2015/03: Asıl soru(n)un peşine düşmek/ Mimarlık Semineri 2015 / “ Türkiye Mimarlık Eğitimi Politikasına Doğru ” Tartışma Metni

Mart 9, 2015 § 2 Yorum

06032015

 

 

Asıl soru(n)un peşine düşmek

Mimarlık Semineri 2015 / “ Türkiye Mimarlık Eğitimi Politikasına Doğru ” Oturumu

Bülend Tuna’nın bildirisi üzerine; Boğaçhan Dündaralp ’in tartışma metni.

 

Bildiri ve içeriğine yönelik bir değerlendirme yapmaktan öte konunun özgün bağlamına ilişkin bir değerlendirme yapmak istiyorum.

Size düşüncelerimi aktarmadan önce de bir şey okumak istiyorum;

Eğitim danışmanı bir arkadaşım paylaşmış:

Bir özel ortaöğretim kurumunun Fütürist Senaryo yarışmasına katılan öğrencilerle söyleşi ve sonrasında forum yapılmış; Eğitim danışmanı arkadaşım da şu soruları sormuş:

Siz telefon ve internet bağımlısı bir kuşak mısınız? Gözünüzü ekrandan ayırıp gerçek ilişkiler kuramıyor musunuz?

Gelen yanıtlar şöyle:
– Yetişkinler önce kendi iş ve ekran bağımlılıklarını çözsünler
– Bizi sitelerde diğer insanlardan ayrıştırarak yaşatıp sonra neden arkadaşımız olmadığını mı sorguluyorsunuz.
– İlişkilerde sorun varsa telefon ve internetten önce ekonomik sistem, kültürel yapı, aile vb. gerçek sorunlara odaklanın telefon küçük mesele, biz onu çözeriz.
– Bizi kendi döneminizin ilişki biçimleri ile kıyaslamanız doğru değil, her dönem kendi ilişki biçimini yaratır.
– Bugünün ilişki biçimlerine yargılamak için değil anlamak için bakarsanız anlarsınız.

“Bunlar sadece hatırlayabildiklerim ve anlayabildiklerim. Eğitimciler ve anne babalar olarak çocuklar ve gençler hakkında konuşmayı bırakıp onlarla konuşmaya başlasak diyorum. “

Diyerek de paylaşımını bitirmiş…

Ne kadar haklı değil mi?

Her kuşağın içine doğduğu bir dünya/ortam var. Her kuşak bir sonraki kuşağın ortamını hazırlıyor. Benim de  “kuşak olarak bugünün ortamındaki sorumluluk alanımızı nasıl tarif etmeliyiz?”, “Temelde hangi soruları sormalıyız?”  Gibi sorularım var…

Modern dünyada hepimiz doğduğumuz andan itibaren temas edilir dünyanın üstüne bizden önceki kuşağın “öğrenilmiş dünyasını” cehalet örtüsü ile kaplanırız.

Öğrenilmiş bir dünyanın kurbanı olarak büyürüz.

Hayata dair kendi varoluş stratejilerimizi üretmek yerine; bizler için hazırlanmış patikalardan yürürüz. Kendi zekâmızı değil; bize öğretilen zekâyı kullanırız.

Oysa kendi zekânı kullanmak bir sorumluluk üretir. Karşılığında da bedelini ödetir. Başka bir zekâyı kullanmak ise meşruiyet üretir.

Çelişkiler de burada başlar. Örneğin mimarlar ve meslek odaları Zorlu Center’dan 3. Havalimanı’na kadar Projesinden, pek çok yapı ve proje karşı çıkmış, davalar açmıştır. Ama projeler de, yapılar da mimarlıkları da meşrudur. ( ya da meşrulaştırılmıştır.) Bu projelerin altında imzası olan mimarlar, projelerine karşı çıkan odaları tarafından ödüller verilmiş hatta Büyük Sinan ödülü ile onurlandırılmışlardır.

Pek çok şey yanlıştır. Ama ne yazık ki meşrudur ve meşrulaştırılabilir.

Temel sorunumuz öğrenilmiş ya da bize dayatılan zekâlar yerine; kendi zekâlarımızı özgürleştirerek kullanabileceğimiz, bu zekâların birbirini besleyeceği, zenginleşebileceği ortamların kurulamamasında, üretilememesindedir. Meşruiyet ortamı her açıdan kolaydır. Adapte olunabilir, hızla öğrenilebilir, sonuçları hızla alınabilir.

Hepimiz yıllardır bu ve benzer ortamlarda “ Düşünen, sorgulayan, soru soran ve üretimlerini cesurca ortaya koyabilen zihinlere ihtiyacımız var” diyoruz. Ama bunun için ne kadar çaba harcıyoruz ya da harcadık. Kurumlarımızı, ortamlarımızı ne kadar dönüştürdük/dönüştürebildik.

Kurumlarımız hep ters işliyor. Önce kurumlarımızı kuruyor. Sonra içeriği ve ortamları oluşturuyoruz. Oysa peşinde koştuğumuz şeye göre kurumlarımızın çatkısı kurmamız gerekmiyor mu?

Mimarlık öğrenilen bir şey olmaktan çok keşfedilen bir şeydir. Hatta bazen icat edilen bir şey…

Mimarlık öğretilen ve sadece öğrenilen bir şey olmadığı için belki mimarlık nedir? Mimar kimdir sorularından önce mimarlık ne işe yarar? Ne için ve ne pahasına yapılır? Sorularının peşine düşmek daha önemli olabilir? İşte o zaman mimar da mimarlık da kendi ifadesini kendi koşul ve ortamlarında açığa çıkartabilir?

Deneyimlerimiz bunun tersinin bugün için bir anlam ifade etmediğini bize sürekli gösteriyor.

Mimarlık eğitiminden anladığım bir “ortam”. Bunu sadece okul ve kurumsallaşmalar olarak değil; kendi zamanın kesitine giren ve birbiri ile etkileşen her tür düşünce ve praksis ortamının uzamsal ortaklığı olarak görelim.   Etkileşimin de yanıtlar değil, soruların peşinden koşulan üretimlerle kurulduğu bir ortam…

Belki bu sayede bugünün bölünmüş zihin ve mekân pratiklerinin yarattığı düşünce ve pratik arasındaki uçurumu aşmak ve yeni bağlar kurmak mümkün olur; Ve gündelik hayat pratiklerinden de beslenen ve birbirini sürekli genişleten bir uzamda kendimizi işe yarar hale getirebiliriz.

Bülend Tuna’nın gösterdiklerinden yola çıkarak, şimdi yapılan çalışma ve örneklere bakınca; Başka kontrol mekanizmalarını beğenmeyip kendi kontrol mekanizmalarımızı üretmek işe yarar mı? Diye sormadan duramıyorum.

Belki pratikte evet ama esasta hayır. Gerçekliği kopyalayan ve tekrar eden, teknik dünyaya ve onun temsiliyet ve teslimiyetlerine mahkûm olan mimardan bahsetmiyorsak eğer…

 

Teşekkürler.

Boğaçhan Dündaralp, 06.03.2015

 

 

2015/02: INFOCORE // : A Video Kiosk @ Buyukada / Competition /ITU / jury

Şubat 4, 2015 § Yorum bırakın

INFOCORE 9

“INFOCORE // : A Video Kiosk @ Buyukada” başlıklı yarışma, “TRANSP( )SE” teması ile işlenecek olan yarışma ITU (İstanbul Teknik Üniversitesi), Mimarlık Fakültesi, Mimari Proje Stüdyosu 7 tarafından düzenleniyor ve 2015 Bahar Dönemi stüdyosunun ilk ayını kapsıyor. İstanbul’da aynı dönemde okuyan mimarlık öğrencilerinin de katılımına açık yarışmanın dili, ingilizce.

Jüri:

  • Alper Derinboğaz
  • Ayşe Şentürer
  • Boğaçhan Dündaralp
  • Deniz Koç Çeliker (Adalar Müzesi Küratörü)
  • Erenalp Büyüktopçu
  • Hakan Tüzün Şengün
  • Meriç Öner(SALT)
  • Zeynep Aydemir

“INFOCORE // : A Video Kiosk @ Buyukada”, öncelikle Büyükada’nın tarihçesi ve coğrafyasından hareketle seçilen herhangi bir noktada adaya eklemlenebilecek bir yapının/yapıların tasarımını talep ediyor.

Bu çerçevede yaklaşık 300 m3 hacim içinde her tür ekolojik, teknik ve poetik gerekçelerle üretilebilecek bir yapının tasarlanmasını amaçlayan yarışmanın teslimi, sergi ve jüri oturumu 26 Şubat 2015 Perşembe günü saat 14:00’da Taşkışla 3505 no’lu stüdyoda gerçekleşecek.

Sonuç ürün olarak iki adet A2 boyutlarında dikey hazırlanmış poster teslim edilecek.

Practice Run

 

 

11018855_10153057780888116_4281596077648552105_n10167931_10153058207343116_5517427751836985724_n

 

 

projeler için:

https://archstudiotrans.wordpress.com/

yarışma sonuçları haberi mimarizm: 

yarışma sonuçları haberi arkitera:

Yarışma Haber linkleri:

arkitera

mimarizm

yem

 

 

2013/11 Architecture Design Theory /Panel/ İTÜ

Kasım 16, 2013 § Yorum bırakın

1377139_10152237733924418_792799412_n

18/11/2013  “Kent Bağlamında Kırılmalar”:

Erbatur Çavuşoğlu & Boğaçhan Dündaralp / İTÜ Taşkışla 109

2013/10: Kozbeyli Köyü ‘sınır’ Atölyesi / izmir Gediz Üniversitesi / workshop

Kasım 16, 2013 § Yorum bırakın

9

6 5

broşür2_t

KOZBEYLİ İÇİN KENTSOYLU  SINIR OKUMALARI /  KOZBEYLİ’DE KENTİ OKUMAK

Kozbeyli Köyü İçin Bugün Köy Olma Sınır/ı/ları Nedir?

Kentin Dönüştürücü İzlerini Köyün Yapısal Sınırları Üzerinden Açığa Çıkartma Denemesi…

Kozbeyli’yi Hala Köy Olarak Tanımlamamıza İzin Veren Sınırları Tasarım Araçları ile Keşfetmek…

ÇALIŞMA MATERYALLERİ:

Atölye grubu için:

A0 hava fotoğrafı uydu görüntüsü (mümkün ise) / Ya da A3’lere göre karolajı yapılmış, kesilmiş de olabilir…

Farklı Renklerde  ‘post-it’ ler (kare-büyük format), Farklı kalınlıklarda siyah mürekkepli/keçeli kalemler,

Renkli kalemler / yazı ve boyama için; Fosforlu kalemler; Şeffaf eskiz bandı,

2mm Oluklu karton, maket bıçağı, yapıştırıcı ( çok sayıda olması gerekmez; taşınabilir az miktarda kavramsal maket, pafta üzerine soyut model vs… için gerekirse.)

Kozbeyli hakkında elde edilebilir bilgiler ( tarihsel, fiziki ve sosyal yapıya dair…; topografya kot eğrileri vs…bulunabilirse… Bu bilgiler atölyeye başlamadan önce öğrenci ve yürütücülere incelenmesi için gönderilebilirse iyi olur.)

Öğrenciler için:

A3 boyutunda Kozbeyli hâlihazır haritası veya uydu fotoğrafı çıktıları…(her öğrenci+ atölye yürütücüsü için)

A3 eskiz, A3 sert altlık, yeterli sayıda kıskaç

Fotoğraf makinası, dizüstü bilgisayar, (  gerekli yazılım donanımları), not-eskiz defterleri,

A3 printer (yazıcı)

41237 8

1397280_10151487903474649_1656702826_oIMG_752310

Kozbeyli Atolye Brosur

BD Atolye Notları 5-6 Eki 2013

2013/09: Transition / Transection / Transportation //: Public Space and Other Stories: Design Competition; EmotionStop / İTÜ

Eylül 21, 2013 § Yorum bırakın

EMOTIONSTOP_1 EMOTIONSTOP_2 EMOTIONSTOP_3

Prof. Dr. Ayşe Şentürer’in yürütücülüğünü üstlendiği Mimari Tasarım Stüdyosu 6/7, 2013-2014 güz yarıyılı döneminde, “Transition / Transection / Transportation //: Public Space and Other Stories” temalı bir tasarım yarışması düzenliyor.

İTÜ Mimarlık Fakültesi öğrencilerinin katılımına açık olan ödülsüz yarışmanın son başvuru tarihi 30 Eylül 2013.

Proje alanı olarak Mecidiyeköy‘ün seçildiği yarışmada, günlük koşturmaca esnasında, kamusal alan içerisinde bir yayanın kısa süreliğine durup, kendi kendine kalacağı bir mekan/pasaj/yer tasarlanması amaçlanıyor.

Yarışma Takvimi
Yarışmanın duyurulması: 19 Eylül 2013
Son Başvuru ve teslim tarihi: 30 Eylül 2013, 14:00
Sergi: 30 Eylül – 7 Ekim 2013

Jüri
Alper Derinboğaz – Salon Architects
Ayşe Şentürer – İTÜ
Banu Uçak – YEM
Boğaçhan Dündaralp – DDRLP
Hakan Tüzün Şengün – İTÜ
Meriç Öner – SALT
Zeynep Aydemir – İTÜ

TRANS

YARIŞMA BLOG:

EMOTIONSTOP YARIŞMA İLANI PDF

EMOTIONSTOP bibliography okuma listesi

arkitera haber linki

mimarizm haber linki

2013/08: Dikili Köyleri için Rehber Denemesi / Yahşibey Tasarım Çalışmaları 31 / ESTV

Eylül 12, 2013 § Yorum bırakın

1 22-02-1 2-2 3 4 5 6 6-1 7 8 9

Yahşibey Tasarım Çalışmaları / 31

1-15 ağustos:yahşibey / 16-31 ağustos:istanbul

Bugüne kadar Yahşibey çalışmalarımızın tamamını Yahşibey için yaptık. Kimse bizden birşey istemeden kendi kendimize sorular üretip,yanıtlar bulmaya çalıştık. Anlamak,anlamlandırmak ve anlatmak üzerine kurulu olan bu süreç en azından vardığımız sonuçlar kadar önemli oldu. Bütünüyle gerçek olmasa bile bir ucundan gerçekliğe değen ve birileri daha ucundan tutsa, gerçek olabilecek olan şeylerle uğraştık. Gerçekliğin sınırlarını anlamaya,anladıkça esnetmeye çalıştık. Esnemeyecek kadar donuk ve zihin açıcı olmayanları yok saydık…

Zanaatkarlık,yerellik,taş/toprak gibi hemen elimizin altındaki malzemeler,görünmek ve kaybolmak,yapmadan yapmak,iklim,rüzgar,güneş,antikite,geçmiş

zaman,göç,komşuluk,etnisite,paylaşım,alışkanlıklar ve yenilik,karmaşıklık ve basitlik,kutlama ve şenlik,tören,gelenekler,mimarlar ve mimarsız mimarlıklar gibi konular üzerinde gözlemler yaptık,düşündük,tartıştık,anlamaya ve anlatmaya çalıştık.

Uzunca bir süredir mimarlığın gündeminde olan ‘kentsel meseleler’den uzaklaşıp,’kırsal meseleler’e geçmeyi denedik. %75’inin kentlerde yaşadığı söylenen Türkiye’de kentleşme üzerine duymadığımız kalmadı. Kentleşmiş olsak bile kentlileştiğimiz söylenebilir mi? Yoksa bir zamanlar üzerinde konuşulan “köy kent”ler mi oluşuyor?

İşte biz bunlar üzerinde düşünürken ‘büyük kent yasası’ çıktı ve köyler mahalle oldu…

Dikili belediyesinden arayıp,yeni yasayla oluşan durumda ne yapmaları gerektiği konusunda birlikte çalışmak istediklerini söyleyip,yaz okulunda bu konuda bir ön çalışma yapıp, yapamıyacağımızı sordular. Hemen evet dedik ve ne yapacağımızı tam olarak bilemediğimiz bu konuda çalışmaya karar verdik.

Yapacağımız çalışma temel olarak bir ‘tasarım rehberi’ olarak düşünülebilirdi; kırsal kesimde model olabilecek bir tasarım rehberi. Yaz okulunun 15 günlük süresi içinde bu tasarım rehberini yapamazdık ama 25 köyde araştırma ve tesbitler yapıp,ortak paydalar bulmaya çalışır,bu ortak paydalar içinden ‘sürdürülebilir’ olanları belirleyebilirdik. İstanbul’da sürdürmeyi düşündüğümüz ikinci aşamada ise Yahşibey çalışmalarından bazı ara sonuçlara varabilir ve daha sonra bu çalışmaya katılacak olan ekiplerle vardığımız sonuçları paylaşır, etkin bir biçimde bu çalışmaya eklemlenmelerini sağlayabilmeyi umuyoruz. Henüz ne ile karşılacağımızı bilmiyoruz. Nasıl bir sonuç üretebileceğimizi de. Ama iyi bir iz üzerinde olduğumuzdan kuşkumuz yok. Bu yüzden de denemeye değer diye düşünüyoruz.

Nevzat Sayın (www.nsmh.com) ve Boğaçhan Dündaralp (www.ddrlp.com) önderliğinde gerçekleşmiştir. Yahşibey Tasarım çalışmaları ESTV (Emre Senan Tasarım Vakfı)  çerçevesinde gerçekleşmektedir: http://www.yahsiworkshops.com/

çalışma dokümanı pdf’ini buradan inceleyebilirsiniz_

Katılımcılar:

  1. ONUR KARADENİZ                       (İTÜ)
  2. ÖZGE ÖZKUVANCI                       (GYTÜ)
  3. YILDIRIM YAZGAN ARIKAN         (YÜ)
  4. YEŞİM YIKILMAZ                          (BÜ)
  5. ELİF GİZEM AKILLI                       (DEÜ)
  6. MERT KALKAN                             (YTÜ)
  7. NESLİ NAZ AKSU                          (İTÜ)
  8. HARUN KOLAY                             (YTÜ)
  9. SEVGİM AYHAN                           (BAU)

2013/08: AGORAPARK: İçinden Park Geçen Yapı / “Kültür ve Sosyal Etkinlikler Evi” Ytong Ulusal Mimari Fikir Yarışması

Eylül 11, 2013 § Yorum bırakın

11

40713 - P01-c1

40713 - P01-vz40713 - P01-c2p17

AGORAPARK  :  İçinden Park Geçen Yapı

 

Kilin içi oyularak testi şekli verilir.

Testinin var oluşu boşluğundadır.

Lao Tzu

BİR YAPI OLARAK B•ŞLUK

Semt Kültür ve Sosyal Etkinlik Evi temel nitelikleri itibarı ile lokal bir yapıdır. Mahalleden olanın, semt sakininin ve şehirlinin buluştuğu bir yerdir öncelikle.

Bu buluşma SEMT ile KENT’in buluşmasıdır. Kent yaşamında birbiri ile entegre olamayan, farklı sosyal ve kültürel katmanlar kentsel ölçekte biraraya gelmeleri için üretilen bu yapıda buluşur. Bu buluşma için zemin hazırlayan, donatısını sunan yapı öncelikle nitelikli DIŞ MEKÂN üretmelidir.

İLK SORU [ ? ]

İstanbul’da Anadolu yakası sahilinde, sahil yolu ve deniz arasında yer alan bir arsada bir Semt Merkezi nasıl bir – DIŞ – üretmelidir [ ? ]

Sahil yolu yaklaşımında şehirlinin açık alan kullanımı ve deniz ufku ile olan bağını koparmayan, günün her saatinde yaşayan bir AÇIK MEYDAN programın temel unsuru olarak ele alınmıştır.

Tasarlanan yapı donanımı azaltılmış, UCUZ ve BRÜT bir yapıdır. Ürettiği imkânlar ile var olan, kendini değil içindeki boşluğu ve onun farklı hal ve oluşlarını besleyen, koruyan ve iskân eden , kentin kültürel ve sosyal yaşamının ikamet edebileceği bir AGORA’dır.

“BAŞKA” İLE BULUŞMA

Semt ölçeğinde öncelikle nitelikli bir DIŞ MEKÂN  kurmayı düşünen bu yapıda üretilen etkin BOŞLUK’un  kullanımıyla şehirli “BAŞKA” olan ile buluşur. Farklı sosyal ve kültürel katmanlar bir arada olabilmeyi bu şekilde öğrenirler. AGORA günün her saati için farklı HAYAT’lar üreten bir jeneratör gibi çalışır. Açık hava sineması , başka bir gün yerini bir sergiye başka bir gün yerini deneysel bir tiyatro  mekânına bırakır.

SEMT MERKEZİ böylelikle , farklılıkların ve başkalıkların buluştuğu çok katmanlı bir zemin hazırlar. Bu  açık mekân beraber üretmeyi ve paylaşmayı deneyimlediğiniz yerdir.

40713 - P03-pl140713 - P03-pl2

A Ç  — K   Y A P I 

AGORAPARK ,  temelde basit ve çok amaçlı kentsel donatı üretmek fikri üzerine kuruludur. Geleneksel betonarme sistem ile YTONG yapı malzemesini bir araya getirir. AÇIK YAPI , mekân üretme kapasitesini kaybetmeden binayı neredeyse yük taşıyan iskelete kadar soyarak geri çeker. Işıltılı ama bir o kadar da içeriksizleşen yapı dillerinden uzak durarak algılarımızın YAPI’ya değil ama AGORA’ya odaklanmasına yardımcı olur.

Böylelikle semt merkezi, kentsel donatıyı azaltılmış bir basit yapı ile kurup programı ikiye böler ve içeride ürettiği boşluğu bir AÇIK PARK olarak şehirliye açar. Yapı bu şekilde zamana bağlı programlanmış aktiviteleri olanaklı kılacak GECE VE GÜNDÜZ yaşayan bir kamusal mekân üretir.

1 02d5 06f

A G O R A

AGORA’dan yapıya yaklaştıkça ölçek duygusunu yakaladığımız TAŞLIKLARA ulaşırız. Orada asgari bir kentsel donatıyı PARK’ın hizmetine sunan kapalı mekânlara ve bunları birbirine bağlayan esintili koridorlara ulaşmak mümkündür.

Koridorlar gün boyu yapının iç sirkülasyonunu ve iç yaşantısını ikame ederler ve diğer yandan PARK’ı beslerler. Yapı, çeperlerdeki iki blok boşluğu zenginleştiren eklere imkân veren, rampa, merdivenler ve hacimli duvarlardan oluşur. AGORA, her türlü katılıma açık, gece gündüz yaşayan bir meydandır.

 : // PROGRAM

ÇOK AMAÇLI SALON, FUAYE ve KAHVE gün boyu zemin kotu yaşantısını canlı tutar ve Park alanı buradan beslenir. RAMPA salonun açıldığı TAŞLIK ile üst kota bağlanır. İŞLİKLER , bağımsız ünitelerdir. Asma katlı bu atölye hacimleri dışarıdan tırmanan bir merdivenle üstte etüd odaları ve medyatek kotuna bağlanırlar. İşlikleri ayıran TAŞLIKLAR ise bu çalışma hacimlerine ait dinlenme ve buluşma noktalarıdır.

9a 20b P0054 9

K // P R Ü

Yapıyı oluşturan iki temel blok bir KÖPRÜ ile bağlanır. Köprü hem üst kot yaşantısını bağlar, hem de deniz ufkunu ve AGORA’yı seyir imkânı verir. Diğer yandan işlikler ve medyatek  gibi günün her saati kullanılan mekânlar iile çok amaçlı salon, fuaye ve kahveyi  PARK aktivitesini bölmeden bağlar.

 ∆ G [  ] R ∆ – P ∆ R K

İstanbul Anadolu yakasında, sahil yolu ve deniz kıyısı arasında yer alan bu yapıyı öncelikle SEMT için nitelikli  DIŞ MEKÂN üreten bir yapı olarak düşündüğümüzde YAPI programını ve temel varoluş gereklerini tarif ettiği PARK üzerine kurar.

AGORAPARK sahil yolundan kıyıya uzanan boşluk içinde uzanır. Yol üzerinden yapıya yaklaştığınızda aslında denize ve kıyıya doğru yürüyüşünüzü değiştirmeden, hem doğrudan teklifsiz biçimde PARK aktivitelerine katılırsınız, hem de kıyı boyunca düzenlenmiş diğer yaşam alanlarına rahatlıkla bağlanabilirsiniz.

YAPI bu biçimiyle kıyı-yol aksında doğal bir bütünlük ve yaya hareketi sürekliliği üretir ve PARK , bu AKIŞ üzerinde yaşar.

3 10e 12 13 19a P007

“Kültür ve Sosyal Etkinlikler Evi”  Ytong Ulusal Mimari Fikir Yarışması Projesi;

PROJE Müellifleri  :                                                                                                      

Hakan Tüzün Şengün

Boğaçhan Dündaralp

Yardımcılar: 

Çağrı Helvacıoğlu

Sarhang Dellal

Where Am I?

You are currently browsing the yayınlanmamış category at boğaçhan dündaralp.

%d blogcu bunu beğendi: