2010/03: londra deneyimi sonrası / uyku[suz] @ taşkışla

Temmuz 30, 2011 § Yorum bırakın

“Boğaçhan Dündaralp, Londra deneyimi sonrası uykusuzdaydı…”

 “Mimar Boğaçhan Dündaralp, ARCHITECTURE FOUNDATION & ARKITERA işbirliği ile yapılan değişim etkinliği çerçevesinde Londra dönüşü izlenimlerini Taşkışlalılarla paylaştı.

İstanbul’dan beslenen genç mimar arkadaşımız, ‘bugünün küresel dünyasında İstanbul nasıl bir yerde? İstanbullu mimarlar olarak biz nasıl bir yerdeyiz? sorularından hareketle, yerelliğin nasıl bir mana taşıdığı üzerine fikir jimnastiği yaptığı projelerini/işlerini/çalışmalarını sundu… Küresel / yerel arası müzakere sürecinde, Michel de Certeau’un kent okumaları taktiğini genç mimar adaylarına öneren Dündaralp’i yeni stratejiler geliştirmek gerektiğinin önemini vurguladı.
Çalışmalarında, soru sorarak soruları araştırdıklarını vurgulayan Dündaralp, ‘karşılaşılan /olası karşılaşabileceğimiz tasarım problemleri için önceden zihinsel hazırlık yaptığını, tasarımlar geliştirdiğini’ aktardı.

Günümüz, kentsel muğlaklık ortamında, pozisyon alan, sosyal sorumluluk projeleri geliştiren, bunları tartışan ve düşündüğünü yüksek sesle söyleyen bir meslekdaşı dinlemek zihin açıcıydı ve ilham vericiydi…” – ipek yada akpınar.

_ etkinlik hakkında bilgi için tıklayınız.
_ http://uykusuz.taskisla.com/

 

 

2010/02: ropörtaj – değerlendirme / londra_istanbul

Temmuz 30, 2011 § Yorum bırakın

“Bu Tür Çabalar, Pek Çok Açıdan Kendisini Bir Deneyim Olarak Üretiyor”

_ röportaj metnini .pdf formatında görmek için tıklayınız.
_ röportaja ulaşmak için tıklayınız/arkitera-söyleşi
_ londra_istanbul değişim programı brüksel/CIVA programı

2009/11: imkanmekan / karaköy

Temmuz 29, 2011 § Yorum bırakın

‘Kent’e Miyopik Bakış;

 “Kent çağında yaşıyoruz. Kent bizim için herşey demektir-o bizi tüketiyor, biz de bu yüzden onu yüceltiyoruz.”   Onookome Okome

İçinde yaşadğımız çağda keşif bekleyen yeni hazinemiz: kent…

Tasarım ve planlama disiplinlerinin çoğunlukla makro planlama ve kentsel tasarım ölçekleri ile baktığı kentler, mikro ölçekte yeni bir  dünya vaad ediyor.  Nasıl bir dünya bu ? içinde yaşadığımız, gündelik ilişki ve etkileşimlerimizden  türeyen, çıplak gözle , bedenle ve insanla hemen deneyimlenen bir dünya… Bu dünya ile ilgilenenler ona mikro şehircilik (micro urbanizm) diyor.

Kent ‘ilişki’ üretir. Mikro şehircilikte,  mikro kamusal mekan ölçeğindeki  bu ilişkiler değil, ilişkiler arasındaki bağlar önem kazanır.  Varolan ilişkileri dönüştürecek, onları yeniden tanımlayacak olan… Bugün, bu ilişkilerarası bağlar, farklı disiplinlerce, disiplinlerarası ilişkilerle, farklı aktörler ve onların işbirliğinde araştırılmaktadır. Burada potansiyelleri keşfedip işaret etmek,  kentlilere bedenleri aracılığı ile kendi mikro mekanlarını üretebileceklerini hatırlatmak  gibi ‘eylemler’ söz konusu…  Kentlinin kendisi dışında olup biten, makro planlarla, politikalarla dayatılan ’kentsel kararlara’ ve ‘kentsel sterilleştirme’ eylemlerine  karşı kendi varlığını kentte inşa edebileceği, ilişkilendirebileceği, bazen ilişkileri çoğaltacak ‘motivatör’ bazen de ilişkileri hızlandıracak ‘katilizör’ roller üretmek burada olanaklı…

Pek çok disiplin ve kentli  bu anlamda ‘kent’ üzerinden kendine eylem ve ilişki alanı üretebilir. Kentin çeşitli bireyselliklerin bir yığını olduğu düşünülürse, bireyler arasındaki ‘mikro kentsellik’ nedir? Nasıl oluşur ? ‘Mimar’ olarak bu konuya nasıl bakababiliriz ? sorularını sormamız gerekiyor .Bu sorulara yanıt ararken mimarlığa yönelik becerilerimiz ve elimizdeki araçlar bu potansiyelleri keşfedebilmemizde yardımcı olacaktır. Bu bağlamda ‘imkan_mekan’  Karaköy Atölyesi;  henüz istanbul’da hayatımıza yalnızca sanat projeleri  ile sızmış olan, gündelik hayat pratiklerimizde  yeterince yer bulamayan, kent ve kentlinin yeni deneyimler üzerinden  birtakım olanakların farketmesini  sağlayacak, kamunun yaratıcılığını arttıracak arayüzler ve alternatif akılların oluşmasına yardımcı olmasını sağlayacak çok önemli  bir fırsat sunmaktadır.  Bu nedenle,  atölye ürünlerine “anlamak, açığa çıkarmak, görünür kılmak, yeniden ilişkilendirmek…” gibi kavramlar çerçevesinde yeniden bakmak, bu ölçekte araştırdığımız sorularımız için zihin açıcı olacaktır.

“Yeni manzaralar keşfetmek yerine yeni gözler geliştirmeliyiz.”  Marcel Proust

Boğaçhan Dündaralp, ddrlp

_ “imkanmekan/karaköy”
_ imkanmekan tarafından hazırlanan “karaköy atölyesi kitapçık” için tıklayınız.

2006/08: TMÖB niye ödül aldı? / görüş-tartışma

Temmuz 21, 2011 § Yorum bırakın

TMÖB niye ödül aldı?
Az sonra okuyacaklarınız geçmişten gelen bir soruya yanıt arayışı. Geçmişten gelen diyoruz çünkü TMÖB’e Ulusal Mimarlık Sergisi-Mimarlığa Katkı Ödülü 1998’ de verildi. Neden? Böylesine çözük bir organizasyon nasıl böyle bir ödül alabildi? Kapanmamış bir dosyanın izini sürüyoruz ve buradan ilan ediyoruz; okuyacaklarınız yazılacak olası bir TMÖB kitabının başlangıcıdır.

Çok kısa tarihçe
Avrupa Mimarlık Öğrencileri Buluşması (EASA) Ürgüp ayağından sonra bu buluşmayı düzenleyenler arasında benzer bir buluşmanın niçin Türkiye Mimarlık Öğrencileri arasında da yapılamayacağı sorusu, Gökçeada Tepeköy’de 1993 yazında yapılan ilk buluşmayla sonuçlandı. Ertesi yıl Kütahya Çavdarhisar’da, daha sonra Kıbrıs Kantara’da ve 96 yılında Kalkan’a yakın bir köy olan Çayköy’ de buluşuldu. Aynı yıl Kilyos’da yapılan ilk kış buluşmasının ardından Sinop Sarıkum ’97, Edirne Karaağaç kış ve Kayaköy ’98 buluşmaları geldi. Adana Ceyhan’daki eski radar üssünde gerçekleşen kış buluşmasından sonra 99’da Kastamonu Küre yakınlarında bir köyde buluşuldu. TMÖB adıyla yapılan son buluşma Ulusal Mimarlık Öğrencileri şeması içinde 2002 yılında Eskişehir Osmangazi Üniversitesi’nde gerçekleşen Buluşma 7.5 oldu.

Hani bazı sorular vardır, en hazır-cevap olanlar için bile yanıtlanması, açıklanması çok da kolay olmayan; en azından yalnız başına verilecek her cevabın bir yanıyla eksik kaldığı. TMÖB’ün neden ödül aldığı sorusu da bunlardan biri.

Aslında sorunun, soruyu soranın rahatlığından kaynaklanan bir yapısı da yok değil. Çünkü böyle bir sorunun sorulabilmesi belli arkaplan notlarının halihazırda bilindiği ön kabulüne dayanıyor. Yani bu soruya cevap verebilmek, bir bakıma daha net tanımlar içeren bazı alt soruların cevaplarını bilmeyi gerektiriyor. Bu noktada sözlüğe başvurmakta bir sakınca yok:

TMÖB [Türkiye Mimarlık Öğrencileri Buluşması]
Genellikle yaz aylarında düzenlenen ve başka türlü birbiriyle karşılaşma ihtimali olmayan mimar adaylarının, her yıl yurdun yeterince acayip bir başka köşesinde ve yaklaşık onbeş gün süresince birlikte çalışıp paylaşmalarına olanak tanıyan, nezih olmayan ortam. (bkz. ilk buluşma; bkz. Gökçeada’93; bkz. EASA)

Ödül [Ulusal Mimarlık Sergisi ve Ödülleri]
Meslek örgütü tarafından düzenlenen çok amaçlı seçki. (bkz. 6. Ulusal Mimarlık Sergisi ve Ödülleri; bkz. Mesleğe Katkı Ödülleri; bkz. 1998)

Bu iki madde bile, henüz cevaplanmamış olmasına rağmen soruyu daha anlaşılır kılması bakımından önemli. Şimdi baştaki soruyu yeniden formüle etmek lazım:

-Türkiye Mimarlık Öğrencileri Buluşması’ na neden Ulusal Mimarlık Sergisi ve Ödülleri Mesleğe Katkı Ödülü verildi?
Bu sorunun açılımlarına ulaşmak için aşağıdaki sorular ve verilebilecek çeşitli cevaplar önemli.

[Buluşan] Kim?
Katılımcıları her yıl değişen buluşmada Türkiye’nin dört bir yanındaki üniversitelerin mimarlık bölümlerinde okuyan öğrenciler, eğitim alınan kurum, gelecekte mimar titrini verecek meslek örgütü ya da herhangi bir diğer kurumsallaşmış yapının isteği, yönlendirmesi, baskısı olmaksızın akla zarar bir şekilde biraraya geliyor. Bu biraraya gelişin / kalkışmanın belki de en garip tarafı, eylemin kendiliğindenliği.

[Buluşma] Ne Zaman? / Nerede [Buluşuyoruz]?
Önceleri sadece yaz, sonraları hem yaz hem kış aylarında, Türkiye’nin dört bir yanında -hatta Kıbrıs’ta- ama hep zor ulaşılan, gizli-saklı, olmadık yerlerde

Buluşma ne idi?
Bir yaz kampı mıydı? Gençlik enerjilerini boşalttığımız, zamanı yavaşlatıp bedenlerimizi yaydığımız? Mimarlığın formel zeminlerine aykırı olmak için bir araya gelen toplumdışı özentileri miydik? Mimarlık eğitimini dönüştürmeye bayrak açmış kofti devrimciler mi? Rutin içinde bir aralık yaratıp “yol”dan çıkmaya imkan tanıyan bir ayna-mekan mıydı buluşma?

Buluşma neyi sağlıyordu?
Buluşma, bir karşılaşma ortamının koşuluydu her şeyden önce. Sığlıklarımızı ve derinliklerimizi keşfettiğimiz, bunlarla yüzleştiğimiz bir ortamdı. Birbirinden farklı okullarda, kendi kendimize yarattığımız ya da yarattığımızı sandığımız küçük, kişisel mimari dünyalarımızı başka başka dünyalarla karşılaştırma imkanı edindik, mimarlığın ne olduğunu değil belki ama en azından mimarlık eğitiminin ne tür uzanımları olabileceğine, bu eğitimin hangi farklı zeminlerden ne şekilde dolaylı ya da dolaysız beslenebileceğine dair izlere, izleklere açtık bedenlerimizi ve zihinlerimizi. Sadece mimarlık bilgilerini değil insana dair her türlü durumun deneyimlenme zeminiydi buluşma: gerilim de oldu, çatışma da, üretim de, paylaşım da, eğlenme de, dostluk ta, aşk ta, hastalık ta: steril olmayı hedeflemedi buluşma.

Buluşmaya dahil olmanın ayrıcalığı fiziksel olana değil iradi olana dairdi ve tamamen kişiye özeldi, elitist değildi, bir tür kapalı sosyal klüp “ayrıcalığından”uzaktı. Zihinlerimizi ve bedenlerimizi alışkanlıklardan sıyırabileceğimiz bir ortam kurmaya yönelikti; o alışkanlıkları sürdürmeye hatta geçici olarak yoğunluğunu arttırmaya yönelik bir konfor kurmaktan çok yapay çevrelerimizden çıkarak, doğal hatta neredeyse arkaik bir yaşantının zamansallığına kendimizi gönüllü olarak teslim ettiğimiz bir yoksunluk talebiydi. Ancak bu yoksunluk, yoksulluğun tadına bakmaya yönelik popülist bir pseudo-deneyden uzak bireyselliklerimizi zenginleştirmeye dair bir talepti. Koşullar anlamında herkesi eşitleyen bir yoksunluktu ki bu yoksunluk sayesinde estetize etmeden üretmenin ne olduğunu gösterebildi buluşma.

Bedensel kalabalık değil iradi bir topluluktu buluşma. Bireysel iradelerin tanımsız bir ortak duyguyla ve çıkarsız, çıplak bir istekle, kararlaştırılmış bir yerde bir araya geldiği ve sonra da kendi tekil rutinlerine geri döndüğü bir durumdu. Bir zaman dilimi içinde geçerli olan ve sonrasında kişisel tarihlere karışan bir enerji, bir eriğikti. Bu şekilde, kurumsallaşmaya daha doğrusu kurum bağlamaya karşı mesafeli durmaya çalıştı. Kurum dostu olmadı belki ama kurum düşmanı da değildi. Kurumları mümkün olduğu oranda ikna etti ve kullandı sadece ama hiçbirinin güdümüne girmeye çalışmadı. Ne bir ütopya olmaya öykündü ne de bir “mülksüzler” distopyası olmaya.

Ne içindi buluşma?
Yaşam içinde birbiriyle karşılaşma ihtimali olmayan anonim-kişileri de isim-kişi ya da idol-kişileri de yan yana getirdi, zihinlerini birbirine gösterdi, değiştirdi, dönüştürdü, savurdu. Kendini göstermeye can atan, pornografik ego ile sakinlik ve irade içeren örtük, erotik egonun ayrımlarını fark ettirdi. Kendinden menkul, züppelik veya taşralılık diye ağızlara sakız olmuş mitik ayrımların yapaylığını sergiledi: herkes her yerde kendi imkanları kadar varken o imkanları genişletmeye yönelik katalizörler sağladı. Cevaplarla değil yeni sorularla döndük buluşmadan.

Buluşma’ nın anlamı ne?
Gündelik hayatımızda SSS (sıkça sorulan sorular) kapsamında yer alan bir sorudur “ hangi okuldan mezun oldun “ sorusu. Gökçeada (1993) buluşması ile başlayan (1998) Kayaköyü buluşmasına kadar hayatımızda önemli bir yer eden TMÖB (Türkiye Mimarlık Öğrencileri Buluşması)’den sonra bu sorunun yanıtı bizim için kolay yanıtlanan bir soru olmaktan çıktı. Diğer taraftan da Mimarlık eğitiminizin diploma alınan mimarlık okulundaki eğitimle ölçüldüğü bir ortamda bu ‘yanıt’ın ifade edilmesi daha da önem kazandı.

Mimarlık eğitimimizde en önemli kırılma noktasıydı kuşkusuz Gökçeada. Bizi tutan zincirleri hissettiğimiz, sonraları da o zincirlerden kurtulamasak bile onları kendimiz için kullanabileceğimiz bir bakma biçimi edindirdiği bir ortam olmuştu.

Şöyle insanların buluştuğu bir ortam düşünün:
“ Farklı yerlerde yaşayan, farklı eğitimler alan, farklı yeteneklere sahip, farklı bilgilerle donanmış, farklı geleceklere sahip aynı insanlar…”, “bir araya gelebilmenin imkanlarını ve ortamlarını kendileri yaratan insanlar…”tüm yakıtlarını ‘istemek’ arzusundan alan insanlar…”, “şikayetlerini konuşarak değil, buluşarak, üreterek dönüştüren insanlar…”, “çok olduklarını sanan, kendini daha çoğaltmak için iletişen, diğer taraftan da  ‘ne kadar az’ oldukları başkaları tarafından işaret edilen insanlar”, “ birileri tarafından biraraya getirilen değil, ortam sayesinde kendi gibi olanı bulan insanlar”, “üretirken birbirini tanıyan, ortaklığını keşfeden, insanlar…”,” gönüllü olunmadıkça buluşmanın bir değerinin olmadığını anlayan insanlar…”, “ bu yüzden sürekliliğin organizasyonla değil, o ortak duyguyla yapılacağına inanarak kurumsallaşmaya direnen insanlar…”, “pahalı, konforlu organizasyonların bir çuval para harcayarak biraraya getiremeyeceği, o ortamın heyecanı ile cebinden paralar harcayıp gelen farklı disiplnlerden insanlar…”

Buluşmalar paralelinde mimarlık eğitiminiz olduğunu düşünün :
“Sırt çantanızla nerede kalacağınızı düşünmeden cebenizde üç kuruşla o şehir , bu şehir dolaştığınız, o okul bu okul toplandığınız, etkinliklerine katıldığınız, stüdyolarına girdiğiniz, hatta o stüdyolarda birlikte yarışma çizdiğiniz, sonra kendi okulunuzda dergi, gazete çıkartığınız, workshoplar yaptığınız,..  diğer taraftan da yaptığınız projelerin farklı mekanlarda sergilendiği, tartışıldığı…, yazın nerede, nasıl buluşuyoruz çalışmalarına katıldığınız yetmiyormuş gibi kışın da buluşalım dediğiniz…mimarlık ortamlarında güncel mimarlık tartışmalarının içine katılıp, muhalif davrandığınız… dersler ve projeler dışında bunları yaparken de hala hiçbirinin size yetmediğini fark ettiğiniz …”

Bugünlerde, okul dışında bir şey yapmaya vaktimiz yok diyen mimarlık öğrencilerine hayretle bakarak kendimize şunları soruyoruz:  “Okulu uzatmadan, bir kenara atmadan nasıl vakit bulabiliyorduk tüm bunlara…Vakti bir kenara bırakın o enerjiyi  ve inadı…” neydi bize bunları yaptıran, neydi bize bu çabayı harcatan…”

Yanıtı, TMÖB dökümanlarını karıştırırken fark ettik. Yanıt,  o dökümanlardan tekrar geri akan bir duygudaydı. Anlatamadığımız ama her defasında açlığımızı ve sığlığımızı  farkettiren o duyguda…Biraz törpülendiğini anladığımız ama kaynağını hala içimde hissettiğimiz o duyguda…

TMÖB mesleğe nasıl bir katkı sağlamış olabilir?
TMÖB bir meslek olarak mimarlıkla doğrudan hiç ilgilenmedi, ilgisi ve katkısı ancak dolaylıdır. Hatta TMÖB mimarlığın üzerine bir şey de katmadı, sarıp sarmalamadı, tersine belki tek gayesi mimarlığın soyunma odası olmaktı ve hiç değilse kendi soyunukluğundan korkmadan sosyalleşebilen bir kuşak yetiştirdi.

Dosya hala neden kapanmadı ?
Bugün, o buluşmaları vareden koşulların pekçoğu geçersiz olmasına rağmen (okulların sayısı iki katına çıkmış, mimarlık yayınları sayısı artmış, ilerişim ortamları ve etkinliklerin yaygın bir konum kazanmış  olsa da), eksikliğini hissetiğimiz şeylerin hala orada gizli kaldığını düşündüğümüzden…

Ve bugün hala peşinden koştuğumuz,  aradığımız  ve inşa etmek istediğimiz mimarlığın  buluşmaların atmosferinin kendisi olduğunu hissettiğimizden…

Sözlük

tmöb
Türkiye mimarlık öğrencileri buluşması.
Her yıl yaz aylarında o yıl seçilen ve yurdun yeterince acayip bir köşesinde yaklaşık onbeş gün boyunca süren etkinlikler boyunca başka türlü birbirleriyle karşılaşma ihtimali olmayan mimar adaylarının birlikte çalışıp paylaşabildikleri nezih olamayan ortam. Sonraları yazın buluşmak kesmemiş olacak ki kışın da iki-üç günlük buçuklu buluşmalar yapılmıştır.

buluşma
Kafa dengi yeni insanlar tanımak için istismar edilebilecek ve edilmiş bir araya gelme şekli. Buluşmanın ilginç ve sürprizli tarafı hadi buluşalım deyip buluşma için hazırlaklara başlanmasıyla aslında buluşmaya başlanmış olmasıdır.
Bkz. Hazırlık.

ortam
Ortam bir mekanı tarif etmenin güzel türkçe bir yoludur. Ortam ortadadır. Kim isterse onun olur. Katılımla tarif olur.

özerklik
baba parasıyla yaşamak yerine kendi başının çaresine bakabildiğini cümle aleme gösterip büyüdüğünü ispat etmek için kalkışılan ekonomik, politik macera.
Kimsenin eline avucuna, iki dudağının arasına sıkışmış bakarızlara muhtaç olmadan kişinin kendi iradesiyle varolma biçimi.
tmöbün buluşmayı kendi anladığı şekliyle kendi imkanlarıyla yetkili ve otoriteleri şaşırtan bir hassasiyetle gerçekleştirme şekli.

yatay katılımcılık
buluşmaya katılan davetli konuşmacılar hariç herkes eşit koşullarda yaşar ve üretir. İşlik yürütmeye gelip katılımcı bulamayanın ya da çok ilgilendiği bir işlik görünce katılanların gözünün yaşına bakmadan söz verdiği işliği iptal edip gidip başka etkinliğe katılması hali.

Aktif katılımcılık
Buluşma sırasında gelin tarafı gibi oturup önüne konulan herşeyi tüketip ileri geli eleştirmek gibi iğrenç pasif bir davranış şekli sergilemek yerine her allahın günü kafada ortamı tarif edecek yeni etkinliklerle uyanmak ve bizzat bunları uygulamak diye özetlenebilecek davranışlar bütünü.
Tmöb katılmakla kalmayıp buluşmanın hazırlanmasında önemli rol almış kişilerin yıllar sonra özgeçmişlerinde bu etkinliği belirtmek için “buluşmayı ben yaptım, hepsi benim eserim” demenin kibar şekli.

Hazırlık
Buluşmanın gerçekleşmesi için yurdun çeşitli üniversitelerinde okuyan mimarlık öğrencilerinin bir o üniversiteye bir bu üniversiye trenlere otobüslere binip savrulması.
Bir sonraki buluşmayı hangi grubun, nerede, ne zaman yapacağına karar verilmesi için önceden belirlenen üniversitelerde buluşulup karar verilmesi. Ardından buluşmanın nasıl olacağı ile ilgill soruların tartışılıp konuşulması ve varsa görev dağılımının yapılıp evlere dönülmesi.
Perşembe pazarından kağıt, mukavva, gaz yağı alınması işi.

Enformel eğitim
Formel olmayan eğitim.
Eğitim öyle olmaz böyle olur diye yola çıkılıp eh, bu pek eğitim gibi olmadı ama iyi oldu ile biten, kişinin bir halden diğer hale geçebildiği değişme haline sebep olan değiştirici etkinlikler bütünü.

Kurumsallaşma(ma)
Bkz. Kemikleşme.
Eyvah ben büyüdüm de babam gibi oldum korkusundan kaynaklanan hafif anarşik örgütlenme biçimi.
Yurtta sık sık rastlanan hizmet vermek için teşkilatlanmış ama sonunda sadece teşkilatlanmak için teşkilatlanmakla kalmış siyasi parti, mimarlar odası, öğrenci konseyleri gibi örneklerden tırsıp sorumlulukları belirli kişilerde toplamayan örgütlenme(me) biçimi.
Tmöb’ ün en sonunda ve ömrü boyunca durmadan dağılmasına neden olan densizlik.

Temas
Uzaylılardan önce biz insanoğlu arasında oluşan uçurumları kapatan dokunuş.

İletişim
E-posta filan olmayan zamanlarda telefon ve mektupla ya da bizzat buluşarak yapılan haberleşme şekli.

Sponsor
Buluşmanın giderlerine ortak olacak kişi ya da kurumlar.
Buluşmaya Tişört, bira, çadır verebilecek ama henüz bunun farkında olmayan özel ve kamudan tüzel kişiler.

Kemikleşme
Bir iş yapmak için örgütlenip sonra o örgüt yüzünden o işi yapamama.

OT
Okul temsilcisi.
Kısaltmanın ot olması ot olana şeref değil eziyetli bir sorumluluk getirmesi açısından hep beğenilmiştir.

29 ekim toplantısı
Hazırlık aşamasında bir sonraki buluşmanın kim tarafından nerede yapılacağının belirlendiği geleneksel toplantı. Tatilden yararlanarak İzmirliler Ankaraya, Ankaralılar İstanbula akın ederler saatlerce tartışırlar, bir sonuca varamayacakken son dakikada anlaşarak evlerine ve meyhanelerine çekilirler.

Sonuç raporu
Bir türlü hazırlamayan her buluşma sonrası yazılması planlanmış ama yazılamamış rapor ve raporlar.

Tema
Buluşmalar için bulunan sebeb-i içtima. Bazen çok anlamlı (Gökçeada-başlangıç), (Kantara-köprü), bazen tamamen tesadüf –sözlükten parmak basılmıştı- (Çayköy-dönüştüren) olabilir.

Buluşma önerileri
Gerçekleşmeyen öneri olarak kalan buluşma yerleri ve projelri. ör. Şirince ’95, Depo ’94.

Etki alanı
Buluşmalarda yaşanan deneyimler ve tanışıklıklar sonucu mimarlık kültürüne katılmış ürünler. Ör. Kenan Güvenç’in hoca olması, Taşkışla Beyazduvar dergisi, 9 Eylül Kent Atölyeleri dolayısıyla İstanbul Kent Atölyeleri etc.

İlk buluşma
Gökçeada ‘93
Türkiye mimarlık öğrencileri buluşmasının ilk yapıldığı yer. Kamp, Tepeköy ilkokulu ve yemekhanesi, öğretmen lojmanları, lojman bahçelerinde yapılan tuvaletler ve askerden alınan sahra çadırlarında yapılmıştı. Derler ki, sonradan gidenler tuvaletlerin grobetonu ve sıralardan yapılan bar dekorasyonun bıraktıkları gibi bulmuşlar.

EASA
Avrupa Mimarlık Öğrencileri Buluşması. European Architecture Students Assembly

Ulusal Mimarlık Sergisi ve Ödülleri

Meslek Örgütü

Mesleğe Katkı Ödülleri

1998
TMÖB’ e ulusal mimarlık ödülleri ve sergisinde mesleğe katkı ödülü verilen yıl. Massive Attack grubunun Mezzanine albumünü yayınladığı yıl.

Katılımcı
Buluşmanın zor yaşama koşullarını bilerek ya da bilmeden kendini kurnab etmiş kişi. Öğrenci, atölye yürütücüsü, davetli konuşmacı şeklinde olabilir.

kurum

mimar
Mimarlık öğrencilerinin olmaya çalıştığı şey.

kurumsallaşmış yapı
bkz. Kemikleşme

kalkışma

Soruşturanlar:
Ahmet Önder, Gökçeada ‘93
Sinan Omacan, Gökçeada ’93, Çavdarhisar ’94, Çayköy ’96
Saitali Köknar, Gökçeada ’93, Çavdarhisar ’94, Kantara ’95, Çayköy ’96
Boğaçhan Dündaralp ,Gökçeada ’93, Çavdarhisar ’94,  Kantara ’95, Sinop 97, Kayaköy ’98
İlker Özdel, Gökçeada ’93, Çavdarhisar ’94, Kantara ’95, Çayköy ’96
Burak Altınışık, Gökçeada ’93, Çavdarhisar ’94, Kantara ’95, Çayköy ’96
Başak Tarcan, Kantara ’95, Çayköy ’96 Kilyos 96 kış, Sinop 97, Kayaköy ’98, Ceyhan kış, Küre 99, Buluşma 7.5
Kıvanç Kılınç, Kantara ’95, Çayköy ’96, Kilyos 96 kış, Sinop 97, Karaağaç kış, Kayaköy ’98, Ceyhan kış

_ metni .pdf formatında görmek için tıklayınız.
_ “1998 6. ulusal mimarlık sergisi ve ödülleri / TMÖB” tıklayınız.

2005/05: oda projesi collective creativity / sergi

Temmuz 20, 2011 § 1 Yorum

Collective Creativity
May 1st – July 17th, 2005
A cooperation between Kunsthalle Fridericianum, Kassel and Siemens Arts Program, Munich. Curated by What, How & for Whom / WHW.

“The Collective Work cannot be foreseen as a form, only as an effort. The final appearance of the Collective Work is of no consequence at all.”
Djuro Seder, Gorgona, 1963

On the 1st of May 2005 opens the exhibition Collective Creativity in the Kunsthalle Fridericianum in Kassel. Until the 17th of July it will present the works of more than 40 international artist groups – mostly from Eastern Europe, Latin America, Russia and the USA.
Collective Creativity deals with different forms of collective artistic creativity, whose protagonists share common programs, ways of life, methodologies or political standpoints. The exhibition is focused on specific kinds of social tensions that serve as a common axis around which various group activities are being organized. It is interested in the different emancipatory aspects of collective work where collaborative creativity is not only a form of resisting the dominant art system and capitalist call for specialization, but also a productive and performative criticism of social institutions and politics.

By moving away from visions of the collective understood as a homogenous, unified body in which singularities are irrevocably drawn into an anonymous mass, collective creativity is inscribed in a field of exciting, creative interactions and multidirectional and unpredictable group dynamics. Through collective and group ways of operating and their relating to each other and toward the world at large, a complex terrain is being shaped in which projects of concrete social transformations are fused with ideas of radical individuation. These overlappings and intersections are exactly what makes the unique spaces of collectivism so attractive – it seems that onlywithin them we can imagine the realization of our potentialities. Formed in the background of accomplishing tasks which are not possible to accomplish individually, experiences of collectivity are imposed as crucial transformational forces of individuals and society.

Şahkulu Sokak İtalyan Avlusu’ndan, Kunsthalle Fredericanum Sergi Mekanındaki Bir Odaya…

Soru:
“Biri varolan, yaşayan; diğeri yeniden inşa edilecek,
farklı bağlamlara ve kullanımlara sahip iki ayrı mekanda,
farklı mekan deneyimleri arasında ortak bir duygunun sürekliliği kurulabilir mi?”

_ etkinlik sayfası için tıklayınız.
_ şahkulu sokak/ italyan avlusu paftaları için tıklayınız.
_ “oda projesi” blog’ una gitmek için tıklayınız.

Creative Commons License
“collective creativity” yarışma paftaları is licensed under a Creative Commons Attribution-NoDerivs 3.0 Unported License.

2004: UIA2005 / MimarlıkLARın Pazaryeri’ çalışmaları üzerinden bir değerlendirme

Temmuz 20, 2011 § Yorum bırakın


Uia 2005 – istanbul
MimarlıkLARın Pazaryeri çalışmaları üzerinden bir değerlendirme;

Tema metni ve program okuması:
“ Mimarlığın küresel gündemini gözden geçirme “ gibi bir fırsat ortamı olarak tanımlanan kongre gerçekten önem taşıyan bir nokta üzerinden başlangıç noktasını kurmasına rağmen,  modernist bir tavırla ele alınmış metnin  üstlenmeye çalıştığı misyonun güncelliği üzerine tartışmakta fayda olduğu inancındayım.

Kongre, temasıyla İçinde bulunduğumuz zaman diliminin tartışma konularını içinde bulundursa da ona bakış biçimiyle, inancıyla hep süregelmiş olan, mimarları ve mimarlığın meselelerin odağına yerleştirme ve çözümleri onun içinden bulma  eğiliminin bir uzantısı  olma duygusunu barındırmaktadır.

Bugüne değin çözüm olanaklarını genişletemeyen bu eğilim, meslek alanının taradığı kültürel-entellektüel olanaklar nedeniyle kendi gerçekliği ile bir türlü yüzleşememektedir. Bu durum  mimarın meseleleri tartışırken, “ elinde çekiç olan bir adamın herşeyi çivi gibi görmesi “nden farklı boyutlara gitmemektedir. Bu noktadan sonrası da mimarlık gündeminde gereksizce yer işgal eden pek çok konu,mimarlık safsataları olarak öncelikle kendi  meslek grubu tarafından dışlanmaktadır.

Duruma böyle bir açıdan bakıldığında; mimarlığın küresel gündeminin gözden geçirme biçimi nasıl olmalı ? sorusu önem kazanıyor. Belki de bu soruyu  kongrenin temaları üzerinden tartışmak daha iyi olacaktır. Kongre veya bir etkinlik tasarımı yapılırken gerek temanın üst başlık olarak kapsadığı geniş düzlem,  gerekse alt başlıklarının onu tanımlayan bir durum olma boyutunun ötesinde, kavramları daha da genişleten yapısı, kongre katılımcılarınına sunulan araçla ve zaman dilimi ile düşünülmediğinde izleyiciler için bir zulüme dönüşebilmektedir. Etkinlik tasarımı sırasında oluşan tercihler burada önem kazanmaktadır.   Hazırlanan programın kendisi bazen etkinliğin önüne geçmektedir. Sunulan program ve dökümanların iç tutarlığı ve kendi bütünlüğü adına  ortaya konan temalar ve alt açılımlar, farklılıkları ortaklıklara döüştüren bir aracı olmaktan çıkabilmekte, katılımları kendisini varedecek bir araca dönüştürmektedir. Çoğu kez gerçekleşen ile kurgulanan arasındaki ölçek farklılığı bu noktadan doğmaktadır. Amaç, programı gerçekleştirmek mi ? yoksa gerçekleşecek olanı doğuracak organizasyonu mu yapmak.

Uia 2005 istanbul için seçilen temanın ( MimarlıkLARın Pazaryeri ) metafor olarak çağrıştırdıkları ve açılmları düşünüldüğünde  istanbul’daki kongreye  çok uygun bir tema olduğu kuşkusuz. Ancak temanın programa aktarılma biçimindeki yaklaşımın da temayı bir metafor olmaktan çıkardığı da kuşkusuz… Temanın programa aktarılma biçimindeki yaklaşım hem yukarıda aktarılan tehlikenin sinyallerini vermekte hem de 2002 Berlin kongresindeki tema metninin duygusunu ne kadar taşıdığı sorusunu gündeme getirmektedir.

‘ Pazaryeri ‘ temasının  işin ruhunu kapsadığı unutulmadan:
2 tür Programı (  mekan-zaman-etkinlik koordinasyonu programı ve etkinliklerin biçim ve içeriklerini organize eden program ) birarada etkileştiren günlük çok katmanlı bilgi haritalarının oluşturulması tema ve programları birbirinden bağımsız gibi duran, kolay bütünleştirilmeyen parçalar gibi durmaktan ve yukarıdaki sorulardan kurtarabilir inancındayım. Etkinlikleri hazırlayacaklara ve katılacaklara sunuş araçları seçenekleri ile bu haritaların gönderilmesinin ortamın fikirsel altyapısını ortak bir ruhta birleştirebileceği düşüncesindeyim.

Bu etkileşim tema ve konu yığınları olmaktan kurtarılır, kendine yüklediği misyonun bir manifestoya dönüştürmeden, aynı tema çerçevesinde küresel gündemden farklı coğrafyalardan alınmış kesitlerin sunulmasına olanak tanıyacak pazaryeri’ne dönüştürülebilirse, samimi katılım ve üretimlerin gerçekleşebileceği bir ortam olabilir inancındayım.

Boğaçhan Dündaralp
Nisan 2004

_ metni .pdf formatında görmek için tıklayınız.

2004/10: 1. mimarlık festivali / değerlendirme arredamento

Temmuz 20, 2011 § Yorum bırakın


“Ersin Altın: Peki buradaki dahil olma süreçlerini siz nasıl yönlendirdiniz? Bu insanların zaten mimarlıkla, mimarlarla ilişkileri var mıydı? Nir mimarlık etkinliğinin içine nasıl dahil edildiler?

Aykut Köksal: Özellikle disiplinler arası buluşmalar karşımıza çıkıyor. Bir mimar ve bir grafik tasarımcının ortak çalışması ya da başka disiplinlerden gelen kişilerin birlikte çalışması. Genellikle de doğrudan doğruya kendi sözleri, kendi üretimleri mimarlığın bilgi alanının içinden yürüyen kişiler biraraya geliyor. Yoksa birtakım sanatçılara, bir mimarlık festivali var, s,z de orata birkaç iş yapın denmedi. Örneğin genç bir mimar bu festivalde birkaç noktada birden var: Boğaçhan Dündaralp. Bir yandan AMV Genç Mimar Ödülü’ nü almış bir kişi olarak sergide var, ama bir yandan da mimarlıktaki tektonik sözünü kavramsal bir çalışmaya döünştürdüğü işiyle var ve bunlar aslında bir bütün oluşturuyor. O, sözünü mimarlık üzerinden sanat platformuna taşıdığı bir çalışmaydı. Bu festivalde başka bir çalışmada bir grafik tasarımcı bir mimarla birlikte iş gerçekleştiriyor; bu sefer bir tasarımcının mimarlık üzerinden “ben bu bağlamın içinde ne söylerim?” sözü öne çıkıyor. ”

_ medya içeriğinin tamamını .pdf formatında görmek için tıklayınız.

2004/10: 1. mimarlık festivali / değerlendirme

Temmuz 18, 2011 § Yorum bırakın

_ medya içeriğinin .pdf formatında görmek için tıklayınız.

2004/10: 1. mimarlık festivali / değerlendirme

Temmuz 18, 2011 § Yorum bırakın

_ medya içeriğini .pdf formatında görmek için tıklayınız.

2004/10: konuşan mimar 4 / tartışma

Temmuz 18, 2011 § Yorum bırakın


“ M i m a r l ı ğ ı n  Ö c ü l e r i – değerlendirme ”

Boğaçhan Dündaralp, Özlem Berber, Saitali Köknar.

_ medya içeriğinin tamamını .pdf formatında görmek için tıklayınız.

Where Am I?

You are currently browsing entries tagged with değerlendirme at boğaçhan dündaralp.

%d blogcu bunu beğendi: