tetikte olma duygusuyla birlikte oluşan kargaşaya çözüm olarak, bu noktalarda kullanılan eşya kutularının kişiselleştirilerek zaman kazandırıcı nesnelere dönüştürülmesi.” – soru-n-lar proje grubu

_ “soru-n-lar” projesi hakkında daha fazla bilgi almak için tıklayınız.
_ “imkanmekan / havalimanı atölyesi”
_ kayıtdışı01 / havalimanı atölye duyurusu
_ etkinlik haberi için tıklayınız.

2006: süreç atölyesi MT1 / yıldız teknik üniversitesi

Temmuz 22, 2011 § Yorum bırakın

Y.T.Ü. Mimarlık Bölümü 2005-2006 bahar yarıyılı
mt1 bahar’06  20 şubat–03 haziran
bdmt1-süreç atölyesi . yürütücü: boğaçhan dündaralp

T1+T2+T3+T4+T5= Σ T

SÜREÇ

Kuzguncuk’ta verilen arazi üzerinden yer’i anlamaya çalışarak başladığımız ve zemin temaları ile devam ettiğimiz süreç, program –mekan-konstruksiyon araştırmaları ve yapı temasıyla, proje aşamaları adına  tamamlanmış oldu. Atölyenin sonuna kadar da kalan sürede süreç atolyesinin son aşamasına geçmiş olacağız: Süreç Değerlendirmesi.

 Süreç atolyesi, eksenini proje çözümü üzerine değil, bir tasarım problematiği karşısında hepimizin bireysel duruşlarını oluşturacak ve o problematikle bir ilişki ve süreç kurma becerilerini geliştirecek bireysel modellerin oluşturulmasında bir ortam oluşturmayı amaçladı.

Bu süreçler içinde hangi kavramları nasıl ürettiğimiz, hangi araçlarla bu kavramları nasıl dönüştürdüğümüz ve onları nasıl ifade ettiğimiz gibi konulari tartışarak kendi gelişim yollarımızı süreç içinden görmeye çalıştık.

Şimdi süreç atölyesini tamamlıyor ve açtığımız parantezi kapatıyoruz. Hepimizin kendine farklı  yollar oluşturarak çizdiği süreçleri  bu son aşamada görselleştirerek ifade edeceğiz. Atölyemizin son ürünü olacak bu ürün ürettiklerimize yeni bir gözle nasıl bakacağımızı ya da baktığımızda onlardan yeniden neler öğrenebileceğimizi bize gösterecek.

Hazirlanacak olan bu görselleştirme;  metin, fotoğraf, çizimler ve maketlerin sergileme nesnesi olacak ortak bir anlatımda ifade edilmesi olacaktır. Bu sergi ürünleri ile bireysel sureçlerimizi nasıl kurduğumuz, nerelerden nasıl başladığımız, hangi noktalardan geri döndüğümüz, hangi becerilerimizi daha iyi kullandığımız ya da kullanamadığımız gibi pek çok soruyu ve yanıtı içeren kişisel yol haritalarımızı anlamamızda bize yardımcı olacak paylaşımları üretmeye odaklanacağız.

Ürün olarak da hepimizin süreçlerini birbirinden ayıran, koşulları kavrama ve yorumlama yollarımızı ifade eden ve tüm atölye boyunca yaptığımız çalışmaları kapsayan bir sergi paftası hazırlayacağız.

Aynı arazi üzerinde, farklı tema ve problemlerin tanımlandığı, her temada verilerin arttırıldığı bu süreç sonunda yapacağımız sunumun amacı, genel atölye sürecinin aktarılması değil, ortak koşullarda, birbirinden beslenerek üretilmiş, farklı süreçleri gösterecek, sizlere özel olan sürecin sunulmasıdır.

Bu özel süreçlerin paylaşımı sayesinde ‘eğitim’ ortamının avantajlarını da kullanarak proje çalışmalarımızda kafamıza takılmış, yüzleştiğimiz pek çok soruyu yeniden tartışarak yalnızca kendimizi değil birbirimizi besleyeceğimiz bir tartışma ortamı oluşmasına katkıda bulunmuş olacağız.

_ mt106 “atölye süreci ve yöntem” metni için tıklayınız.

2006/09: ev: bir yerleşme müzakeresi / sergi

Temmuz 22, 2011 § 3 Yorum

yer : Bilsar – Tünel
tarih : 1 ekim 2006 – 31 ekim 2006
sergi yapımcıları : hakan tüzün şengün, pelin tan, mert eyiler
editörler :  bogaçhan dündaralp, şevin yıldız
tasarım : hakan tüzün şengün

Katılımcılar

Zeplin, Kerem Yazgan, Mono, Teğet Mimarlık, Mert Eyiler,Bogaçhan Dündaralp, Hakan Tüzün Şengün, Kerem Erginoğlu-Hasan Çalışlar, Hüseyin Kahvecioğlu, Nurbin Paker, Arzu Erdem, Murat Çetin, Gülbeniz Öztuğ, Eylem Erdinç, Levent Şentürk, Modülar Grup, Tülin Hadi-Cem İlhan,Deniz Güner, Nilüfer Talu, Özgür Bingöl, Emre Savga, İlke Barka, Çağlayan Çağbayır, Funda Uz Sönmez, Mert Kayasü, Arda İnceoğlu, İpek Yürekli, Meltem Aksoy, Birge Yıldırım

 Sergi yapımcıları: Mert Eyiler, Pelin Tan, Hakan T. Şengün
Sergi Editörleri:    Şevin Yıldız, Boğaçhan Dündaralp
Sergi Asistanları: Atakan Türkoğlu, Altan Sinan Cebecigil
Teşekkür: Bilsar A.Ş. (mekan sponsoru), ORA Reklam Hizmetleri A.Ş, Süha Bilal,Vasıf Kortun, Banu Cennetoğlu, Kemal Aydınlı

EV: Bir yerleşme müzakeresi mimarlık sergisi:

Ne ?

Bir kuşağın kendi dertlerini;  üretimleri, süreçleri üzerinden paylaşma ve tekrar üretme zemini  için biraraya gelişi, getirilişi…

Farklı duruş ve üretimleri olan  dördü mimar biri sosyolog 5 kişilik bir grubun kendi biraradalıklarını çoğaltma girişimi…

Bitmiş ürünlerin değil, süreçlerin, ürün temsiliyetlerinin değil, fikir ve araçların masaya yatırıldığı bir birliktelik …

Yaşayan, birliktelikten gücünü alarak kendini zenginleştiren, atölyeler, tartşmalar ve ürünlerin zenginleştirilmesi ile sürekli çoğalan bir üretim…

Sıfır bütçe ile bienal hurdalığından toplananların bir şantiye mekana yerleştirilmesi…Ve süreç artıklarının, mekanla yarattığı o ortak atmosfer…

Tamamlanmaya açık, üretimi zamanla sınırlı, kendine yeni mecralar arayacak bir mimarlık buluşması… Yalnızca ürünleri değil, bizleri de müzakere masasına yatıran bir ortam…

Nasıl ?

Kimi davet edildi, kimi de açık çağrı üzerinden ortama katıldı…

Kimileri masasındaki işleri getirdi, kimileri bohçalarındaki işleri çıkardı…

Kimileri de işleri yerine insanları biraraya getirdi, atölye ortamından iş üretti…İçlerinde mimarlık öğrencileri de vardı, başka disiplinlerden gençler de…

Katılımcılar yalnızca ürettikleri ile varolmadılar, mekanda yüz yüze geldiler, işlerini anlattılar, açığa çıkanları tartıştılar… sergi başladığında biraraya geldiler, birbirini anlamaya çalıştılar, sergi süresince ürünlerine ekler de yaptılar… Sonra bir kez daha biraraya geldiler, tartismalarini daha da derinleştirmek için… bir sonuç, ortak bir söz aramadan…

Neler mi konuştular ?

Önce;

Kimler? Hangi işlerle? Neyi müzakere ediyor?

Modulor Grubu

( OGÜ* mimarlık bölümü – Levent Şentürk’ün yürütücülüğünü yaptığı proje  grubu )

Grup, Le Corbusier’in ‘yeni dünya’ için evrensel bir ölçüm sistemi olarak sunduğu ve güncelliği hala sorgulanmayan ‘modulor’i müzakere masasına yatırıyor. Bunu  Corbu’nun en onemli modulor uygulamalarindan kabul edilen  Marsilya’daki Unité de Habitation uygulaması üzerinden üretilen farklı ölçekteki maketler ve filmler üzerinden anlamaya çalışıyorlar ve ‘modulorik’ bir dünyanın problerine yakınlaşmayı hedefliyorlar… Yaptıları atölye çalışmasından  bir yıl sonra da, proje grubu üyeleri birer dubleks katını alarak projeleştiriyorlar ve 1/50 ölçekli Unité de Habitation maketi üzerinde yaptıkları müdehaleleri hazırladiklari filmler ile bu sorgulama sürecini ürünleştirerek ortama katılıyorlar… Grup, müdehalelerin kendisinden çok, sorguladığı konu, geliştirilen çalışma yöntemi ve süreç ürünleri ile bakış açılarını zenginleştirecek  bir araştırma yöntemi sunuyor.

 

Mono – Hayriye Sözen

Ev_in halleri üzerinden ‘iç’_e sonra da kendi ‘iç’ _ine bakan Hayriye Sözen’nin çalışması basit algılanabilir bir dünyanın ardında, göründüğünden daha derinlikli ve çetrefil bir yüzleşme alanına kendini sokuyor.  Ev’in insan ruhunun bir çözümleme aracına dönüştüğü ve mimarın dışarıdaki içeriyi eşeleyen  gerçekleştirme arzusu ile yüzleştiği halleri sorguluyor . İç-eri girmek için de bize bir kapı aralıyor; Gündelik yaşamda karşılaştığımız çok tanıdık fotoğraflar ve duygular eşliğinde… Jung, Bachelard, Kahn metinlerinin satır aralarından…

Mert Kayasu

Mert Kayasu, coğrafya ve iklimin geleneksel dünyanın araçları ile zaman içinde biçimlendirdiği, yapay bir topoğrafyaya dönüştürdüğü, genişleyemen sıkı bir dokuya, Mardin gibi bir kente yerleşme-yerleş-tirme müzakeresinde bulunuyor. 3 boyutlu bir dünyanın iki boyutlu temsiliyetleri üzerinden…Önerdiği melez dolgu önerisi, o topografyanın gücü karşısında ancak ‘Mimemis’ yoluyla varolabilineceğini savunuyor. Bu durum da  ‘teslimiyet’in kaçınılmazlığı üzerine bir kez daha düşünmemiz için bir fırsat sunuyor bence…

TeCe Mimarlık – Cem ilhan-Tülin Hadi

Zeytinburnu ölçeğinde için sunulan bir kentsel tasarım önerisi olan ve deprem tehlikesi ile yüz  yüze kalan sağlıksız yapılaşma yerine önerilen konut ağırlıklı yeni yapılaşma önerisi…

Öneri, mimar ve karşı karşıya kaldığı ölçek düşünüldüğünde strateji kurma müzakeresi olarak algılanabilir. Çünkü mimarın alışkın olduğu çoğaltma yöntemlerinin iflas edeceği bir kent parçası… Hele hele bu çoğaltma bir sosyal çeşitlilik içerecekse…

Mixed 21 proje onerisi komşuluk-park-istasyon ilişkilerini pozisyonel olarak yorumlayan ve farklı mimarlar tarafından genel prensiplerini bozmadan tasarlayacakları bir deneysel kent modeli öneriyor… Bu anlamda da öneri,  zeytinburnunu müzakere etmekten çok, sistem olarak mimarların kendi yöntemlerini müzakereye taşıdıkları bir öneriye dönüşüyor. Yani kaçınılmaz yüzleşeceğimiz şeyle…

Çağlayan Çağbayır

Çağlayan Çağbayır, üretimin rasyonalizasyonu ve tüketicinin biricikliği arasındaki sarkaçta her ikisini de oldurmaya çalışan geç kapitalist konut üretimindeki beklentinin açtığı yarıkları kapatmanın beyhudeliğini vurgularken, onu aşmanın yolunun da apaçık göstermek olduğunu vurgulayan ve birbirini tamamlayan iki ürün sunar. ‘Stack me’ çoğaltmanın ve biraraya getirmenin kaçınılmaz sonucu üzerinde dururken, Fiba GYO için hazırlanan Fibaline Konutları satış ofisi, istiflenenin bireysel cazibeyiti ile tüketicinin biricikliği arasındaki ilişkiyi bize yeniden gösterir. Burada işaret edilen belki de en önemli nokta, istiflenenin teşhiri olan satış ofisleri aracalığı ile bu sefer öznedeki yarığın ‘öznenin kimlik inşası’ yoluyla nasıl dikildiği…

Zeplin- ‘ev’ imin kenarı

Üç mimarın ortak çalışma platformu olan Zeplin, kentin konut dokusu içinde kalan, özel alan ile kamusal alan arasına sıkışmış arka bahçe, çatı, apartman boşluğu, balkon…  gibi boşlukların ve mekanların, tekrar gündelik yaşama katılma yollarını araştırıyor. Tesadüfen oluşan yarı-kamusal bir araya gelişlerin mekanı olmalarından öte, bu alanların, tasarlanması ya da düzenlenmesini amaçlamadan olabilirlikleri açığa çıkarmaya çalışıyorlar. Kent mekanları ile yaptıkları bu müzakereyi; ‘sen de arka bahçeni kullan !’  blog sitesi ile de internette katılımlara ve paylaşımlara açarak, olabilirlikleri arttırmayı hedefliyorlar… Çalışma maketleri ve modelleri üzerinden yaptıkları bu çalışmalar, mimarın kendi araçlarını yalnızca bir şeyi tasarlamak için değil, belli durumları açığa çıkarmak  için de nasıl kullanabileceğine iyi bir örnek oluşturuyor.

Boğaçhan Dündaralp -urban nomads/ kent göçebeleri

Metropol ve onun açığa çıkardığı potansiyellerin, mimarın kendi araçları ile yeni olanaklar ve olasılıklar üretme  zemini olup olamayacağını araştıran Boğaçhan, Zeplin gibi kentin zaman içinde biriktirerek ürettiği kentsel kullanımı sınırlı kentsel boşluklara yöneliyor. Bir  taraftan boşlukların kentin zemin örgütlenmesine dayalı 2 boyutlu mülkiyet düzeni kavrayışı içinde gözardı edilen 3.boyuttaki olanakların içinden düşünürken diğer taraftan kentsel rant ilişkileri içindeki yerini de göz ardı etmemeye çalışır. Ve reklam panoları gibi boşlukları ticari döngüye sokan durumu hazır kullanılabilir bir veriye dönüştürerek, metropol içinde karşılığı olmayan ancak talebi kaçınılmaz, kentsel bir barınma biçimi için bir kaynak olarak kullanıyor. Müzakeresini kent mekanı ve kent insanının yeni barınma halleri üzerine kuruyor.

 

Hakan Tüzün Şengün

Müzakeresini, zemin üzerinden kuran Hakan T. Şengün, barınmanın ötesinde yaşam ve çalışma düzeni içindeki bireyin, tıpkı Fontana’nın tablosundaki yırtık gibi zihinsel ve mekansal yarılmanın eşiğindeki mevcudiyetini, tasarladığı  proje üzerinden yeniden yorumluyor. Yapı, dışardan zemine eklenen bir durum olmaktan çıkıp, zeminin yırtılması ve yaşamın iç-dış ilişkileri içinde serbestçe akmasına izin vererek, yaşam ve çalışmanın kendi mekansal atmosferlerinin iç içe aynı ortamda varolabilmesine olanak tanıyacak bir zemin müdehalesine dönüşüyor… Şengün, yorumu ile İnsan-yaşam-zemin arasındaki ilişkinin bağlamını, ‘yer’den kopartarak  bu ilişkiyi daha da vurguluyor…’Bağlam’ı ve ‘yer’i bahane ederek meşru zemin arayan yapıların aksine…

 Hüseyin Kahvecioğlu-Nurbin Peker Kahvecioğlu-Erzu Erdem / workshop

Grup, Ev’in metropol hayatı içindeki çözülüşü ve dönüşümünü atölye çalışmaları ile müzakere ediyorlar. Çalışmaları, büyük aile evinin öğelerinin zaman içinde kente yayılması, kent tarafından karşılanan profesyonel hizmetlere dönüşmesi ve  giderek ev’ in kişisel yaşamın belleği ve müzesi olarak, metropol yaşamında edinilen yer’in simgesine dönüşmesi haline odaklanıyor… ideogramlarla her katılımcının kendi deneyimlerini aktardığı bu çalışma; evin, bireyin tarihselliği içinde, metropole direnme ve  ona teslim olma hallerimize yeniden bakmak için bir fırsat yaratabilir mi ?

Teğet Mimarlık

 Teğet, Antalya’da gerçekleştirdikleri bir site’nin resmi kayıtlarından, tasarım eskizlerine, yapım fotoğraflarından, yayınlandığı dergilere, maketine kadar bir yazlık konut grubunun hayata açılmadan önceki belleğine dair kayıtları biraraya getirerek  bizi tasarım ve yapım süreçleri ile kendi müzakerelerine davet ediyorlar… Ayrıca belirtmek lazım ki üretilen işin belleğini sergileme yöntemleri bu müzakereyi yalnızca tasarım ve yapım süreçleri ile  sınırlı tutmadıklarının ipuçlarını da hisettiriyor.

Erginoğlu&Çalışlar

Tek ev, maket ve çizim eskizleri…Mimarın konvansiyonel düşünme araçları…Ne kadar yeni arayışlarla, güncel koşullarla üretmeye çalışsak da sanırım yettiği sürece varlığı ve yeterliliği sorgulanmayacak…Erginoğlu&Çalışlar, tasarım süreci tamamlanmamış bir iş’ten kesit sunuyor…

Müzakereyi onlarla değil, iş’le yapalım diye…

 Mert Eyiler

Mert Eyiler, müzakeresini bildiğimiz, aşina olduğumuz bir mevcut yapı ile yapıyor…Dert edindiği konu da ‘ışık’… Evsahipleri, toplantılar, teknik konular, ustalar…hepsini aynı derdin ortaklığında biraraya getiriyor…yeni durum da döşeme ve duvarlar deliniyor…ışıkla kurulacak yeni yaşam için.. Bizi de o sürece davet ediyor…boşlukları bağlayacak 1/1 merdiven detayı, çalışma maketleri, notlar, çizimler ve toplantı tutanakları ile…

Kerem Yazgan-Knauf Evi

Tek ev üzerinden, müzakeresini  ‘program’ a odaklayan Kerem Yazgan, ev’e ait yaşam birimlerini bağımsızlaştırarak tekrar biraraya getiriyor. Program ve tipoloji ara kesitinde duran bu arayış, daha büyük ölçekli ve öznelerden bağımsız  üretilen daha kamusal yapıların ‘generic’ üretim dilini özne bağımlı ve daha küçük ölçekteki ‘ev’e uyarlamaya yönelik bir çalışma… Bu noktadan özneyi de,   programı da, kurguyu da artık sorgulayabiliriz… Sipariş üzerine mimarın ürettiği Knauf evi üzerinden üzerinden konuşmak da bu sorgulama halinin beraberinde pek çok konuyu daha tartışmaya açabilir …

Eylem Erdinç

Her seferinde yeniden ele alınan ve üretilen ‘EV’ in ‘yeni’ olma hali ile müzakere eden kavramsal bir maket sunar Eylem Erdinç. Yeni olma halinin birer yanılsama olduğunu iddia eder. Tek bir imgenin, farklı koşullarda ürettiği gölgeler gibi…Gölgeler değişse bile onu vareden değişmez… Ancak bir diğer taraftan da biliriz ki gölgelerdir tüm varlığı ifade eden…

Özgür Bingöl, İlke Barka, Emre Savga

Mimarın işinin ‘ev’ ile değil ‘konut’ ile olduğunu savunarak, ‘ev’ meselesine ressam, grafiker, mimar gibi farklı disiplinlerden genç kuşağı biraraya getirerek bir workshop çalışması ile bakan grup, müzakereyi ‘ev’ kavramının farklı perspektifleri üzerinden kuruyor… Buradan da ‘Ev’ ile ‘mimar’ arasındaki ilişkiyi sorgulamaya açıyorlar ?

Deniz Güner, Nilüfer Talu

Modern dünyanın nesnesi olarak konut ile özneye ait bir yer kurma pratiği olan ‘Ev’i birbirinden ayıran,  Deniz Güner ve Nilüfer Talu, mimar tarafından üretilen evden çok, sokaktaki insan tarafından dönüştürülen, kurulan  bir yerleşme halini referans alırlar. Konut anlayışını  dış kabuğundan ayırarak kente yayarlar ve bunu bir imkan olarak sunarlar…Eğer konut, kamusal alanda çözülür ve dağılırsa, kamusal alanda tıpkı evsizlerin yaptığı gibi yeni ev olanaklarını doğuracak ve  modern dünya için yeni  bir ev konsepti ‘imkanı’ doğurabilecektir…

Arda inceoğlu, İpek yürekli, Meltem Aksoy – workshop

Farklı zaman dilimlerinde, farklı yerlerde, farklı mimarlar tarafından üretilmiş, farklı konutların, farklı mimarlık öğrencileri tarafından ortak bir matriste yorumlanarak bir araya getiren atölye çalışması,  bir duvar boyunca kolay izlenebilir bir  çoklu okuma sunar…ev yaşantısından,iklim ilişkilerine ,çevre –kent ilişkilerinden, yapım, malzeme konstrüksiyon okumalarına kadar yana yana gelen ürünler, ortak olmayanların ortaklıklarını sergilerken, tartışmaya değer, konuşmaya değer pekçok durumu konuşulabilir kılar… Diğer ürünlerin aksine bu biraraya geliş, sergi mekanındaki konumuyla da, içeriği ile de farklılaşarak, kendini çoğaltarak, bireyselliklerden sıyrılır…

Açığa çıkanlar ?

 Sanırım açığa çıkan en önemli durum, her biri farklı konum, duruş ve düşünceye sahip mimarların, birbirini ikna etmek zorunda kalmadan, ve bir sonuca varmayı hedeflemeden, ya da kendilerini birilerine beğendirmek zorunda kalmadan,  bir araya gelebildiği,  fikirlerini ve dünyalarını birbirine açabilecekleri ve yan yana durabilecekleri  bir ortamın oluşabildiğini görmemiz olsa gerek….Monologlara mahkum kalmayan, biri biriyle alışverişlerini yalnızca söz, dil üzerinden yapmayan, üzerimizdeki hareketsizlik ataletlerini sarsan,  potansiyelleri heyecan uyandıran, çıplak bir bir araya geliş bu…

Bunun bir de başlangıç olduğunu düşünelim…

Boğaçhan Dündaralp – Sergi editörü  27.09.06

_ “ev: bir yerleşme müzakeresi” blog’ una gitmek için tıklayınız.
_ “arkitera.com” haberi için tıklayınız.
_ “arkitera/forum” da ilgili başlık ve fotoğraflar için tıklayınız.

Where Am I?

You are currently browsing entries tagged with atölye at boğaçhan dündaralp.

%d blogcu bunu beğendi: