2011/10 IABA (International Architecture Biennial) Deneysel Mimarlık İşleri ve Mimarlık Forumları

Ekim 22, 2011 § Yorum bırakın


IABA Deneysel Mimarlık İşleri Forumu



IABA Mimarlık Forumu


Etkinlik haberi için tıklayınız.
IABA etkinlik bilgileri için tıklayınız.
IABA programını indirmek için tıklayınız.
IABA mimarlık forumu bilgisi için tıklayınız.

2010/07: avrupa sosyal forumu / mimarlık ve sosyal aktivizm

Temmuz 31, 2011 § Yorum bırakın

Avrupa Sosyal Forumu / Mimarlık ve Sosyal Aktivizm

_ etkinlik haberi için tıklayınız/mimarlığın sosyal forumu
_ etkinlik haberi için tıklayınız/arkitera.com

2009/01: temas projesi / forum/sergi: haliç parkı

Temmuz 29, 2011 § Yorum bırakın

Esra Fidanoğlu, Emre Koyuncuoğlu, Ahmet  Önder, Ceren Balkır Övünç yürütücülüğünde İstanbul Kültür Üniversitesi Mimarlık Bölümü Mimari Tasarım Atölyesi öğrencileri ile Boğaziçi Üniversitesi Batı Dilleri  ve Edebiyatı Bölümü Kültür Dersleri başlığı altında verilen “Farklı alanlar için Oyun Yazarlığı” dersi öğrencileri bir araya gelerek İstanbul’da yaşayan birçok farklı kültürün insanlarının birbirleriyle TEMAS etmeleri üzerinden toplumsal yaşama katkıda bulunma çalışmalarına Ekim 2007 de başlamışlardır.

Haliç çevresinde tasarımlanan TEMASmekanların tartışmaya açıldığı TEMASforum/sergi:Mekan (17Ocak2008/İKÜ) ile performansların canlandırıldığı TEMAS:Performans (3Mart2008/BÜ) ile TEMASforum/sergi:İstanbul (9Haziran2008/İKÜ) ile TEMAS noktalarının İstanbul’a yayılması durumu sorgulansının ardından, 24 Ocak 2009’da İKÜde TEMASforum/sergi: Haliç Parkı gerçekleştirilecektir.

Haliç’in metropolitan bir park olarak dönüşmesi bağlamında TEMAS AĞI ile örülmesi hedefine yönelik olarak gerçekleştirilen atölye tartışmalarına dayanan mimari tasarımlar, 2008-2009 Güz yarıyılı Mimari Tasarım Atölyesi ikinci ve dördüncü sınıf öğrencileri tarafından tartışimaya açılmakta.

_ etkinlik haberi için tıklayınız.

2008/08: boğaçhan dündaralp / forum

Temmuz 28, 2011 § Yorum bırakın

“2004 yılında Arkitera Genç Mimar Ödülü’nden sonra NP12 Evleri ile 2006 Ulusal Mimarlık Ödülleri – Yapı Dalı Ödülü yanında bu yıl YEM Ödülleri – Mimarın İlk Yapısı Ödülü kazanan, kavramsal projelerle öne çıkan ddrlp mimarlık’ ın kurucusu Boğaçhan Dündaralp’in çalışmaları üzerine görüş ve düşüncelerinizi bu başlık altında diğer kullanıcılarla paylaşabilirsiniz.”

_ arkitera/forum başlığına gitmek için tıklayınız.

2008/04: urbanecopolis / forum

Temmuz 28, 2011 § Yorum bırakın


_ urbanecopolis projesinin tartışmaya açıldığı arkitera/foruma* gitmek için tıklayınız.
*tartışma başlığı aktiftir.

2004/12: e. arolat – a. ataman- i. bilgin – t. korkmaz – n. sayın – h. tümertekin / arkitera diyalog hk.

Temmuz 18, 2011 § Yorum bırakın

Arkitera Forum

03-01-2005 20:49 #22
bogachan dundaralp

“İnsan, içinde bulunduğu ortamla sürekli yapılar kurar.
Ortam da insan gibi devingen bir yapıdadır; değişir, evrilir…
İnsan ile ortam arasındaki ilişki de döngüseldir; birbirini tetikler, dönüştürür.
Bu iki yönlü etkileşim, karşılaşmalarda, üretimlerde gizlidir…
Her defasında yeni yapılar kurulur…
Kalıplar, şablonlar kurma çabası, zaman içinde hep iflas eder…
Çünkü yapı kurmanın doğasına aykırıdır.
Ama içinde süreklilik hep vardır…
Evrimin doğası böyledir.
Evrim, ‘değer’ ler ile hareket eder.
Değerler, birileri tarafından oluşturulmaz ya da icat edilmezler.
Değerler, oluşan bu yapılardan doğar.
Evrim, ‘az değerli’ den ‘çok değerli’ ye hareket eder.
Bazen ‘gelen-ekler’ oluşturur, gelenler ve eklemlenebilenler hayat bulur.
Süreklilik hep vardır.
Çünkü evrimi sürekli kılan yalnızca dinamik olanlar değildir.
Statik olanlar da en az dinamik olanlar kadar önemlidir…
Evrim için, süreklilik için, birbirlerine ihtiyaçları vardır.
Zaman, bazen statik olanı dönüştürecek dinamik gelinceye kadar
Ya da o dinamik anlaşılıncaya kadar bekler…
Bunlar kurulan yapıların niteliğinde gizlidir; değerleri üreten, evrimi gerçekleştiren…”

bir yapı kurmak / bölüm1 parçası olduğun döngüyü kavramak / Boğaçhan Dündaralp

Bilgi, yapılar kuran insanın peşinde bıraktığı izlerdir. Bu izler üzerine pek çok şey kurulabilir: tarih, kuram, önerme… Bunlar bir anlamda da tersten okumalardır, bilgi katmanlarından haritalar oluşturmaktır da denebilir. Bu nedenle de ‘yapı kurma’ etkileşiminin içinde değil, dışında gibi görünürler. Ancak, çizilen haritaların okunaklılığı ve olanakları ile etkileşime tekrar insan tarafından sokulabilirler. Etkileşime katıldıklarında da, etkileşim içindeki duruşları, etkileşimdeki insan tarafından çarpıtılmıştır. Kiminde insanın bir parçası, uzantısı gibi (sindirilmiş durum) hareket eder ve sonuçlar verir. Kiminde eğreti durur, zorlamadır. Kiminde de varlığı, yokluğu anlaşılmaz. Hepsi de ancak etkileşim sonunda kurulan yapı üzerinden okunabilir. Olay ‘nitelik’lerde gizlidir.

Ben bu bağlamda,
teori-pratik ekseni yerine ‘yapı kurma’ kavramını koymayı, teori-bilgi kavramını ‘kurulan yapılar ardındaki izler içinde yer alan’ olarak tanımlamayı tercih ediyor, sezgi-görgü kavramlarını da kendi bütünselliği içinde yapı kuran insanın anlatılamaz ama izlenebilir iç dinamiği olarak görüyorum…

_ metni .pdf formatında görmek için tıklayınız.
_ “e. arolat – a. ataman- i. bilgin – t. korkmaz – n. sayın – h. tümertekin / arkitera diyalog hk.”

2004/05: aydan balamir – ziya tanalı – abdi güzer / arkitera diyalog hk.

Temmuz 18, 2011 § Yorum bırakın

Ulusal mimarlık sergileri, sergilenenleri, ödüllendirilenleri…

12-05-2004 22:57 #14
bogachan dundaralp

Merhaba,
Aydan Hanım’ ın önerdiği Yenimimar gazetesindeki görüş yazımı linke koyma fikri yerine oradaki sorumun üzerinden diyolağa görüş bildirmem sanırım daha iyi olur (gazete mekanı ile şu an yazdığım ortamın mekanı gereği…).

Katıldığım, izlediğim ulusal mimarlık sergilerinde sorduğum, yanıtlarını sergide ve ödül törenlerinde aradığım bir soru var. Mimarlar bu sergi aracılığı ile birbirleriyle neyi paylaşırlar ya da paylaşmalıdırlar? Böyle soruyorum çünkü sergi, ne söylersek söyleyelim, mimar mimara kalınan bir ilişki düzlemi…

Sergide; karşımızda mimar, ürünü ve temsil aracı olan paftası durmaktadır.
Sergi, bu üçlünün bileşkesi ile kurulacak ilişki ortamı, ödüllerin belirleyicisi ise bu bileşkenin ifade gücü olacaktır. Bu ilişkiler üzerinden pek çok okuma yapılabilir. Kuşkusuz en zoru da ödüllendirme için yapılacak olan…

Burada zor ayrımlar ve ilişkilendirmeler sözkonusudur. Her ürünün kendinden menkul durumu, bir temsiliyet aracı ile ifade ediliyor oluşu, mimarının ortamdaki konumlanışı, bazen ürünlerin temsil aracını aşan tanıdıklık ve bildik durumu bazen de sadece temsil edilebilir olanla algılanma durumu…Sergide bir ürünü algılama durumumuz böyle çok katmanlı bir yapı üzerinden söz konusu gibi görünmektedir. Sorum, bu algılanacak şeyin ‘ne’ olduğu üzerine …

O ‘şey’ mimarın yapısıyla kurduğu o özel ilişkiden doğan ve onu aşan şey… Peki bu nasıl nasıl ifade edilecek? Bunun için önce ifade edilecek o şeyin varlığı, sonra o ifade edilecek şeyi paylaşma isteği, sonra da onu aktaracak bir ‘dil’e ihtiyaç var.

Sorumun yanıtı benim için bu. Geçtiğimiz senelerin ve bu senenin ürünlerine baktığımda kendi yanıtımla çakıştırabildiğim ve çakıştıramadığım pek çok ürün olduğunu görüyorum.

Bu senenin ödüllerinin de bu bağlamda zor bir değerlendirmeden geçtiği açık. Özellikle de yapı dalında ve yaşam çevresinde ödül alan projelerinin… (Kaya Arıkoğlu- Mersin Ticaret Odası, Semra-Özcan Uygur- TED Koleji, Boran Ekinci- Ece Marina) Bu yapılar mimarlık medyasında yayınlanmış, nitelikleri nedeniyle üzerinde yazılmış çizilmiş projeler olmaları nedeniyle, sergi bağlamında temsiliyet araçlarından kurtulan bir algılama yaratmışlardır. Bunun jüri üzerindeki etkisini yadsımamak lazım. Temsiliyet araçlarına mahkum kalmış çok iyi yapılar ne yazık ki bu durumu aşamamış gibi görünmektedir (bunu da bu ödüllerin doğası olarak kabullenmek ve daha fazla kafa yormamak da bir tercih olabilir.).
Ama jurinin hakkını yememek lazım. Çünkü uygulama anlamında pek iyi bir yapı olmamasına rağmen, o özel ‘şey’i barındıran, özel bir projeyi çekip çıkarmıştır(Kenan Güvenç ve Gülnur Özdağlar Güvenç- Fethiye Kültür Merkezi). Bize fiziksel olanın niteliğini değil, farklı bir ‘değer’i anlatan bu proje de ne yazık ki, ödül alanlarla aynı kaderi paylaşabildiği için (temsil aracını aşma) algılanabilmiştir. Proje dalı ödüllerinin yapılar gibi temsiliyet araçlarını aşma şansı olmayınca, buradaki değerlendirme daha karşılaştırılabilir bir düzleme oturur. Bu bağlamda bu sene verilen proje dalı ödüllerinde aradığım o ‘şey’ in çok da özel bir algılama yaratmadığı izlenimine jüri raporunu okuduğumda anladım. Rapor, neredeyse aynı özelliklere sahip herhangi bir projeye atfedilebilecek soyut bir dille ele alınmıştı. Bu dil o biricik, ona özel ‘şey’i çok genel bir dil içinde eritiyordu. Bir kez daha ödül alan projelere jüri gözüyle baktım. Beni ikileme düşüren; jüri raporunda atfedilenlerin o ‘şey’ in varlığının mı, yoksa yokluğunun mu göstergesiydi?

Keşke jüri ödüllerini projelerin başında o ‘şey’ leri ifade ederek verse. Keşke onlara bu soruları yerinde sorma fırsatımız olsa, keşke ödül törenleri, yiyecekler başına üşüşmüş mimarların kokteyl ortamından çıksa…Keşke hafta içi bir gününü bu yolculuğa vermiş, heyecanlı insanlar dedikoduların değil, projeler konuşulduğu bir ortam bulsa….

Saygılarımla,
Boğaçhan Dündaralp

15-05-2004#18
boğaçhan dundaralp

Re: Somut Öneriler?

Orjinal mesajı gönderen: Kaya Arıkoğlu

Sevgili Aydan, Ziya ve Abdi

“Güncel mimarinin nitelikli örneklerini koruma sebebi mimarların egolarını tatmin etmeğin dışında mimarinin kalıcılığını teşvik etmek amaçlı olabilir. Mimari kalıcılığı önemsenmezse yapılar sadece tüketim amaçlı yapılmaya başlar. Yapı ömrü kısaldıkça mimari tasarım, konfeksiyon tasarımı gibi, modayı çok yakından takip etmeye mecbur kalır. Bunun sakıncalarını hepimiz bildiğimiz için konuyu açma gereğini duymuyorum. Ayrıca bu diyalogda çok önemsediğimiz mimaride ‘kendi gibi olma’ sorgulaması derinliğini kaybeder. Yapılar kalıcı olmazsa uzun sürede uygulanabilen kent mimarisine ne olur sorgulamasına girmek bile istemiyorum.”

Kalıcılık,
mimarların dokunulmaz saydığı nesnesi ‘yapı’ üzerinden tartışıldığı için, ‘değer’ olgusunun ise sadece yapının fiziki varlığı üzerinden varolabileceğine inanıldığı için ve kalıcılık adına korunmasına ‘birileri’ karar verdiği için, eski ( ya da yeni ) yapılar için anlamsız ‘koruma’ tartışmaları, etkinlikler, kurumlar… var edilmiyor mu?

Yapı, yaşamın dinamik döngüsüne katılır, yaşar ve değişir. (mimarı bu durumdan mutlu olmasa da) Yapıya kalıcılığını verecek değerler, bu ilişkiden doğar. Bu değerleri birileri onu atfetmez, doğar. Bu bağlamda kalıcı olanın ne olduğu, yapı-yaşam etkileşimindedir. Yaşayan yapılar bize bir şeyler öğretebilir. Korunanlar değil…

Biz mimarlar, yapılarımız korunsun diye yapıları yaşamdan izole edip. sürekliliği yaratacak olan evrimleşmiş değerlerin oluşmasını engellemiyor muyuz ? İşimizi bir iktidar aracı haline getirip, herşeyi denetlemeye kalkışmıyor muyuz ?

Ulusal mimarlık ödülü komitesine böyle bir misyon yüklemeye çalışmanın evrimleşme sürecimize aykırı olacağını düşünüyorum.

saygılarımla.

15-05-2004 #19
Kaya Arikoglu

Kalıcılık

Sayın Boğaçhan,
Kalcılık relatif bir zaman süresi değilmi? Pramitler dört bin sene var olurken göçebe çadırı bir mevsimlik yerinde kalıcıdır. Tarihte hep birileri yapmış ve birileride yıkmıştır. Yapanlarda tabiki yaptıklarını korumaya çalışmışlardır. Biz mimarlar olarak yapıcı guruba dahiliz diye kabul ediyorum.

Kalıcı yapıların yaşamdan izole olmaları gerektiğini nereden karar verdiniz. Zaten toplum sonunda değer vermediği kullanmadığı yapıları korumaz ve başka “birirleri”de koruyamaz.
Yapılar yaşamın dinamik döngüsüne katılır veya katılmaz. Bazen bir süre atıl kalır sonra tekrar yaşama katılır. Katılmamaları mimari değerlerinin bir ölçütü olamaz.

Günümüzün yaşam temposuna tüm Venedik mimarisi ayak uyduramıyorsa tümüyle yıkılmalımı? Neden Italya Venediği korumak için inanılmaz yatırımlar yapıyor? Venedikte yaşamak istiyen o kente göre kendi yaşam temposunu değiştirmeyi kabul ediyor. Daha hızlı ve değişken yaşam temposu isteyen Manhattan, Maslak veya Kuzey Adanayı tercih edebilir.

Kalıcılığı zoraki ve tepeden inme bir iktidar kararı gibi görmeniz beni telaşlandırıyor. Tam tersi acımasız kapitalizm tepeden inme kararlarla herşeyin anında değişmesini ve yeniden yapılanmasını tercih eder. Her yeni iktidar kendi varlığını meşrulaştırmak için kendi imajını yaratmak ister. Romanyanın komunist dikta rejiminin acımasız yıkımları size örnek olabilir.

Ulusal Mimarlık Ödülleri hakikaten evrensel ve aynı zamanda güncel değerleri yansıtan projelere ödül veriyorsa bunların kısa vadede korunmaları niye sizi rahatsız ediyor?
Bugünün korunması yarını ipotek altına almaz. Her dönemden nitelikli mimari yapıların birikmesi mimari yelpazenin genişlemesini sağlamazmı?
Sadece bugün için karar vermiyecek kadar gelişmiş bir toplum olduğumuzu var sayıyorum. Ama belki yanlışım.

Saygılarımla,

15-05-2004 #20
boğaçhan dundaralp

Re: Kalıcılık

Sayın Arıkoğlu,
Beni rahatsız eden konu;
Sizin tanımınızla, kalıcılık adına neyin korunması gerektiğine bir karar mekanizmasının karar vermesi.

saygılarımla.

bogachan

16-05-2004 #21
Kaya Arikoglu

Kalıcılık

Sayın Boğaçhan,
Neyin korunması gerektiğini kalıcı bir kurulun karar vermesi benide rahatsız ediyor. Bundan dolayı tarihi anıtlar koruma kurulları’nın kalıcılık konusunda son söz sahibi olmalarını bende doğru bulmuyorum.

Türkiyede tek bir şahıs kendi gücüyle ve tercihleriyle değerli bir yapıtın yok olmasının kararını verebiliyor. Bu karara toplumun müdahele etme şansı olmalı diye düşünüyorum.
Türkiyede toplum bir yapının yıkılmaması için sokağa dökülse bile bir netice alamıyor. Toplum kalıcılığın kararını popülüst olarak (sadece oy çokluğunla) verebilirmi, verse bile doğru olurmu? Bu durumda, toplumu kim hangi mekanizma temsil edecek suali doğuyor.

Ama önemli olan o yapıların korunmasıysa, ben bu noktada mesleğimizin seçkin kişilerine güveniyorum. Seçkinliğe kim karar verecek diyebilirsiniz ama tartışmayı o yöne çekersek koruma mekanizmasının varlığını değil yapımını düşünmeye başlarız.

Kalıcılığın kararını veren o “seçkin” mekanizmayı “doğru” seçebilirsek o “mekanizmanın” kalıcı olmaması benim için çok önemli. Yani bir kereye mahsu toplanıp aynı kıriterlerin bir daha tekrar edilmemesini tercih ederim. Koruma kurulları hakkındaki asıl endişem buradan kaynaklanıyor. Kurullar korudukları tarihi yapıların nitelikleri üzerinde tartışma fırsatlarını buluyorlarmı? Yoksa kurullar kararlarında sadece bir takım formüllere ve yasalara güvenerekmi veriyorlar?. Formülleri ve yasaları tartışabildiklerini ve yorumladıklarını hiç zannetmiyorum.

Belkide, koruma kurulu, yapıldığında pek fazla niteliği olmayan sadece eskimiş bir yapının bugün kılına dokundurmazken, bunun yanında, bugün çok değer verdiğimiz güncel bir yapının “eskimeden” ve tarihi olamadan yok olmasına seyirci kalıyor.

Bence kalıcılık adına birilerin karar vermesi ve bir mekanizmanın kurulması şart, çünkü bireylerin bu kararları vermeleri adil değil. Karar mekanizmasının oluşmasında karar verirken çok dikkatli ve şüpheci olamamız gerektiğine bende size katılıyorum.

Saygılarımla,
Kaya Arıkoğlu

_ metni .pdf formatında görmek için tıklayınız.
_ “Arkitera / Aydan Balamir – Ziya Tanalı – Abdi Güzer Diyaloğu Hakkında”

2004/04: suha özkan – haluk pamir / arkitera diyalog hk.

Temmuz 18, 2011 § Yorum bırakın

misyon ve değerler

24-04-2004 #10
boğaçhan dundaralp

Orjinal mesajı gönderen: Suha Ozkan
Degerli Ratti,

Değişim proje ile, düşle, ütopya ile sağlam değerlerle geliyor yoksa dış dünyanın gerçekleri çok iç karartıcı.
Değil mi?

Belki de değil denerek, tam da bu noktadan başlayan bir sorun işaret edilebilir. Değer üretiminin, iç karartıcı gördüğümüz dış dünyanın gerçekleri içinden, onunla özne olarak yüzleşerek ve üretimi de bu yüzleşmenin bir sonuncu olarak ürünleştirerek yapılabileceği düşüncesindeyim. Düş ve ütopya kendi varoluşunu bu gerçeklikle yüzleşme üzerine kurmuyorsa zaten ‘gerçek’ karşısında bir ‘anlam’ ya da ‘değer’ taşımayacaktır.

‘Değerler’ statik yapılar değildir. Dinamik yapılardır ve içinde bulunduğu zaman-mekan ‘a bağlı olarak evrimleşirler.
Bugün ‘ mimarlıkta bir ahlak misyonu olarak modernizm’ i tartışıyorsak ‘statik değerler dizgesi’ olan bir yapı olarak onu kutsamak yerine güncelliğini tartışmamız gerekir. Çünkü dinamik bir uzamı, donmuş etik dizgeler olarak kabul etmek, yüzleşmek zorunda olduğumuz gerçeklikten kaçmak anlamına gelecektir.

Burada modernist düşüncenin filizlendiği döneme karşı duruşunu
ister yapıyı ele alış biçimi olarak (teknik-tasarım), ister sosyal biçimleri (toplumsal yapı) ele alış biçimi olarak, statik değer dizgeleri halinde kabul eder. Bunu misyon olarak geçerliliğini savunursak ya da değişkenlikleri ‘neo’, ‘post’ gibi eklerle tanımlanmış ‘içeriği’ spekülatif’ ortamlara atıflarla benzer statik yapılar içinde tartışırsak, işte o zaman ‘bilinci yarılmış özneler’ olmaya mahkum olmuş olacağız.

saygılarımla.
boğaçhan dündaralp

_ metni .pdf formatında görmek için tıklayınız.
_ “Arkitera / Suha Özkan – Haluk Pamir Diyaloğu Hakkında”

Where Am I?

You are currently browsing entries tagged with forum at boğaçhan dündaralp.

%d blogcu bunu beğendi: