2020/05:Calling’20 Söyleşileri: Boğaçhan Dündaralp – Hakan Tüzün Şengün / Bir Stüdyo Deneyiminin Poetikası /

Haziran 19, 2020 § Yorum bırakın

 

Calling’20 Söyleşi Serisi 7.Bölüm: Bir Stüdyo Deneyiminin Poetikası

Moderatör: Mimar Nurgül Yardım

Konuklar: Mimar Boğaçhan Dündaralp, Mimar Hakan Tüzün Şengün

Calling’20 Söyleşileri Hakkında: Küresel Covid-19 salgını sürecinde başta İngiltere ve Türkiye olmak üzere dünyanın farklı bölgelerinden tasarımcıların güncel koşullarda ürettikleri çözümleri, küresel krizin tasarım ekosistemine etkilerini kayıt altına almak amacıyla oluşturduğu çevrimiçi söyleşi serisi Calling’20, Mimarizm ve Anylab işbirliği ile gerçekleşiyor. İnternet üzerinden gerçekleştirilecek ve katılımcıların fiziksel bir mekandan bağımsız olarak izleyebilecekleri Calling’20 söyleşileri, kriz ortamında tasarımcının rolünü tekrar sorgularken, sosyal izolasyon sürecinde tasarım disiplininin çalışma biçimleri, eğitim sistemi ve iletişim süreçleri gibi farklı boyutlarıyla ele alarak oluşan refleksler ve önerilen uygulamalara dair bilgi paylaşımını hedefliyor.

Kolektif çalışma önceleyerek bilgi üretimi ve paylaşımına dair yeni yollar aradığımız bu süreçte başta Türkiye ve İngiltere olmak üzere farklı coğrafyalardan tasarımcıların ve mimarların dünyaya, doğaya, yaşama bakış açıları ve üretim yapma biçimleri üzerinden bir etkileşim ortamı yaratmayı hedefleyen Calling’20 söyleşilerine devam ediyor.

Anylab kurucusu Mimar Nurgül Yardım moderatörlüğünde 14 Mayıs günü, ddrlp mimarlık kurucusu Mimar Boğaçhan Dündaralp ve PARCH kurucusu Mimar Hakan Tüzün Şengün, yürütücüsü oldukları stüdyonun üretimlerine ve bugünkü deneyimleri üzerinden çıkarımlarına, topluluk yaratmak konusundaki tecrübelerine ve evden çalışmakta olduğumuz bugünlerde kişisel üretimlerine dair görüşlerini aktardılar. “Bir Stüdyo Deneyiminin Poetikası” başlıklı söyleşiden kısa notlar:

(…..)

Bu dönemde nasılsınız? İki aydan fazla bir süre oldu evlerdeyiz farkındalığınızın arttığı ya da bu dönemde kayıt altına aldığınız şeyler oldu mu?

Boğaçhan Dündaralp: Benim hayatımda yeni bir ritim ve zaman kavramı oluştu. İki çocuklu ev hayatının içinde yeni bir düzen kurduk. Ben bu zamana arınmada diyorum biraz. Zamanın yeniden tanımlanmış olmasının, hem mekansal olarak toplantılara ayırdığımız zaman hem de insanın kendine ve hayatına bakacak aralık yakalaması gibi farklı versiyonları var. Tüketim alışkanlıklarımız değişti, hepimizin ekonomik kaygıları, endişeleri oluştu, iş yapma biçimlerimiz değişti. Bütün bunların hepsinde doğal bir seleksiyon bir arınma var. Yeni bir ritim, yeni bir zaman ve arınma olarak bu üç kavram benim hayatıma yer etmiş durumda.

Hızlı bir tempoda yakaladım kendimi, kapanmanın ilk başladığı dönemde. Her şeye ulaşabiliyorduk; kitaplar, sergiler, podcastler… Gündelik hayatımızda sanki bunlardan mahrummuşuz ve yapamıyormuşçasına her şeyi yapmakla ilgili bir çaba içimde olduğumun aralığında buldum kendimi. Bu noktada en iyi aralık benim için durmak oldu.

Hakan Tüzün Şengün: Bende de biraz kapanmayla ilgili konsantrasyon artışı oldu bu dönemde. İstanbul hayatının gündelik ilişkileri çok karmaşık, orada büyük kayıplarda söz konusu olabiliyor. Boğaçhan Kuzguncuk üzerinde daha lokal alanda kalabiliyor, bense okula gitmek gelmek, diğer işleri yapmak onlardan sıyrılınca başka bir kapanma ve konsantrasyon alanı ortaya çıktı. Belli açıdan bana çok iyi geldi diyebilirim.

Covid Daily adında bir seri çizim yapmaya başladım ama çok ciddi değil tabi. Günün getirdikleri üzerinden, günlük gibi oldu.

(…..)

AURA İstanbul’un 2019 Güz Dönemi Sertifika Programı, Araştırma Tabanlı Tasarım Stüdyosu yürütücüleri olan Boğaçhan Dündaralp ve Hakan Tüzün Şengün; AURA’nın mimarlık okullarında yakalanamayan fırsatlara bakmak için bir imkan olduğunu belirterek, stüdyo sürecinin kendileri için enteresan bir deneyim olduğundan bahsettiler. Belli bir sonuç hedeflemeden deneysel bir süreç içinde çıkan ürün noktasında sonucun sergiye yansıdığını da gözlemlediklerini belirttiler.

Söyleşinin tamamını izlemek için tıklayın. Tüm Calling’20 söyleşilerine www.youtube.com/mimarizm adresinden ulaşabilirsiniz.unnamed

 

 

2019/12: Masada #12 / Boğaçhan Dündaralp ile ddrlp / RGB sütüdyoları / Bora Özkuş & masadargb

Şubat 19, 2020 § Yorum bırakın

ddrlp’nin mimarlık içinden/dışından farklı bakışlarla eğitim meselesini tartışmaya açan projelerini Boğaçhan Dündaralp ile MASADA konuştuk.

 

Proje Künyeleri: LYFA / LÜLEBURGAZ YILDIZLARI FUTBOL AKADEMİSİ Lüleburgaz/Kırklareli, 2010 Tasarım Ekibi: ddrlp // Boğaçhan Dündaralp, Berna Dündaralp, Lale Ceylan, A. Burcu Köknar (İşbirlikçi: A. Burcu Köknar; Mühendisler: Tektaş Mühendislik, Buro İstanbul, Akım Mühendislik, Vis Mühendislik) BBOM, Bodrum /

BAŞKA BİR OKUL MÜMKÜN Dağbelen/Bodrum, 2013 Tasarım Ekibi: ddrlp // Boğaçhan Dündaralp, Berna Dündaralp, Çağrı Helvacıoğlu, İpek Kay (İşbirlikçiler: Sinan Akyurtlaklı, Toprak Gürkan Kesoğlu, Serdar Anlağan, Gamze Türk, Birol Şen) İÇEBAKAN Adıyaman, 2013 Tasarım Ekibi: ddrlp // Boğaçhan Dündaralp, Berna Dündaralp, Lale Ceylan (İşbirlikçiler: Çağrı Helvacıoğlu, Sarhang Dellal; Mühendisler: Adım İnşaat, Akım Mühendislik)

BOSTANA ALTERNATİF PROJE GİRİŞİMİ Kuzguncuk/İstanbul, 2011 Tasarım Ekibi: ddrlp // Boğaçhan Dündaralp, Tülay Atabey Onat, Berna Dündaralp, Lale Ceylan (İşbirlikçiler: Kuzguncuk Sakinleri)

FİDE OKULLARI – İDEALTEPE Maltepe/İstanbul, 2016 Tasarım Ekibi: ddrlp // Boğaçhan Dündaralp, Berna Dündaralp (İşbirlikçiler: Ali Esber Coşkun / LOOP ARCHITECTURE; Mühendisler: Adım Mühendislik)

FİDE OKULLARI – SÜREYYAPAŞA Maltepe/İstanbul, 2018 Tasarım Ekibi: ddrlp // Boğaçhan Dündaralp, Berna Dündaralp, Sezgi Göktepe (Ana Yüklenici: Firstarc, Mustafa Bülent Aydın) Fotoğraflar: DDRLP (Arşiv)

Söyleşinin tümü:

MASADA EKİBİ: Sunucu: Bora Özkuş Yönetmen: Tutku Yılmaz Ses: Ece Akaydın Kamera – Jimmy Robot: Metin Kama Kurgu: Özay Erol Oğuz Yenen ve Bora Özkuş’a teşekkürler…

2019/10: Mimarlığın Yeni Olasılıklarını Düşünmek / 2019 Dünya Mimarlık Haftası / Van Mimarlar Odası Şubesi -Yüzüncü Yıl Üniversitesi Mimarlık ve Tasarım Fakültesi / Söyleşi

Şubat 19, 2020 § Yorum bırakın

 

Mimarlık Haftası Etkinlikleri kapsamında 30 Ekim 2019 tarihinde Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Nihat BAYŞU Konferans Salonunda Boğaçhan DÜNDARALP söyleşi etkinliği,  gerçekleşti. Mimarlar Odası Van Şubesi’ne davetleri için teşekkür ederiz.

WhatsApp Image 2019-10-30 at 22.55.48WhatsApp Image 2019-10-30 at 22.55.50WhatsApp Image 2019-10-28 at 18.25.17

2019/3: Mimarlarla Buluşmalar / İstinye Üniversitesi /istanbul

Nisan 10, 2019 § Yorum bırakın

Türkiye’nin önde gelen mimarlarının katılımıyla gerçekleşecek ve 14 hafta sürecek “Mimarlarla Buluşmalar” etkinliği; ünlü mimarlar Levent ÇırpıcıCan Çinici, Cem SorguçBoğaçhan DündaralpEmre TorbaoğluEmre ErkalÖzgür BingölKerem ErginoğluHasan ÇalışlarÖmer Selçuk BazErhan VuralAhmet VuralAhmet Alataş ve Emir Drahşan seminer verecek. Programın son iki haftasında ise, “So Mimarlık”tan Sevince Bayrak ile Oral Göktaş ve “PAB Mimarlık”tan Pınar Gökbayrakile Burçin Yıldırım öğrencilerle bir araya gelecek.

10.04.2019 17_14 Office Lens

Mimarların çalışma yöntemlerini ve proje esnasında işledikleri süreçleri öğrenen öğrencilerin mesleki vizyonlarının genişleyeceğini belirten Güzel Sanatlar Tasarım ve Mimarlık Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Güzin Kaya, ‘’Öğrencilerimiz farklı deneyimlerle karşılaşarak yaratıcı taraflarını destekleyecek. Farklı düşünme biçimleri olduğunun farkına varacak.’’ sözleriyle seminerlerin önemine dikkat çekti. Konuk olacak mimarlardan kiminin hala elle çizim yapmayı tercih ederken, kiminin sadece yeni teknolojileri kullandığını belirten Prof. Dr. Güzin Kaya, ‘’Mimarlığa dair farklı düşünceleri, farklı yaklaşımları ilk ağızdan dinlemek çok önemli. Öğrencilerimiz Türkiye’de mimarlık mesleğinin nasıl işlediğini görme şansı yakalayacaklar. Mimarlık alan tecrübesinin çok değerli olduğu bir alandır’’ der.

Mimarizm haber için tıklayınız.

Bi-özet haber için tıklayınız.

program icin tıklayınız.

Etkinlik_Afis_ŞeflerleSöyleşi

10.04.2019 17_17 Office Lens

 

2017/11: Kuzguncuk Bostanı / Bostan Hikayeleri / #66Kolektif

Şubat 26, 2018 § Yorum bırakın

‘İlia’nın Bostanı’ olarak da anılan Kuzguncuk Bostanı, her yıl yapılan çekilişlerle belirlenen alanlarda Kuzguncukluların ekim dikim yaptığı, bunun ötesinde haftanın yedi günü genç yaşlı herkesin bir araya gelerek vakit geçirdiği bir mahalle bostanı.  #66Kolektif ‘nin Bostan Hikayeleri kapsamında hazırladığımız bu videoda, Kuzguncuklu mimar Bogachan Dundaralp, bu bostanın kuruluşuna, işleyişine, ürünlerine, ihtiyaçlarına ve emellerine dair süreçleri anlatıyor, kendi deneyimlerini paylaşıyor. ”

Web sayfasından incelemek için: http://bostanhikayeleri.com/kuzguncuk-roportaj/

Bostan Hikayeleri Dergisi için:

http://bostanhikayeleri.com/dergi-2017-kasim/

 

 

 

 

2017/10: Betonart Yazar Buluşmaları / Eğitim Yapıları / StudioX / betonart53

Şubat 26, 2018 § Yorum bırakın

22528974_1713763355322024_6462908284477500626_o

Her sayıda farklı bir konuk editör işbirliği ile farklı bir temada hazırlanan mimarlık, tasarım ve sanat dergisi BETONART, ele aldığı tema paralelinde konuk editör ve yazarlarını okurlarıyla buluşturuyor.

Dergiye katkıda bulunanların hem dergi ekibiyle hem de birbirleri ile tanışma, görüşme fırsatı bulduğu, dergi ekibi, konuk editör ve yazarlarla o sayının hikayesinin paylaşıldığı, sayfalara sığmayanların, akıllara takılanların hep birlikte tartışıldığı, tema ile sınırlı kalmayıp mimarlık, tasarım ve sanata dair gündemde ne varsa hepsinin konuşulduğu BETONART Yazar Buluşmaları #53 Studio-X ev sahipliğinde gerçekleşti

Buluşma kapsamında “Eğitim Yapıları” teması ile hazırlanan 53. sayının konuk editörleri PAB Mimarlık’tan Pınar Gökbayrak, Ali Eray ve Burçin Yıldırım ile Emre Gündoğdu ve Boğaçhan Dündaralp, BETONART Yayın Kurulu üyelerinden Ozan Avcı’nın moderatörlüğünde bir araya geldi.

Moderatör:
Ozan Avcı

Konuşmacılar:
Pınar Gökbayrak
Ali Eray
Burçin Yıldırım
Emre Gündoğdu
Boğaçhan Dündaralp

Tarih: 24 Ekim 2017
Saat: 19:00
Yer: Studio-X İstanbul

22770847_1722713624426997_5796276037973237083_o22791590_1722712504427109_8644375716974489287_o22792265_1722713264427033_1838894242414197164_o22792421_1722712524427107_1111161015691028651_o

http://betonart.com.tr/

http://betonart.com.tr/dergi/e%C4%9Fitim-yap%C4%B1lar%C4%B1

 

2017/19.06: Şehir Hepimizin (28): Mimaride farklı yaklaşımlar: İpek Akpınar, Cenk Dereli ve Boğaçhan Dündaralp /Medyascope TV

Haziran 20, 2017 § Yorum bırakın

19149304_10156226060315744_8935485221221248793_nBogachan Dundaralp

medyascope tv’den izle

soundcloude’dan dinle:

 

2016/06: İletişim aracı olarak mimarlık /architecture as a tool of communication / Keywords / Creative Disturbance

Haziran 22, 2016 § Yorum bırakın

Iletisim Aracı Olarak Mimarlık [TR]

Creative Disturbance* serisi
Bogachan Dundaralp ile “iletişim aracı olarak mimarlık” üzerine konuşma:

*Creative Disturbance, sanat, bilim yeni teknoloji cemiyetlerini destekleyen, dünya çevresinde bilgi meraklısı insanların buluşması, iş birliği yapması, yaratması ve sosyalleşmesini amaçlayan, uluslararası, çok dilli bir çevrim içi ağ ve podcast platformu.

Iletisim Aracı Olarak Mimarlık  TR    Creative DisturbanceIletisim Aracı Olarak Mimarlık  TR    Creative Disturbance2

dinlemek için tıklayınız:

 

2016/06: birpavyon iki etkinlik /2016 Venedik Bienali Türkiye Pavyonu’ndan Hareketle Mimarlığın Toplumsallığı Üzerine Çeşitlemeler / kuzguncuk bostanı

Haziran 22, 2016 § Yorum bırakın

13346478_10153787300144353_3925781838301552006_n

BİR PAVYON İKİ ETKİNLİK:
2016 Venedik Bienali Türkiye Pavyonu’ndan Hareketle Mimarlığın Toplumsallığı Üzerine Çeşitlemeler

Moderatörler: Eray Çaylı, Gül Köksal ve Sinan Logie.

Bu çalıştay, gerek 2016 Venedik Bienali küratörü ve 2016 Pritzker Prize sahibi Alejandro Aravena’nın işleri ve Bienal için hazırladığı küratöryel çerçeve etrafında gerçekleşen tartışmalardan, gerekse de Türkiye Pavyonu üzerine 23 Mayıs’ta düzenlenen panelden arta kalan soruları, “mimarlık ve kent hakkı,” “mimarlık ve katılımcılık,” “mimarlık ve şeffaflık” başlıkları altında ve somut mimari pratiklerin ışığında ele aldı. Tartışmalar şu sorular etrafında yoğunlaştı;

• Çalışmalarınızın “kamu veya toplum yararına” olduğunu düşündüğünüz yönleri nelerdir?
• Yerel paydaşlar, meslek insanı ve bunların dışındaki aktörlerin çalışmalarınıza katılımcılık düzeyi ve şekli nedir?
• Hedef kitleniz, çalışma grubunuz ve/veya yol arkadaşlarınız kimlerdir?
• Ekonomik kaynak sorununu nasıl çözüyorsunuz?

Düzce Umut Evleri, Küçük Armutlu Mimar Meclisi, Herkes İçin Mimarlık, Plankton Project, Endüstri Mirası İnisiyatifi, Kuzguncuk Bostanı, Tarihi Yedikule Bostanları Koruma Girişimi’nden katılanların sunumları ardından dinleyicilerin katılımı ile açık tartışmalar yapıldı.

28 Mayıs 2016 Cumartesi (10:00-17:30) çalıştayından görüntüler;
Eray Cayli, Sinan Logie, Senem Doyduk, Cem Dursun, Öncül Kırlangıç,Yashar Adanali, Hande Akarca, Sinan Omacan, Evin Eriş, Herdem Doğrul,Zehra Merve Öztürk, Bogachan Dundaralp, Dila Gökalp, Aslihan Demirtaş,Yuvacan Atmaca, Merve Gül Özokcu, Murat Cetin, Ali Taptik, Dilşad Aladağ,Ezgi Çiftci, Irem Yılmaz, Hüma Şahin, Ayçıl Yılmaz, Esra Eres.

13339536_10153787299544353_3388849679035824064_n

13319852_10153787294279353_3704420330055231484_n13344513_10153787291939353_3472307907455736668_n

13310452_10153787299934353_8589662447477686277_n

Tüm etkinligin ses kayitlari

Alternatif 2

kuzguncuk bostanı sunumu ses kaydı

2015/04: Kentsel Tarımın Bereketi / Kuzguncuk Bostanı / XXI:138

Nisan 8, 2015 § Yorum bırakın

11050185_809024915812830_6925339809494589695_o

Ekran Alıntısı

P1210533

 

XXI’de bu ay kentsel tarımın yaratabileceği değişimleri sosyolog Ayça İnce, mimarlar Burcu Serdar Köknar ve Hasibe Akın, permakültür üzerine çalışan Deniz Üçok ve Buğday Derneği’nden Hakan Gönül ile yapılan konuşma yer alıyor. Sohbetin yanı sıra Boğaçhan Dündaralp, Kuzguncuk Bostanı deneyimi üzerine bir yazı kaleme aldı ve tarımsal üretimle kamusal kullanım ilişkisinin nasıl kurgulanabileceğinin araştırıldığı süreci paylaştı.

Söyleşiyi ve Boğaçhan Dündaralp’in özetini okumak için tıklayın:http://xxi.com.tr/2154/kentsel-tarimin-bereketi/

Boğaçhan Dündaralp ile konuşma özet metni:

 

KUZGUNCUK BOSTANI’NIN ÖYKÜSÜ

Kuzguncuk Bostanı 700 yıllık bir tarihe sahip. Ancak bostanın son sahibi İlya 1980’lerde ölüyor ve bostan hiç akrabası bulunamadığı için Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne devrediliyor. O zaman burası bostan vasfında yeşil alan olarak görünürken 1986’da plan tadilatı yapılıyor ve okula çevriliyor. Ve 90’larda ilk eylem başlıyor. Ancak her defasında yeni bir projeyle geliyorlar, 2000’de de yine bir eylem oluyor; ardından alan bir peyzaj firmasına kiralanıyor ta ki 2010’da burası tekrar boşaltılana dek. Bizim bu alan üzerine çalışmamız  2010’da başlıyor. Bu projeleri birlikte yürüttüğümüz bir mimar arkadaşımız tesadüfen Boğaziçi İmar’da okul projesini görüyor ve fotoğrafını çekiyor. Bu okulun üç boyutlu modelini yapıp, yerine montajladık ve Kuzguncuk’ta her yere astık ki herkes okulun inşa edilmesiyle birlikte bostanın nasıl bir hal alacağını öngörebilsin. Ardından mahalleden itirazlar yükseldi. Biz de burası için alternatif bir projeyi geliştirdik. Bostanda zaten olagelen bir sürü aktiviteyi biraz daha geliştirip nasıl arttırabileceğimizi araştırdık. Hıdrellez şenliklerinden yazlık sinemaya, doğum günü kutlamalarından çocukların organize ettiği voleybol turnuvasına kadar dek çeşitlenen aktiviteler bunlar. Bunları nasıl çoğaltabileceğimizi soran birtakım broşürler yapıp mahallede dağıttık, daha neler olabileceğini herkesle paylaştık. Çıkan verilere dayanan alternatif projeyi Boğaziçi İmar, Anıtlar Kurulu gibi kurumlara gidip anlattık. Bir yandan da bostanın bostan olarak kalması için hukuki süreç sürüyordu. Öte yandan da bostan mahalleliler tarafından kullanılmaya devam ediyordu. Ardından 2013’te okul projesi Boğaziçi İmar tarafından onaylanıyor. Anıtlar Kurulu tarafından onaylanmayınca bu kez üst kurula gönderiliyor ve o da hükümetin alt organı gibi çalıştığından hemen projeyi onaylıyor ve Çevre Komisyonu’na gönderiyor. Sonradan proje komisyon tarafından iptal ediliyor. Bu da gezi sürecine paralel bir döneme denk geldi. Diğer birçok etkinlik gibi mahalle forumları da bostanda yapıldı. Burası İlya’nın zamanından beri bostan ve o kimliği sürdürmek ve desteklemek için ekip biçme ile ilgili insanlar da buraya geldiler, burada birtakım ekip biçme faaliyetleri dışında permakültür vs çalışmaları yapıldı. Bu projenin iptal edilmesi ile kiralama süreci arasındaki süreçte burada farklı bir deneyim yaşandı. Herkes bir nevi bostanı işgal etti ve gerilla tarım yapıldı, herkes bir şeyler ekip biçmeye başladı. Herkes kendine göre bir alanın etrafını çevirdi, kimisi baktı, kimisi bakmadı, kiminin ekinleri çalındı vs. İşte bunu deneyimlemek çok sey kattı bize. Fark ettik ki tarım meselesi herkes için birleştirici bir araç olabilir.

Sonra 2014 Mart ayında, Vakıflar burayı kiralama ihalesi açtı ve ihaleyi Üsküdar Belediyesi aldı. Biz de o tarihten bugüne dek bir proje üstünde çalışmaktayız. 2010’da hazırladıpımız alternatif proje zamanında katılımcı bir sürecin nasıl olabileceğini deneyimledik , insanlarla nasıl bir görsel diyalog kurmamız gerektiğini az çok çözdük. O nedenle 2014’te başladığımız bu yeni projede oranın hayatını gösterecek görseller oluşturduk. Herkesin tahayyülünde olup biten meseleleri biz mimarların anladığımız anlamda proje gibi değil de kolay anlaşılabilir bir görsellikle ürettik ve paylaştık. Bir yandan mahalle toplantılarında bir yandan yerel gazete Kuzguncuk Postası’nda projeyi yaydık. Belediyenin kiralamanın ardından ilk işi üst setlerdeki ağaçları budamak olmuştu, biz de bu üst setin artık orman vasfı kazanmış bir alan olduğunu onlara anlatmaya çalıştık. Bir yandan ağaç envanteri çıkartırken diğer yandan Tema Vakfı ile belediyeyi yan yana getirdik. Sonuçta üst setleri, yani orman vasfında olan yerleri meyve bahçeleri haline getirme konusunda herkes mutabık oldu.

Geri kalan alanlarsa kent bahçeciliği için üretilmiş yaklaşık 100 tane yükseltilmiş sebze yatağının olduğu kısımlar, İlya zamanındaki gibi köy meydanı gibi işleyecek ortak alan, çocuk oyun alanı, kütüphane / kum havuzu gibi işlevlerle organize ettik. Burada yapılan her şeyin doğal malzemelerden ve geçici nitelikte olması en büyük önceliğimizdi. İlya da zamanında burayı hiçbir zaman özel mülk alanı gibi kullanmamış, burayı herkese açmış. İsteyen gidip ihtiyacı olanı alır ve bütçesi kadar bırakırmış. Buradaki bu türden alışverişin kamusal bellekte de bir yeri var. O belleği sürdürecek bir yer olması bizim için de önemli. Burada yaşanan gerilla tanım sürecinden çok şey öğrendik. Mekanın herkese eşit br şekilde dağıtılamaması, Kuzguncuk dışından gelenlerin buradaki dinamikleri tam olarak çözemeden hareket etmeleri gibi durumlarda böylesi bir alanın herkesin birbiriyle ilişki kurabildiği br yer olarak yönetiminin önemini kavradık. Bu, yine de tabi ki güzel bir andı. Herkes gibi bizde bunun geçici bir durum olduğunun farkındaydık, sonuçta bunu görmek bir deneyim. Onun üzerinden şimdi daha fazla katılımın mümkün olabileceği, herkesin eşit haklarda taleplerini karşılayabileceği bir tarımsal faaliyetin nasıl olabileceğini araştırıyoruz. Bostan için planlanan 100 küsur tane alan için Kuzguncuk’ta 300’den fazla kişi başvurdu. Bunun için kura çekilerek o yükseltilmiş yatakları kullanacak olanlar belirlenecek.

Şimdi o yaklaşık 100 alan için tahayyül yapılması da gündemde, bunu kullananlar için belli süreler öngörmek lazım ki daha çok insan yıllar içinde faydalanabilsin. Ya da birileri iyi bakamıyorsa mesvsimsel döngü içindeki gereklilikleri yerine getiremiyorsa devretmek zorunda olmalı ki başkasının hakkı yenmesin. Bostanın kullanımında kendi içinde birtakım etik sorumluluklar oluşmalı ki yaşasın. İlya’nın ölümünden şimdiye dek geçen süreçte, eskiden tarım alanı olan şey bugün artık başka bir kimliğe bürünmüş halde. Sadece ekim biçim yapılan bir yerden çok sayıda kamusal etkinliğe ev sahipliği yapan ve kendine has bir kamusal bellek geliştiren bir yer dönüşüyor. Sonuçta orada yaşlılar belki ekip biçerek değil, yürüyerek oturup dinlenerek vakit geçirmek istiyor, çocuklar bambaşka türlü bu alandan faydalanmak istiyor olabilir. Herkes için burası bambaşka bir anlam ifade ediyor. Birtakım sosyal hareketlilikler için birlikte paylaşılan bir yer haline geliyor. Gidip kitabını okuduğun tek başına vakit geçirdiğin, yürüyüş yaparak kendini rahatlattığın, köpeğini gezdirdiğin, onu salabildiğin bir yer oluyor. Sonuçta Kuzguncuk’ta yaşayan herkesin farklı ihtiyaçlarına farklı yanıtlar veriyor, hem tekil ve özel hem ortak ve paralel. Böyle olunca orası sadece bireysel vakit geçirilen bir yer değil, sosyal olarak da yaşamın ekseninin çizildiği bir yer haline geliyor. Bunun için de tarımsal faaliyet de, gölgesinde oturulan ağaç sayesinde yaşanan doğal bir deneyim de var. Bizim bu projeler üzerine çalışırkenki motivayonumuz da alanın bostan ve yeşil kimliği sürerken Kuzguncukluların burasıyla ilgili beklentilerini, yaşamak istediklerinin karşılığı olacak şeyi burada nasıl sürdürülebilir kılacağımızı bulmaya ve bunun için buraya ne kadar müdahale edilmesi gerektiğini anlamaya çalışmak. Bir kamusal alanda en önemli şey, o yere yer kimliğini veren bütün insanların, orada yaşayanların oradaki sürekliliğin bir parçası olması ve kendi anılarını biriktirmeye başlaması ki orada bir sahiplenme oluşsun, o yerin değeri bilinsin ve bu deneyimler sürekli aktarılabilsin.

Burada Tülay Atabey Onat,, ben ve projeye emek koyan diğer mimarlar olarak en büyük avantajımız, tek başımıza hareket etmememizdi.Burada birikmiş olan bilgilerin, belli ilkelerin sorumluluğunu üstlenmeye çalıştık. Buranın bostan kimliğini sürdürmesi herkesin üzerinde hemfikir olduğu bir meseleydi ama bunun ne kadar ya da nasıl olacağı gibi konularda görüş ayrılıkları yaşanıyordu. Mesela buraya aktivist olduğunu iddia eden ve öyle hareket eden ama ne bu mahallenin ne de herhangi bir yerin parçası olmayı bilmeyen birileri  gelip buraya çivi bile çakılmaması, olduğu haliyle kalması gerektiğini söylediler. Ama bunu yaparken de bürün o katılım süreçlerine dahil olmak, onları anlamak ve onlara itiraz etmek değil de gerçekçi olmayan şeyler öne sürerek burada eylem yapmak gibi yollar seçtiler. Oysa Kuzguncuk’un ve bostanın dinamikleri başka.

Sonuçta şu an yapılmakta olan, ne tek başıma benim istediğimi yansıtıyor ne de aslında görmek istediğim şeyleri barındırıyor. Belki de kimsenin tüm detaylarıyla görmek istediği gibi değil ama herkesin ortak olarak kabul edebileceği bir düzeyde; temel ilkeleri olan ve onu sürdürürken müşterekleri koruyan bir düzeyde… Buradaki ana derdimiz, buranın bostan ve yeşil kimliğini korurken; buraya okul yapılmaması ve alanın Kuzguncuklular için kamusal niteliğini sürdürmesi. Burası bireysel olarak, mülkiyet olarak kimseye ait değil, herkese ait. O nedenle bostan kimliğine zarar vermeden her şeyin sökülüp takılabilir olduğu, gerektiğinde oranın bir parçası olabilecek şekilde doğal olduğu bir kkurgu oluşturmaya çalıştık. Bu perspektiften bakıldığında kapının öyle ya da böyle olması veya küçük detayların nasıl olduğu önemsiz kalıyor.

2014/03: Çatı,Cephe ve Yalıtım Üzerine / İnşaat Dünyası / söyleşi

Mart 19, 2014 § Yorum bırakın

Book.pdf Book.pdf Book.pdf Book.pdf Book.pdf Book.pdf

pdf olarak okumak/indirmek icin tıklayınız

2014/01: Kuzguncuk Bostanı / Bostanlar Dosyası / Yapı dergisi s:386 /söyleşi

Ocak 3, 2014 § Yorum bırakın

386 kapakguncel_dosya-1
guncel_dosya-4guncel_dosya-5guncel_dosya-6

bostanlar dosyası tam metni pdf

yapi.com.tr de okumak icin:

2013/11 Ekoyapı Dergisi /mimari bakış/ söyleşi

Aralık 3, 2013 § Yorum bırakın

!cid_D5CC28BA-1650-4BAE-8CEB-A1C7E5C6C840

BOGACHAN DUNDARALP-1 BOGACHAN DUNDARALP-2 BOGACHAN DUNDARALP-3

 

online okumak için: http://www.ekoyapidergisi.org/313-mimar-bogachan-dundaralpa-sorduk.html

ekoyapı soylesi_pdf

2013/06: Bütünleşik Tasarım / Termo Klima /söyleşi

Temmuz 21, 2013 § 2 Yorum

TermoKlima

Mimari ve mekanik tesisat proje perspektifinden: Bütünleşik Tasarım

 Mimari projede, esas itibariyle yatırımcı (veya şartnameli kamu binası, mal sahibi…) istekleri başta olmak üzere bir tasarımın ilk başından itibaren; mimari, statik, mekanik tesisat ve elektrik tesisatı tasarımcılarının bir araya gelerek, ön projeden itibaren birlikte yaptıkları çalışmalara, “Bütünleşik Tasarım” adı veriliyor. Son dönemlerde tasarımın önemini anlatan bildirilere çalıştaylara daha bir dikkat kesiliyoruz. Çünkü sektörün çıkış noktası burası. Bizde bu önemli konuda her iki disiplinin iki önemli ismiyle bütünleşik tasarımı konuştuk.

 Bir mimar olarak gerek yenileme aşamasında gerekse yeni bir binada tesisatı düşünmeye ne zaman başlıyorsunuz?

Boğaçhan Dündaralp: Mimar olarak bir problemle karşılaştığımız zaman önce konuyu belirleriz. Elimizdeki verilerle durumu karşılaştırıp tasarım yaklaşımı olarak o işin kendine ait önemli bir odak noktasını yakalamak için birtakım sorular sorarız, bu bizim için tasarımın başlangıç noktasıdır ve pek çok sorulabilir soru içerisinde o konuya özel olan soru bize yol gösterir. Aslında tasarım sürecimiz bu tür soruların yanıtlarını aramakla geçer fakat bunun yanıtlarını tek başımıza aramayız çünkü mimarlık sanat gibi tek başına yapılan bir iş değil, kolektif bir üretim çünkü işin sonunda bir yapıya varılıyor, o yapıya varıncaya kadar bu işin mal sahibinden tutun, yapımcısına, tasarım sürecine girecek olan herkes bu sürece dâhildir. Tasarıma; “Biz önce bitirelim, diğerleri yapsın.” gibi bir açgözlülükle yaklaşmayız çünkü bizim için önemli olan o soruyu bütün aktörlerle birlikte aramaktır. Herkesin bir önceliği var, mimar hep böyle arada kalır. Mimar bütün verilere karşın ortaya çıkacak olan şeyde herkesin beklentilerine yanıt verdiği kadar kendisinin de olması gerektiğini düşündüğü özel bir durum var mı yok mu diye sorgular. Bu şuna benzer; birisi kentin bir noktasında bir yere sahiptir, senden oraya ait bir şey çizmeni ister, kendine ait talepleri vardır ama yapı ondan ibaret değildir. Kente ait bir şey söyler, bulunduğu yere ait bir şey söyler, doğaya ait bir şey söyler, bizim derdimiz ise; bütün bu aktörlerin süreciyle son durum arasında belli bir nitelik yakalamaktır. Herkes olması gereken durum hakkında hemfikirse, herkes o konuda ortak bir noktaya gelmişse, bunun ismine de tasarım dersek, herkes o tasarım hakkında ortak bir görüşe sahipse o iyi bir ürün oluyor. Peki, bu noktada tesisat nerede başlıyor? Bence bu bütünlükte başlıyor. Mesela; ben doğaya bir şey eklenmesi üzerine bir şeyin parçası oluyorum dolayısıyla o eklediğimiz şey yaşayan bir şey, ben bir nesne tasarlamıyorum, içinde yaşanacak bir şey tasarlıyorum. O tasarımın özünde yaşanılacak mekânlar dizisi vardır, o yüzden bu bir kentte de olsa kırda da olsa doğanın bir parçasıdır. Bütün bu eşiklerde tesisat başlar. Bu mekânlar dizisinde açık ve kapalı mekânlar nasıl olacak, kentin içerisindeyse kent ile nasıl ilişki kuracak, bunun içindeki insanlar ne yapacaklar, periyodik olarak mı yaşayacaklar, sürekli mi yaşayacaklar, yaptıkları iş gelip geçici mi yoksa bu yapı sürekli kendisini yenileyen bir yapı mı gibi pek çok soru bütün yapının servislerini oluşturan sorular. Doğal olarak hem yapının fiziğini hem de onun içindeki onu yaşar kılacak bütün faktörleri düşünmeye başlıyorsunuz. İyi ışık alması, az enerji tüketmesi, insanın onun içindeyken nasıl hissettiği gibi konular çok önemli. Siz istediğiniz kadar güzel bir mekan yapın, fotoğraflarını çekin, ne kadar güzel olursa olsun içerisinde örneğin lavaboda bir tıkanıklık varsa iş ne kadar güzel olursa olsun sonuç kötü oluyor.

Yani bir mimari yapıda öncelik verilecek bir şey yok, her şey öncelikli diyebilir miyiz?

Boğaçhan Dündaralp: Evet, ben mimar olarak bütün bunların arasındaki ilişkiyi kurmak zorundayım. Seçtiğiniz malzemenin kendisi dahi seçilecek olan sistemlerle ortaklaşa çalışacak şeyler. Söz gelimi; biz öncelikle mümkünse tesisatsız bina yapmaya çalışırız çünkü yapı ne kadar az malzemeyle üretilebiliyorsa o kadar iyidir, mesela çok rahatlıkla doğal havalandırmayla çözebileceğiniz bir şeye neden yapay bir tesisat kurasınız. Siz doğru bir konumlanmayla, doğru bir rüzgâr yönüyle, doğru bir bilgiyle aslında içeride yapay bir tesisat kurmadan gerekeni yapabilirsiniz. Bunu yapabilmenin koşulu da böyle bir profesyonelle çalışmaktır. Bunu mimar tek başına bilemez çünkü bu benim oturup hesaplayıp bulduğum bir şey değil, karşımda bunu konuşabileceğim, değerlendirebileceğim birisine ihtiyacım var. Yapının ne kadar az tesisat gerektireceğini de ancak bu konuda uzman olan birisi söyleyebilir. Bu yüzden dünyaya ekleyeceğimiz bu yapı ne kadar sağlıklı, ne kadar minimumda müdahil olan, bir taraftan da onunla temasa geçecek insanlarla o kadar uzun ilişki kurabilecek bir şey üretebiliyorsak bütün mesele budur. Biz çok çalışkan ve çok üretmeye çalışan bir ofis olmamıza rağmen ürettiğimiz çok yapı yoktur ama bir işi doğru olduğuna inandığımız noktaya kadar götürürüz. Bu da kendi dengesini bulacak sağlıklı bir yapı için mücadele etmek anlamına geliyor.

Süleyman Bey, Boğaçhan Bey’in ifadesiyle “tesisatsız proje” yi kaç mekanik tesisatçı düşünür?

Süleyman Akım: Aslında bizim de gönlümüzden geçen o. Çünkü o binalarda biz de yaşıyoruz yani neyin gerekli neyin gereksiz olduğunu biz de düşünmek durumundayız. Son dönemde yaygınlaşan ekolojik yapılar, yeşil binalar, sertifikalı yapılar her neyse bundan önce de biz zaten asgaride çözmek zorundaydık fakat şehirdeki binalara bakınca; arabanızda klima varken bir binaya girdiğinizde eğer konforsuzluk hissediyorsanız bunun çözülmesi gerekiyor. Konfor düzeyimizi yükselttik, üşüdüğümüz zaman üzerimize bir şey almak yerine gidip tesisatı açıp sıcaklığını yükseltiyoruz. Açıkçası bu konuda biraz şımardık. Tabi başka sebepler de var; bunları da sıraya koymak biraz zor ama mesela eski yapılara baktığımızda havalandırma ihtiyacı aslında kat yüksekliklerine kadardı. Havalandırma ihtiyacı kat seviyelerinin düşmesiyle ihtiyaç haline gelen bir konu. Isınan havanın hava yastığı tepenize yaklaşmasıyla ilgili, yani 3,5-4 metredeki bir yapıda hangi yatırımcı tavanı yüksek tutmak için iki katı eksik yapmak ister? Bu yüzden biz ihtiyaç olarak havalandırma ve soğutmaya yöneliyoruz. Sadece bu yüzden dahi tesisat ihtiyaç haline geliyor. Ayrıca bu rant konusu, bizi hakikaten üzüyor çünkü ihtiyaçlar karşımızda duruyor, yaşadığımız ofisin ihtiyaçları belli, bundan ne kadar kaçabiliriz ki? Ancak ruhsatta başka bir şey gösterip uygulamada başka bir şey yapınca da bunun sıkıntıları oluyor. Biz hep ileriye dönük çalıştığımız için aslında insanların konfor düzeyini sağlamakla sorumluyuz. Bizim mimarlardan bir farkımızın şu olduğunu düşünüyoruz; binanın yaşayan tarafı bize ait. Günümüzdeki görsel medya birçok şeyi görsel olarak sunuyor ve ihtiyaç olmuş gibi gösteriyor. Biz de mühendisler olarak bundan etkileniyoruz ama bizim gösterebileceğimiz şey sadece havanın sıcaklığı, nemin kontrolü vs. yani biz göze gözükmeyen taraftayız, onlar için de epey uğraşıyoruz. Boğaçhan Bey ile yıllardan beri çalışıyoruz. Son olarak Lüleburgaz’da yaptığımız bir projede temelde fore kazık çıktı, toprak enerjisini almak için içine boru koyduk ama işin en başından girmesek bu detayları çözemezdik. İşi az tesisatla çözmeye çalıştık.

Yani anlattıklarınızdan ortak çalışmanın gerekli olduğunu anlıyoruz.

Süleyman Akım: Evet, bu işin olmazsa olmazı.

Siz birçok proje yapıyorsunuz, sadece Boğaçhan Bey’le çalışmıyorsunuz, başka mimarlar da var, genele batığınızda bu gerçekleşiyor mu?

Süleyman Akım: Çoğunluklu yapmaya çalışıyorlar çünkü bizim tercih sebebimizden ötürü biraz ekolojik, enerji etkin binalar yapmaya çalıştığımız için mimar arkadaşlar bizi seçiyorlar. Bu yüzden biraz daha hazır olarak geliyorlar, hazır olmayanlara da dilimiz döndüğünce anlatıyoruz.

Mimarisini yapmış olduğunuz bir projede işin sahibi daha sonra tesisatı başka birisine verdiğinde ne yapıyorsunuz yani müdahale etme şansınız oluyor mu?

Boğaçhan Dündaralp: Şunu yapmaya çalışmak her zaman doğru oluyor; Süleyman Bey’i tanıdığım için belki onun yaklaşım tarzına yakın bir şey söylüyor olabilirim ama az önce anlattığım aktörlerin hepsi değişken, yani mühendisler de değişebilir. Ben o tasarımda olması gereken bir nokta bulmuşsam tesisatı yapacak olan aktör kimse onunla şunları konuşmaya çalışırım; yaptığımız işin onun devreye girdiği sürece kadar gelmiş olduğu noktayı konuşup o noktadan sonra neler olabileceğini, önümüzde ne gibi seçeneklerin olduğunu, o seçeneklerin bu yapıya neler katabileceğini konuşuyoruz. Burada bir yaklaşım oluşuyor; bazıları zaten ellerinde hazır bildikleri sistemlerle problemin gerektirdiği çözümlere ulaşamıyorlar. Genelde de bu tür zorlamalarda tartışmalar oluşmaya başlıyor. Bu gibi durumlarda ben açıkçası her zaman konuyu ve gündemi tasarımın kendi doğasına doğru çekmeye çalışırım. Bu, mimarın dediği olur demek değil, yapının talep ettiği şeylerin gerçekleştirilmesidir. Ancak çözülmesi gereken şey hazır paket bir şey olamayabiliyor ya da o oraya giremeyebiliyor. Peki, o zaman nasıl bir çözüm üretiriz? Tasarıma dönüp bunun önlemini tasarımda alabilir miyiz? Bu tip sorularla meseleyi mimari bir problem haline getirmeye çalışıyorum. Tabi bu noktaya gelindiğinde benim genelde karşılaştığım mühendis tipi şu; eğer birtakım şablonlarla kalıpların dışına çıkıyorsa onlarca sistem çöküyor.

Çekirdekteki bir revizyonla, “Doğru bir havalandırmayı yapı içerisinde kurup, belli şeyleri rahatlatabilir miyiz? Söz konusu olan ısıtma ise binanın yönüne bağlı olarak, bazı yüzeyleri ısı tutucu bazı yüzeyleri yansıtıcılarla çözebilir miyiz?” gibi meseleyi bir mimari problem haline getirmeye çalışıyorum. Bu noktada mühendislik çalışmaları, proje bir takım şablonların dışına çıkıyorsa çöküyor. Daha doğrusu bilinen sistemlerin dışına çıkıldığında çoğu mühendisin mantığına uymuyor. Daha fazla mesai harcaması, daha çok araştırması ve çalışması gerekiyor. Genelde iş profesyonellik üzerinden  az zamanda çok uğraşmadan  -çoğu kez zaten bu işlerden çok para kazanamıyoruz bahanesi ile- yapılmaya çalışıldığından benze diyologlar çoğu kez sıkıntılı bir süreç üretiyor.

Süleyman Akım: Mimarlarla makine mühendisleri birbirlerine çok uzaklar. Ülke için önemli hizmetler sunmak istiyorsak, çıtayı daha yükseğe çıkartmak istiyorsak bu uzaklığın en kısa sürede ortadan kalkması lazım. Öncelikle bizler yakın ilişkiler kurmalıyız.

Siz ikinizde projecisiniz, işin bir de uygulama kısmı var. Oradaki sıkıntıları nasıl çözeceğiz?

Süleyman Akım: Orada da başka kopukluklar var. Bir de mal sahibini de eklersek başka problemler de çıkıyor ortaya. İşin başka hesaplarını da bir araya koymazsak, bütünleşik tasarım olmuyor zaten. Mimar ve mekanik tasarımcı bir araya gelse bile iş ihaleye çıktığı zaman yaşadığımız problemler çok daha fazla oluyor. Ben elektrikçi ile tesisatçı ile uğraşmaktan bunalıma giriyorum. Bir şeyler tasarlıyoruz ama diğer taraftan belki daha fazla kâr elde etmek, belki başka bir şeyler nedeniyle, çizilen projedeki bazı konular için “buna ne gerek varmış” la başlayan söylemler, bizim çok canımızı sıkıyor.

Boğaçhan Dündaralp: Benim bu bütünleşik tasarım meselesini kavramam mimarlık kariyerimden veya mimarlık ofislerinden dolayı olmadı. Ben kendi kendime dedim ki; “iyi bir mimar olacaksam, öncelikle Türkiye’de yapı konvansyonunu anlamam lazım.”  Bu nedenle bir mimarlık ofisinde kendimi yetiştirmek yerine, bir inşaat şirketine girdim, genç ve öğrenme arzusu olan birisi olarak, sistemleri öğrenmek, nasıl uygulandıklarını görmek için şantiye şantiye dolaştım. Şu soruyu sordum kendime; “Nasıl oluyor da bizde nitelikli yapı üretilemiyor? Nasıl oluyor da bu kadar aktör bir araya gelip bir şey üretemiyor?” Netice olarak bir takım deneyimler üzerinden bir şeyler üretmeye çalıştım. Çünkü mimarlık diplomasına sahip olmam benim iyi bir mimar olduğum anlamına gelmiyor. Ben “iyi bir tasarım yapmak istiyorsam, başka donanımlara da sahip olmam gerekiyor.” diye düşündüm. Bir de işin şu yönü var. Ben bu fikirlere sahibim ama benden başka bu türlü düşünen başka insanlarla çok fazla karşılaşamıyorum.

Bu konuşulanlardan “Artık tüm disiplinler bir çatı altında üretim yapmalı.” düşüncesini mi çıkartmalıyım? Yani bütünleşik tasarım gibi bütünleşik disiplin şirketleri haline mi gelmeli?

Boğaçhan Dündaralp: İnşaat şirketlerinin tüm disiplinleri bir çatı altında toplama düşüncesinin de kendi içerisinde bir takım sıkıntıları var. Büyümenin getirdiği ekonomik zorunluluklar nedeniyle iş nitelikten niceliğe kayacaktır. Burada önemli olan niteliksel dertleri olan insanların çoğalması ve onların sık sık bir araya gelebilecekleri bir ortamın oluşmasıdır.

Süleyman Akım: Bence platformu doğru oluşturmak gerekiyor. Bütün disiplinlerin aynı şirket içinde olması da çok gerekmiyor. Mühendislik disiplinleri aynı şirket içerisinde olabilir. Biz bu konularda “Multi Disiplinli Proje Ofisleri Nasıl Olmalıdır” başlığı altında çalıştaylar düzenledik. Geçmişte denenmiş bazı modeller var. Multi disiplinli şirketlere gitmeliyiz ama uluslararası arenaya çıktığımızı var saydığımızda hep bu tarz büyük şirketlerle karşılaşıyoruz.

Müsaade ederseniz devamında sormak istediğim soruyu da sorayım, birlikte cevap verin. Sektörün birçok sivil toplum kuruluşundan ve devletin ilgili birimlerinden yurtdışı mühendislikler konusunda söyledikleri var. Bu açıdan yurtdışından iş alabilmek için bu tür yapılar gerekli mi?

Süleyman Akım: Bu konuda sizinle daha önce de konuştuk. Devlet büyükleri yurtdışına iş ziyaretleri yaparken yanlarına mimarlar yerine müteahhitleri alıyorlarsa, bu insanlar döndüklerinde mimarlara, mühendislere iş veriyorlarsa biz yine taşeron olarak kalmaya devam ederiz. Çünkü niteliğe bakılmadan kim ucuzsa ona iş veriyorlar. Oysa o ziyaretlere projeciler katılsa ve işi onlar alsa, teknik müşavirler alsa, müteahhitti bizler seçebilsek, işler çok daha farklı olacaktır. Tasarımcılar olarak bizler veya mimarlar başbakanın uçağına binsek –Ünlü popüler mimarlar nasıl popüler oldular?- birçok şey değişecek. Dolayısıyla başka ülkeler önce popüler mimarlarını size sunuyorlar, popüler inşaat firmalarını sunmuyorlar. O mimar da işi alınca kendi ülkesinin malzemeleriyle işi tasarladığını söylüyor ve onun istediği malzemeler kullanılıyor.  İşte takip edilmesi gereken yöntem budur. Tasarımcıların önce işi almaları, tasarımlarını yerli imalatlarla dizayn etmeleri ve beraberinde müteahhit firmaların seçilmesi gerekiyor. Bir de imalatçı firmaların ve müteahhitlik firmalarında uluslararası standartlara uygun hale gelmeleri gerekiyor.  Belki de en büyük eksiklik burada… O nedenle şimdi bu çalıştaylarla yapmaya çalıştığımız şey bu sistemdir.

Boğaçhan Dündaralp: Ben de bu konuşmalara kesinlikle katılıyorum. Bizde sistem tersinden işliyor. Normalde bu işin proje sürecinde, işin niteliklerini üreten insanlarla, bu nicelikleri talep edecek ve sürdürebilecek insanlar aynı insanlar fakat işveren müteahhit olduğunda projede bir nitelik talep ediyorsa nitelikli iş ortaya çıkıyor, bir nitelik talep etmiyorsa nitelikli bir iş ortaya çıkmıyor.

Süleyman Akım: Biz genelde yurtdışı projelerde elimizdeki teknik şartnamelere göre hareket ediyoruz. Bu teknik şartnameleri kimler hazırlamışsa, onun isteklerine göre malzemeler seçiliyor. Dolayısıyla işin standartlarını koyanlar bizler olmalıyız. Bunun içinde bu tip işler alabilecek ofislerimizin olması ve bu ofislerin de edindikleri deneyimleri diğer ofislerle paylaşmaları gerekiyor.

Bir de kontrollük kavramı var?

Süleyman Akım: İşin kontrollüğü bizde olduğu zaman, uygulamacıların sıkça şikâyet ettikleri “mekanik sistem düşünülmüyor, sadece görsellik düşünülüyor.” şikâyetlerine müdahil olabiliyoruz. Uygulamadaki mekanik bozuklukların sebebi kontrollük mekanizmasının doğru işlememesinden kaynaklanıyor. Projeye uygun çözümleri yerinde kendilerinin üretmeye çalışmalarından kaynaklanıyor. Oysa uygulama sırasında da tasarımcının kontrollüğü devam etmeli. Uygulamanın projeye uygunluğunun kontrolü mutlaka devam etmeli. Fakat mal sahibi bazen ucuzluk nedeniyle, bazen kendi zevkine göre başka iç mimar çağırıldığında bir takım sıkıntılar yaşıyoruz. İşte o zaman menfezler başka başka yerlere konulabiliyor.

Boğaçhan Dündaralp: Bizim dilimiz çizim, çizimin yetmediği yerde teknik bilgiler, dökümanlar… Normal şartlarda projeyi çizene gerek kalmadan o çizimin okunup anlaşılıp bir şekilde uygulanması gerekiyor. Fakat mevcutta iki durum söz konusu oluyor, birincisi bunları okuyan kişiler projeyi okuyamıyorlar. Proje çiziminde ne olduğunu görüyor ve kafasına göre, bildiği kadarıyla yapıyor.  O projeyi anlayarak, kavrayarak, özümseyerek hareket etmiyor. İkincisi o kapsamda olmadığı için kendi dağarcığı ile hareket ediyor. Proje birazcık dağarcığının dışına çıktığı zaman, “Buna ne gerek var, bunu yapsak olmaz mı? Bunu şu şekilde de çözeriz.” diyor.

Boğaçhan Dündaralp: Ben mesleki kontrollüğü çizimlerin uygun biçimde yapılıp yapılmamasından çok, projenin doğru anlaşılıp anlaşılmamasından, uygulama sürecinde de hangi aşamada hangi çözüm atlanırsa, daha sonra hangi problemler çıkabileceğini öngörebilmek için talep ediyorum. Yoksa ben zaten projemi detaylı olarak çizmişim. Projeyi anlayacak ve doğru soruları soracak bir uygulayıcı olsa istenilen nitelikte olacaktır. Fakat soracakları soruları ben zaten çizerken ve kontrollük yaparken kendime soruyorum. Ayrıca çıkabilecek problemleri öngörüp hazırlıyorum, bir değişiklik olduğu zaman mekanik tasarımı hazırlayana soruyorum o da hesaplarını tekrardan gözden geçiriyor. Bütün bunlara rağmen iş ilerlemiyor.  Birisi gelip bizim projeyi hazırlarken yaşadığımız süreci bilmeden, “Ben öyle yaptım oldu.” diyor. Sonrasında ise mal sahibi, “O kadar mimar, mühendisle çalıştık yine olmadı!” diyor.   Sonuç olarak bütünleşik tasarım dediğimiz şey bütün aktörlerin, uygulamacı, mal sahibi hepsinin etkin olmasıdır.

Süleyman Akım: Burada mal sahibi derken, bir konut üretiliyorsa, konutu alan kişiden bahsediyoruz. Konutu alan, ne aldığını bilmeli…

Boğaçhan Dündaralp: Süleyman Bey’in aktörler dizisinin yerleri değiştiğinde şöyle bir değişiklik oluyor. Normal şartlarda Türkiye’deki anonim mimarlık, belli bir çıtayı aşmış ve meta olarak değeri çok yükselmiş işlerde çok fazla risk alınmıyor. Hatta bu tip işlerin çok garantili bir mimarlık ofisine gitmesi gerekiyor, hiç risk alınmıyor. Fakat iş giderek anonimleşmeye başladığında da aktörlerin yeri değişiyor. Mimarlar ve mühendislerin rolleri ve onlardan talep edilenler oldukça sınırlanıyor. Bu rol resmi mevzuatları aşacak kadar bir çizim üretmekle yeterli olarak görülüyor. Buradaki problem, ya çok profesyonel ya da amatör dünyaya kendinizi teslim ediyorsunuz. Netice olarak iyi bir yapı üretmek için,  sadece iyi bir mühendislik, mimarlık ofisinden çıkış olması değil, müşterisi, mal sahibi, müteahhitti, taşeronu hepsinin ortak bir dil üzerinden anlaşıyor olmaları gerekiyor. Yoksa biz hangi nitelikte iş yaparsak yapalım mevcut sorunların üstesinden gelemeyiz.

Nasıl çözülür bu problemler, sorusunun cevabı birçok konuda olduğu gibi yasalar mı?

Süleyman Akım: Bakın İmar Yönetmeliği yine değişiyor. Tesisatla ilgili alanlar, kış bahçeleri, şaftlar yüzde 25’i geçemez diye bir madde konulmuş.

Boğaçhan Dündaralp: Deseler ki, kullanılmayacak bütün hacimler emsal dışıdır, herkes rahatlayacak. Yasa koyucular meseleyi çözme yönünde değil, yaptırtma yönünde tavır koyuyorlar.

Süleyman Akım: Fakat onlar da kötüye kullanıldığını iddia ediyorlar. Çünkü bazıları kış bahçesi diyor sonradan salona katıyorlar.  Şaft diyorlar odaya katıyorlar. Acaba rant metrekarede mi yoksa başka bir yerde aramak lazım. Biz hedef kitlemizi de doğru belirlemiyoruz. Biraz da buradan kaynaklanıyor ama hedef kitle de seçici değil.

 Peki, aranızdaki diyalog nasıl gelişir, daha öncesinde bu diyaloğu nasıl kurabiliriz?

Süleyman Akım: Ortak platformlar oluşturulmak zorunda yani ortak bir model üzerinde çalışarak proje üretmeliyiz. Mesela Bim ile tasarım yapma konusu bizi birbirimize daha fazla yaklaştıracak. Çizim ana hedef değil, ara ürünmüş gibi hareket etmeliyiz. Zaten o modeli işveren de kullanıyor, işverenin yaşamı boyunca kullanacağı bir model oluşturuyoruz. O model için de ne kadar enerji sarf ettiği, ne kadar enerji tasarruf ettiği, suyu ne kadar harcadığı, bakımının ne kadar maliyetli olacağına giden bir süreç başladı, bu zaten bize daha yakın. İnsanca yaşanılabilecek yapılar yapmak istiyorsak birlikte çalışmak zorundayız. Mesela enerji etkin bina konusunda daha önce yaptığımız örnekler var, gördük ki böyle bir şeyin olması mümkün değil. Yapı, önce manzaraya mı yönelecek, enerjiye mi yönelecek? Bunun kararını birlikte veriyor olmak lazım, enerjiden mi kazanacaksın, manzara mı seyredeceksin? İkisinin optimal noktasını yakalamalıyız. Zaten bir sürece girilmiş durumda, bunu hızlandırmamız lazım ama biz tasarımcılar bu treni de kaçırırsak biraz zor toparlarız çünkü tasarım Türkiye’de çok iyi bir noktaya geldi. Türkiye’deki tasarımcıların artık aranır noktaya gelmesi çok yakın çünkü ne kadar özveriyle çalıştığımız ortada ama bizim arkamızdaki yönetmelikler, standartlar biraz belimizi büküyor. Enerji etkin bir bina olsun ama biraz küçük olsun çünkü onun temizlik maliyeti bile bir maliyettir. İhtiyacın olmayan bir şeye neden sahip olasın ki? İki oda işimi görüyorsa, neden beş odalı evde oturayım. Onun faturasını ödüyor olman gerçek faturayı ödediğin anlamına gelmiyor. Enerji olarak da, temizlik maddesi olarak da, doğada kapladığı alan olarak da o kadar kütle zarar çünkü yeryüzündeki her bina bana göre bir sivilce gibi duruyor. Bizim insanca yaptığımız yapılar dahi doğaya zarar veren şeyler, doğaya ayırı bir şey yapıyoruz. Artık kar yağmıyor, bu kadar binanın kütlesi havayı ısıtıyor. Bunları düşünerek hareket etmemiz gerekiyor. Şimdi herkesin birkaç tane yapısı var, ihtiyaç olmadığı halde boşa duran yapılar. Belki eski binaların ya da okulların yazın kullanılması, tarihi eserlerin kullanıma kavuşturulması gibi yeni yapılar yapmaktan çok eskileri kullanma yoluna gitmemiz daha iyi olacaktır. Bu açıdan bakınca bunlar sadece bizim çözeceğimiz konular değil, bu konularda toplumun ortak bir bilinçte olması lazım.

Boğaçhan Dündaralp:  Biliyorsunuz ki; biz kalkınma dönemindeyiz. Kalkınırken de kalkınmış ve elindekinin kıymetini bilen, değerlerinin farkında olan ülkeler gibi değil de var olanı yakıp yıkan ve oradan yeni bir model üretmeye çalışan bir ülke konumundayız. Bu ortaklık biraz daha bir ara mekanizma üzerinden kurulacak ve bence çok temel bir ortaklık. Süleyman Bey gibi başka bir mühendisle nasıl karşılaşacağım, o mühendisi nereden bulacağım? Bir durum üzerine, bir platformda neyi konuşacağız? Herkesin kendi disiplinine ait biriktirdiği bilgi dışında hepimizin ortak terminolojisinde olan, birbirimizle konuşmamız gereken konulara ait bilgilerinin de olması gerekiyor. Biz böyle bir iletişim kuramıyorsak yani ben mimar olarak tesisat ve mühendislik alanlarında belli bir noktaya kadar bilgi sahibi değilsem, mühendisler aynı şekilde diğer aktörlerin terminolojisini belli bir noktaya kadar kullanamıyorsa bu bütünleşmiş durum üretilemiyor.

Süleyman Akım: Makine mühendisliği eğitimi, tesisat mühendisliği eğitimi değil, bu bizim şanssızlığımız. Bizde makine mühendisliği eğitimi fabrikada üretim yapmaya dönük. Tesisat bunun içerisinde çok küçük bir alanı kapsıyor fakat piyasaya baktığımızda Türkiye’de en çok bina üretiliyor. Tabi otomotivde de, tekstilde de makine mühendislerinin görevi var ama tesisat mühendisliği konusunda bir sıkıntı var, bu görev ofislere düşüyor. Mühendisin birkaç yıl ofiste yetişmesi gerekiyor ki tesisatı, binayı anlasın. Mühendis mezun olduğunda daha kolonu, kireci bilmiyor ki siz ona binayı anlatasınız, mimariden bahsedesiniz. O noktaya gelmesi için epey zamanın geçmesi gerekiyor. Hâlbuki okullarda yapı mühendisliği bölümleri olsa, bu ofislerin sırtındaki yük de azalacaktır. Avrupa’da mekaniği ve elektriği aynı olan bölümler var, yapı için hem elektrik hem tesisat konusunda uzmanlar. Biz biraz da bu yüzden ayaklarımızın üzerinde zor duran firmalarız.

Boğaçhan Dündaralp: Bir de bu bilgi; bir talep edilmiyor, iki; bu bilginin karşılığı yok, siz bunun bir değer, bilgi ve hizmet olarak  karşılığını almıyorsunuz.

Süleyman Akım: Hem ürün satıcılar, hem müteahhit firmalar tasarım yaparlarsa tasarımcılardan ne bekleniyor? Demek ki siz hasta olunca önce eczaneye gidiyorsunuz.

Boğaçhan Dündaralp: Kısa bir örnek; ben mimar olarak neyi talep ederim? Örneğin; bir tasarım kararı vereceğim. Bir yapıyı yüksek katla mı çözeceğim, yatay mı çözeceğim? Çok basit bir şey; önce yüksek katla çözdüğümde bana ne gibi sıkıntılar çıkaracağına bakıyorum. Daha sonra makina mühendisine dönüyorum ve diyorum ki; yüksek katla şöyle bir yapı çözüyor olsak başımıza ne gibi işler açılır. Ortada daha hiçbir şey yok. Kimileri kendi deneyimleri doğrultusunda bir şeyler söylüyor, kimileri hangi faktörlerle yüz yüze kalabileceğimize dair bir liste çıkartıyor, kimileri de o konuda çok fazla bir fikir beyan etmiyor. Benim mimar olarak daha en başta vereceğim kararlarla ilgili birileriyle konuşmam lazım. Bu kararı belki çoğu mimar kendi başına veriyordur ama ben bunu soran bir insan olarak sorularıma yanıt verebilecek insanlar arıyorum. Bu yüzden disiplinler arası durum ve bilgi çok önemli. Kaç tane tesisat mühendisi mimarlık, yapı üzerine ortak dağarcıktan beslenecek biçimde kendini geliştiriyor. Genel yapı kültürüne hakim. Bu merakla da alakalı bir konu. Ben bütün bu bilgi dağarcığının ancak ortak bir yapı kültürü üzerine kurulu bir bütünün parçası olarak, o konuda uzmanlaşarak ilerlemenin, bu kültürü oluşturmak yönünde bir etkileşim sağlamanın iyi olacağını düşünüyorum.

soylesi-yazıyı pdf olarak okumak için tıklayınız.

2013/6: “Entegre Eğitim Tesisleri” üzerine konuşma / XXI mimarlık kültürü dergisi

Haziran 14, 2013 § 1 Yorum

dosya-1-1dosya-2-2

 

konuşmayı pdf olarak okumak için tıklayınız.

konuşmayı dergiden okumak için tıklayınız.

2012/08: LMYO Şantiye Haberleri II / Lüleburgaz

Ağustos 13, 2012 § Yorum bırakın









daha önceki şantiye haberleri ve proje hakkında detaylı bilgi için tıklayınız.

Creative Commons Lisansı
Bu çalışma Creative Commons Attribution-Gayriticari-NoDerivs 3.0 Unported Lisansı ile lisanslanmıştır.

2012/06: türkiye’ de mimarlık düşünce-tasarım-uygulama pratikleri’ne dair… / arredamento panel metni

Ağustos 10, 2012 § 1 Yorum

“İTÜ Mimarlık Fakültesi’ nde 27 Aralık 2010 tarihinde “Türkiye’ de Mimarlık: Düşünce-Tasarım-Uygulama Pratiklerine Dair…” başlıklı bir panel gerçekleştirildi. Toplantının organizasyonunu yapanlar, Mimarlık Bölümü “Günümüz Mimarlık Düşünceleri ve Tasarıma Yansımaları” seçmeli dersinin öğrencileriydi. Panelin moderatörlüğünü Ayşe Şentürer yaptı. Ferhan Yürekli, Semra Aydınlı, Uğur Tanyeli, Şevki Pekin, Nurbin Paker, Deniz Aslan, Ertuğ Uçar, Boğaçhan Dündaralp konuştular. Bu panel metnini Ayşe Şentürer ve Didem Sağlam yayına hazırladılar.”
– fotoğraf: arkitera.com

medya içeriğini .pdf formatında görmek için tıklayınız.

panel hakkında detaylı bilgi ve söyleşi metni için tıklayınız.

2012/06: söyleşi / çelik yapılar dergisi

Ağustos 10, 2012 § Yorum bırakın



söyleşinin tamamını .pdf formatında okumak için tıklayınız.
Creative Commons Lisansı
Bu çalışma Creative Commons Alıntı-Türetilemez 3.0 Unported Lisansı ile lisanslanmıştır.

2004: genç çizgiler / AMV genç mimar ödülü

Temmuz 20, 2011 § Yorum bırakın

_ medya içeriğinin tamamını .pdf formatında görmek için tıklayınız.

Where Am I?

You are currently browsing the söyleşi category at boğaçhan dündaralp.

%d blogcu bunu beğendi: