2011/06: 17. taşkışla bahar şenliği / değerlendirme-haber

Ağustos 1, 2011 § Yorum bırakın

 

_ medya içeriğini .pdf formatında görmek için tıklayınız.
_ etkinlik haberi için tıklayınız/arkitera.com

_ şenlik anasayfası ve programlar hakkında detaylı bilgi için tıklayınız.

2011/05: 17. taşkışla bahar şenliği / kuzguncuk bostanı fanzin atölyesi

Ağustos 1, 2011 § Yorum bırakın

atölye organizasyon: seda tuğutlu, oğuzhan saygı, elif gökçen tepekaya, begüm moralıoğlu, selin uğur, sunay paşaoğlu, figen inam, yılmaz taha sezgin, fatih kesekçi

pafta no* // katılımcılar: 
P1 //  arda bakıryol_birinci sınıf
türker naci şaylan_birinci sınıf
P2 //  ahmet arif aksoy_ikinci sınıf
P3 //  ayşe dede_üçüncü sınıf
P4 //  ayşegül çakan_ikinci sınıf
P5 //  seda tuğutlu_birinci sınıf
burak öztürk_ikinci sınıf
P6 //  ceren okumuş_ikinci sınıf
P7 //  dilara dağlı_ikinci sınıf
ayşe kahraman_ikinci sınıf
fulya doğru_ikinci sınıf
P8 //  sunay paşaoğlu_birinci sınıf
elif gökçe tepekaya_birinci sınıf
P9 //  yılmaz taha sezgin_birinci sınıf
selin uğur_birinci sınıf

* paftalar/fikirler için bkz. fanzin

davetli tartışmacılar: boğaçhan dündaralp, lale ceylan

“Boğaçhan Dündaralp ile fanzin atölyesi fikri, dokuz birinci sınıf öğrencisinin Kuzguncuk Bostanı hakkında düşünmesi, heyecan duymasıyla başladı. Atölyenin ilk ayağı bu dokuz öğrenciyle bostanda gerçekleşti. 1 Mayıs Pazar günü bostanın alternatif kullanımlarını çoğaltmak, geliştirmek fikriyle bostanda bir yerleştirme yapıldı. Yapılan yerleştirmenin çıktıları değerlendirilip, bu sefer 17. Taşkışla Şenliği’ nde on beş katılımcıyla bostanın var olan potansiyellerini ortaya çıkartmak, çoğaltmak, tartışmak için fanzin atölyesi düzenlendi. Bu atölyenin çıktısı olarak üretilen fanzin Taşkışla Şenliklerinde okula dağıtıldı.” – arkitera.com

_ atölyede üretilen tüm fikirleri fanzinden okumak için tıklayınız.
_ http://kuzguncukworkshop.tumblr.com/
+
_ etkinlik haberi için tıklayınız/arkitera.com
_ şenlik anasayfası ve programlar hakkında detaylı bilgi için tıklayınız.

Creative Commons License
“kuzguncuk bostanına alternatif fikirler” fanzini is licensed under a Creative Commons Attribution-NoDerivs 3.0 Unported License.

2010/02: lusid / sergi

Temmuz 30, 2011 § Yorum bırakın



_ lusid atölyesi ve sergi ile beraber hazırlanan kitap içeriği için tıklayınız.

 

2009/11: spirit of architectonics / workshop

Temmuz 29, 2011 § Yorum bırakın


_ atölye posterini .pdf formatında görmek için tıklayınız.
_ atölyeden fotoğraflar için tıklayınız.

2009/09: lusid / değerlendirme

Temmuz 29, 2011 § Yorum bırakın


“ Yaşam,
yüksek anlamlılık yüklü ender tek anlardan, ve bu anların olsa olsa gölge görüntülerinin çevremizde gezindiği, sayısız anlardan oluşur. Sevgi, bahar,her güzel ezgi, dağlar, ay, deniz- her şey ancak tek birkez tam yürekten dilegelir: bir biçimde , söze tam olarak hiç gelebilirlerse. Çünkü birçok insan bu anları hiç yaşayamaz; onlar, gerçek yaşam senfonisinin araları ve duruşlarıdır.”

Nietzsche(1878)

Lusid* için;

KESİT  1  /  10  temmuz saat 14.11 İTÜ- Taşkışla 203 / 2.hafta

“Bunaltıcı, sıcak bir gün; nemin stüdyoda hamam etkisi yarattığı, nefes almakta zorluk çekilen bir zaman dilimi… Yaklaşık 30 kişi stüdyo’da harıl harıl calışıyor. İlk haftanın/temanın ürünleri, paftalar ve maketler panoya asılmış; bir grup ortak makette çalışırken, diğer gruplar ya atolye yürütücüleri ile ya da kendi aralarında ‘boşluk’ temasını tartışıyor… Cumartesi yapılan ve yaklaşık 7 saat süren ilk tema ürün  tartışmalarının ve önceki gün yapılan tema sunuşunun yorumları aralarda geziniyor. Sıcak ve boğucu havaya rağmen stüdyoyu ve hepimizi saran bir başka enerji var ortamda…”

KESİT 2  /  24  temmuz saat 14.34  İTÜ- Taşkışla 203 / 4.hafta

“ Atölye, gizli gizli tüm okulu ele geçiriyor;  yalnızca 4 haftanın ürünleri ve çalışmaları degil, bütün stüdyo kooridorlara taşıyor. 4. tema: program.  Atölyedeki herkes masa başında hummalı bir kafa patlatma aralığında… Koridordan her geçen çalışmalara takılıyor, ardından da işlerin niteliği ile ilgili övgü dolu sözler… Akademisyen arkadaşlarımız “ bir dönemde bu kadar çalıştıramıyoruz bu çocukları, üstelik bunları bir haftada yapıyorlar, nasıl basariyorsunuz ? ” diye takiliyorlar bize… Biz de diyoruz ki; “ biz çalıştırmıyoruz, kendileri çalışıyorlar… Bu yaz sıcağında ve tatilde geceli-gündüzlü, okulda-evde çalışsınlar diye kimi zorlayabilirsin ki?”

Şimdi düşünüyorum: “ böyle bir ortam tasarlanabilir mi?“  diye…

Atölyenin bu bizi sarmalayan ve beş hafta boyunca bizi teslim alan o atmosferinin ne kadarı tasarlanmıştı?  Annemle yaptığımız kimya sohbetlerini  hatırladim;  “tepkimeye girecek uygun ölçüdeki bileşenler ve onlar için hazırlanmış uygun bir ortam ” üzerine olanları… Evet bunun için çok ciddi bir hazırlık yaptık… Öğrencileri  tek tek inceleyip, seçtik… Temalar, çalışma programı, ortamı,  davetli konuklar ve sunuları ile kalabalık bir atolye yürütücüsü kadrosundan, takviminden, bu ortamın yönetimine kadar… Kağıt üzerinde ne kadar eksiksiz, kusursuz bir plan yapmaya çalışsak, bir değil beş hafta aynı tempoda devam eden bu süreçte ne kadar çaba harcansa da kolay kolay oluşturulamayacak unsurlar var. Her türlü yorgunluğu bertaraf edecek olan  ilgi, merak, heyecan,  motivasyon ve çabaların ortaklığı, sürekliliği gibi…

Bu ortamın kimyasının sürekliliğini sağlayan, o atmosferi yaratan şey de buralarda gizli. Bu da  süreçte kendi kendini organize edecek olanın iç koşullarını  atölye boyunca inşa etti. Hatta oluşan o ortam, planlamadığım halde neredeyse bir ay boyunca ofisimi kapatıp orada var olmama neden olacak kadar güçlendi… Ve giderek bu güc öyle bir ivme ve değer kazandı ki,  atölye yürütücüleri olarak bizden başlayarak katılan herkesin kendini adadığı, çesitli fedakarliklarda bulundugu ve ortaklasa inşa ettigi bir ortama dönüştü… Bu ortam süreç icerisinde kendi dinamiklerini kurarken, bizim kurduğumuz çerçevelerin içinde kendi metinlerini oluşturdu. Uğruna feda edilen  şeyler karşısında ‘değer’ini katılanlar açısından hiç kaybetmeyecek bir ifade kazandı…

Bu zaman dilimi sayesinde, ya umursamazlık, ya da şikayetlerle dolup tasan mimarlık ortamında kendimizi soyutlayabildiğimiz bir dünya kurma fırsatı bulduk. (atölye isminin ‘lusid’ olmasi ve kent düşleri atölyeleri  içinde yer alması da durumla güzel örtüştü) İstenir ve çaba harcanır ise  birşeylerin yapılabileceğinin görünür kılınması ve bunun ‘dışarıdan’ algılanabilir hale gelmesi açısından, geçirdiğimiz atölye sürecinin  çok motive edici olduğunu düşünüyorum.

Atolyemiz ve paylaştığımız deneyim bize çok şey anlattı, anlatmaya da devam edecek; bunlar, mimarlar odası ile ilişkilerden mimarlık eğitimine, kalabalık ofis yönetiminden mimarlık bilgisine, yöntem ve araçlardan öğrencilerle birlikte hepimizin ürün haline dönüştüğü ‘mimar’ ve ‘insan’ olma durumuna kadar pek çok meseleyi kapsiyor diyebiliriz.

Şimdi biraz bu paragrafı açmak için isterseniz en başa dönelim, yani işin mutfağından başlayalım;

Her yaz olduğundan daha fazla staj başvurusu almıştık. Her yıl, CV ve portfolyo dışında niyet mektubu talep ederek, bu metinleri tek tek inceleyerek, değerlendirme yazıları yazarak zaman, iş ve mekana en uygun öğrencileri dahil etmeye çalıştığım bir yaz programı izliyorum. Bu yil bu sayı 80’i bulmuştu… Ve bu kadar çok ve nitelikli insanla ofislerimizde iş üretecek potansiyele de sahip olamadiğımız için bir süredir nasıl bir yol izlesek diye düşünüyordum.  Başta Sinan’la olmak üzere, kafalarımızdaki niyetlerin ortak noktalarini fark ettik ve yola hep birlikte çıkarak  konuyu birlikte formüle etmeye çalıştık. ‘Ofislerimiz dışında bunu nasıl organize edebilir ve hayata geçirebiliriz?’ sorusunu arkadaşlarımızla tartışmaya ve paylaşmaya başladık. Bu işin yer, zaman, para, organizasyon gibi ayrı bir süreci olacağı ve ayni anda ofis işlerimizi sürdürmemiz gerekeceği için, ne yapacağımızdan önce nasıl yapacağımızın koşullarını araştırmamız sartti. Sinan’dan gelen ‘Mimarlar Odasın’nın Kent Düşleri Atölyesi kapsamında yapalım mı ?’ önerisi üzerinde biraz kafa yorduktan sonra taleplerimizi ve teklifimizi bir çerçeveye oturtarak sunduk. Ve kabul edildi. Oda ile ilişkilerimizi sorgulayarak kurmaya çalıştığımız bu iletişim biçimi  dışarıdan olmaz gözüyle bakılan şeylerin olabileceğini görmemiz açısındanüzerinde ayrıca düşünmeye değer bir mecraya kapı açtı.

Yaklaşık 16 yıldır tanışık olduğumuz, paylaşımlarımızın ve dostluklarımızın öğrencilik yıllarındaki öğrenci buluşmalarından başladığı, zamanla ortak iş üretimleri ve mekan ortaklıkları yaptığımız, atölyeler ve buluşmalarda biraraya geldigimiz, farklı mimarlık okullarında  proje yürütücülükleri ve jürilikler ile ‘eğitim’ alaninda da birlikte calistigimiz mimar arkadaşlarımıza ‘atölyede bizimle beraber yürütücülük yapar mısınız ?’ diye sorduk. Onlar da gecmis ve diger deneyimlerimizde olduğu gibi bizi yalnız bırakmadılar. Baştan sona tüm sürece dahil oldular. Bu birlikteliği bizim açımızdan önemli kılan bir başka bir boyuttan bahsetmemde fayda var: Yurutucu olarak atolye bunyesinde yer alanlar, TMÖB (Türkiye Mimarlık Öğrencileri Buluşması ) gibi bağımsız ve sadece gönüllülük üzerine  kurulu, ‘birşeyler’ yapmak isteyenlerin sadece ‘biraraya gelmek’ gibi bir çaba gösterdiği, uygun koşulları birikte yarattığı bir deneyimi veya deneyimler silsilesini paylaşmış bir grubun uyeleri. Ve bu grup, koşullar ne olursa olsun heyecanla çevrelerinde arayıp bulamadıkları şeylere ilişkin sorular sormaya ve ayni coskuyla kendileri ve çevreleri için farklı bir çalışma anları üretmeye çalışıyor. Bu atölyede de bu anlamda ele almaya çalıştığımız pek çok konu vardı:

Temelde  tasarlanmış bir süreç olan atölye; fikren ‘büro stajı’ formatı içinde yer alacak beklentileri yeniden formüle etmeye dayanıyordu;

  • Mimarlık öğrencileri için  mimarlık eğitimi içinde kullandığımız yöntemlerin, yaklaşımların, bakışların farklı dış dünyalardan yaklasimlarla genişletilmesi;
  • Mimarlık eğitiminden farklı olarak bireysel süreçlerin grup çalışmaları içinde dönüştürülmesi;
  • Bireylerin kendi gelişim ve tasarım süreçlerindeki iletişim düzeylerini arttırararak, sosyal etkileşim boyutunun da tasarım süreçlerine dahil edilmesi;
  • Bir tasarım araştırma pratiği geliştimek; “bütün’ değil, ‘bütüne ait parçalar’ üzerinden kısa sürede yoğun üretim gerceklestirerek  ‘bütünün’ görmediğimiz yüzlerininin keşfine odaklanmak…”. Yani, tasarım süreçlerine ait bir takım refleksleri kırmak;
  • Mimarlık bilgisine ait kavrayışları zihinsel ve teorik olarak geliştirmek, ve bu kavrayis becerilerinin tasarım araçlarına aktarımını araştırmak;
  • Yönetim olarak yaklaşık 30 kişilik bir ofisin, bir ay gibi bir süre icerisinde bir araştırma grubu olarak herhangi bir konuyu ne kadar inceltebileceğini araştırmak… Buradan hareketle de, ofis  modellerine dair yeni bakışlar üretmeye çalıştık;
  • Üretilenlerin toplu halde masaya yatırılıp, çarpıştırılıp tartışıldığı, bakışların çoğaltıldığı ara aşamalar, değerlendirmelerle,  bir yoğunlaşma sağlamak;
  • Ve tüm bunları sadece atölye sonrasında değil, atölye sırasında da izlenilebilir, takip edilebilir, geri dönüşümleri alınabilir sergi, değerlendirme yazısı, video kaydı, fotoğraf, bilgi, dökümantasyon gibi belgelere dönüştürmek… Bu belgeleme, atölye dışındakilere aktarılmaktan çok, atölyenin ve atölyedekilerin eş zamanlı olarak kullanabileceği şekilde, oranın enerjisi üretmek…
  • Bütün atölyenin üretimlerini sergisi dahil paket olarak yerinde yani atölyedet amamlamak…

Bunlar, ‘büro stajı formatı’ ile ‘atölye çalışması’ arasında bir  formatta koşullarını  oluşturup, araştırmaya çalıştığımız konular oldular…

Ancak koşullarını tasarlayabileceğimiz fakat sonuçlarını tasarlayamayacağımız bu araştırmanın sonucunda,  başta da yorumladığım gibi tüm bunlardan fazlasına ulaştığımız bir deneyim ürettiğimizi düşünüyorum. Sadece ürün açısından bile matematiksel açıdan bakıldığında öğrencilerimizin,  bir senede iki proje ürettikleri ‘proje saati’ne yakın bir  zaman diliminde  hazırlıkları, tartışmaları, üretimleri, sunumları, değerlendirmeleri ile birlikte bir ayda bes proje üreterek ve dokuz grup olusturarak toplamda 45 öneriye imza attigi ve bu sebeple birkaç sınıf atladığı bile iddia edilebilir.

Ancak matematiksel değerlendirmelerden öteye, atölyenin en önemli verimi kuşkusuz projeler değil, atölye yürütücüsünden katılımcısına kadar herkesin birbirini dönüştürmesine ve dolayisiyla ‘bizlerin’ yeniden üretimine olanak taniyan enerjisi, atmosferi ve kimyası oldu.

Boğaçhan Dündaralp,  Lusid*  Tepebaşı Kent Düşleri Atölyesi müdürü

*lusid:   rüya gördüğünün bilincinde olarak rüyayı biçimlendirme, ele geçirme…

_ metni .pdf formatında görmek için tıklayınız.
_ medya içeriğini .pdf formatında görmek için tıklayınız.
_ değerlendirme metni/yenimimar.com

2009/07: lusid / atölye – kitap

Temmuz 29, 2011 § 1 Yorum

“Katılımcı ve yürütücü zenginligini ‘tasarım süreçleri’ üzerinden de verimli bir biçimde nasıl çogaltabiliriz?” sorusu temel motivasyonu olusturmaktadır. Bu niyetle; bir yer için en uygun yaklasımı arayan tek bir tasarım süreci yerine; kodlanmıs birikimimiz nedeniyle bazen düşünmeden eledigimiz durumlarla tasarım sürecinde yeni karşılaşmalar üretebileceğimiz, ‘yer’e tekrar tekrar dönüp farklı gözlerle bakacağımız bir tasarım süreci deneyimi.”



_ etkinlik kitabını .pdf formatında görmek için tıklayınız.
_ etkinlik haberi için tıklayınız/yenimimar.com

2009/02: kayıtdışı 02 / ne o ne bu, hem o hem bu / atölye

Temmuz 29, 2011 § Yorum bırakın

kayıtdışı 01 / liminal
ne o ne bu hem o hem bu


Liminal: arada olmak, olasılıklar eşiğinde bulunmak, ne oraya ne buraya ait olmak, geçicilik, değişecek bir duruma
bir adım uzakta durmak…
Atölye, liminal temasıyla açığa çıkan belirsizlik halinin mekansal karşılıklarını aramayı amaçladı. Ortak tartışmalar,
eskiz fırtınaları ve büyük boy maketlerle somutlaşacak kişisel liminal mekanlar, ne olduğu çok açık olmayan,
bazen o bazen bu olan, durumlara göre değişen, farklı kullanımlara açık olan, önceden ön görülen/görülemeyen
bir takım eylemleri barındırmaya açık olan mekanlar olarak tanımlandı. Tasarım sürecinde ortaya çıkan neo-
Mimarlık Fakültesi’nde basit konstrüksiyonlar ile 1:1 ölçekte kurulması planlanmıştı. Kayıtdışı02’den talep edilen
(kalın oluklu mukavva ve fotoblok plakalar, çeşitli boy ve kesitte ahşap çubuklar, ip, çivi) ve yerde mevcut bulunan
malzemeler (meyva kasaları, pet şişeler, masalar, sandalyeler vb.) dışında ses, koku ve katılımcıların kendi bedenleri
kullanılarak açığa çıkan eylemler de bu mekanların parçası olabileceği düşünüldü.


Tüm atölye katılımcılarının heyecan ve enerjileriyle kesintisiz katkıda bulundukları tartışma, malzeme bulma ve
üretme süreçlerinin sonucunda toplam 8 adet neonebuhemohembu üretildi:

1. baloon Merdiven boşluğundan aşağı sarkıtılan beyaz balonlardan oluşan bu bulutsu mekan ve üzerine yansıtılan görüntüler, bir geçişmekanı olan merdivende yarı saklı yarı görünür olarak duraklayabileceğimiz bir nokta oluşturuldu.
2. de grade Aydınlıktan karanlığa geçişle ilgilenen bu proje delikli bir tavan strüktürü olarak tasarlandı. Sonuç ürün sticker olarak basılıpatölyenin diğer ürünleri üzerine yapıştırıldı.
3. fermuar Oluklu mukavvadan farklı yükseklik ve uzunluklarda oturma/dayanma/durma birimleri üretildi. Birimleri strüktürel olarak ayakta
tutan üçgen form aynı zamanda bu birimlerin birbirlerine bir fermuar gibi eklemlenmesini sağladı.
4. kara tahta Gelen geçenin üzerine bir şeyler yazarak sürekli değiştirebileceği yüzeyler olarak tasarlanan proje son aşamasında Uuuu projesiile birleşti. Oluklu mukavvadan oluşan yüzeylere tavandan iplerle sarkıtılan kalemlerle yazılan bir mekan oluşturuldu.
5. laminal Oluklu mukavvadan oluşturulan grid sistemi ile farklı eylemlerin gerçekleştirilebileceği bir takım kesitler birleştirilip kullanıcınınistediği şekilde ilişkilenebileceği nesneler üretildi ve parti mekanının ortasına bırakıldı.
6. pet bulut Pet şişelerin koli baldı ile birbirine ve duvara yapıştırılması ile oluşturulan bu proje diğer projelere benzer bir şekilde oturma/dayanma/durma gibi eylemleri karşılayabilecek yumuşak, bulutsu bir mekan önerdi.
7. Uuuu Oluklu mukavvadan oluşturulan şeritler katlanarak farklı kullanımlar için yüzeyler oluşturdu.
8. Tüf tüf Elektrik kablo borularının plastik kelepçeler ile birbirlerine tutturulup merdiven boşluğundan sarkıtılması ile oluşturulan yarı geçirgenmekan, kalabalık bir ortamda kendi başımıza ya da bir arkadaşımızla baş başa kalabileceğimiz bir koza oluşturdu.
Atölye aracılığıyla üretilmiş olan neonebuhemohembular yaratmak istedikleri liminal durum / mekan / nesne’lerin
ancak bir parçasını gerçekleştirebildiler. Bunun bile gelecekteki projeler için ilham kaynağı olacağı değerlendirme
toplantısında konuşulanlar arasında idi.Bu toplantıda açığa çıkan diğer başlıklar, farklı üniversite ve şehirlerden
mimarlık öğrencileri ile böyle bir ortam aracılığı ile tanışmanın, tartışmanın, üretmenin zevki ve kısa bir sürede 1:1
ölçekte bir mekan yaratmanın zorluğu olarak özetlenebilir.
Kayıtdışı02 etkinliği bizim için liminal teması üzerine biraz araştırma, biraz da tartışma ile başladı, daha sonra bu
tartışma tüm katılımcılarla birlikte, tüm atölye çalışması boyunca devam etti… Atölyeden akılda kalanlar da şunlar
oldu:
“İyi de bunun nesi liminal?”
“Liminal olsa nolcak?”
“Bu keser mi?”
“Kesmez! Az liminal olmuş.”
“Başlıycam liminaline…!”
Bu gibi ağır kavramsal tartışmalar eşliğinde bir yandan da bulup-aldığımız, olduk-olmadık malzeme-alet edevatla
atölye mekanında doğrudan neonebuhemohembular üretmeye başladık. Tesisat borusu, pet şişe, oluklu
mukavva, balon, ip, iğne, davul tozu ve minare gölgesindenden mamul neonebuhemohembular kısa sürede YTÜ
Mimarlık Fakültesi’nin orası-burasında tedavüle girdi, rağbet gördü-görmedi.” neonebuhemohembularımızın hiç
bir çeşidinde limanal yağ kullanılmamaktadır” dedik, dinletemedik. Gecelere kadar kestik, biçtik, astık, kestik,
yorgunluktan her yanımız; konuşmaktan çenemiz tutuldu.
Tam işte bu liminal oldu dedik, tam olmadı; kayıtdışı desek, hafif kayıt içinde kaldık. Ne yapsak olmadı, öyle liminal olduk kaldık.

_ etkinliğin final paftasını görmek için tıklayınız.

Where Am I?

You are currently browsing entries tagged with atölye at boğaçhan dündaralp.

%d blogcu bunu beğendi: